31 Aralık 2012 Pazartesi

28 Aralık 2012 Cuma

Pinuccia'nın Ocak Ayı Etkinliği - Necib Mahfuz




            Sevgili Pinuccia Ocak ayı için blogunda  Nobel Ödüllü yazar Necib Mahfuz'dan sizin seçeceğiniz herhangi bir kitabını okuyup, yorumlama etkinliğine başlamıştır. Etkinliğe katılmak isteyen arkadaşlarımızın Pinuccia'nın bloguna bildirmeleri gerekmektedir. Arkadaşımız blogunda açıklamayı detaylı yapmış.


            Pinuccia, etkinlik resmi için eşinize bende teşekkür ediyorum. Çok güzel bir çalışma olmuş.

23 Aralık 2012 Pazar

Biz Romantik Aşkın Psikolojisi - Robert A. Johnson


Yazarı: Robert A. Johnson
Yayınevi: OkuyanUs
Türü: Psikiyatri: / Psikoloji / Aşk
Sayfası: 190

            Analitik psikolojinin kurucusu Carl Gustav Jung'un  felsefesinden yola çıkılarak, en eski aşk hikayelerinden biri olan Tristan ve İsolde mitosunu ele alıp aşkı açıklayan ve aşkın nasıl olması gerektiğini anlatan  güzel bir kitap.
            Aşık olmanın bencillik olmadığını okuruz ve duyarız.ama nedense bir kulağımızdan girer öteki kulağımızdan çıkar. Bu kitabı okuyunca kitapta bahsedilmiş adıyla "insani aşkın", yine kitapta adlandırılan " romantik aşk"tan bambaşka olduğunu anlayacağız. Kitap bağlılığın, sadakatin önemini de çok güzel anlatıyor. Erkeklerin aşka bakışı ve aradıkları kadın, kadınların aşka bakışı ve aradıkları erkek modelleri çok güzel anlatılıyor. Bu kitabı okuyunca aşka bambaşka bir bakış açısıyla bakmamıza sebep olacaktır. Bu da asıl mutluluğun anahtarıdır. Yanı başımızdaki insanla aşkı, sevgiyi, sadakati ve bağlılığı bulmak yerine erkek için ulaşılmaz olacak kafasındaki model kadın kraliçe veya kadın için ulaşılmaz olacak beyaz atlı prens arayışlarının ne kadar kendimizi kandırmaca olduğunu anlayabileceğiz.
            Kitaptan bazı aktarımlarım olacak.
            "Sadakat ve bağlılık insan yapısının arketipidir. Bunlar bize yiyecek ve hava kadar gereklidir."
            "Aşk, bir insanı olduğu gibi kabul eden ve ona değer veren bir güçtür içinizde. İnsani aşk, gerçekte var olan insanı,bizim isteğimiz biçimde ya da ruhumuzdan akan yansıtmalar olmasını beklemek yerine kendi olduğu gibi kabul eder. Aşk bir başka insanın güzelliğine  değerine ve niteliğine kör gözlerimizi açan iç tanrıdır. Aşk o kişiye bir bütün olarak, bireysel bir kişi olarak değer vermemizi sağlar ve bu, olumsuz yanlarını olumlu yanlarıyla, kusurlarını hayranlık uyandıran nitelikleriyle birlikte kabul etmemiz anlamına gelir. Bir yanılsama yerine bir insanı gerçekten severse kişi, gölgeyi de bütünü kadar sever. Diğer kişinin bütünlüğünü kabul eder."
            "Aşk önem anlayışımızı değiştirir. Aşk yoluyla, diğer bireyin de evrende bizim kadar değerli olduğunu görürüz; bizim için onun bütün olması, tam olarak yaşaması, hayattan zevk alması kendi gereksinmelerimizin karşılanması kadar önem kazanır."
            "Aşk doğası gereği egosantrikliğin(ben merkezciliğin) tam tersidir."
             "Özünde aşk, takdir duygusudur, bir başkasının değerini görmektir: Kadını kullanmak yerine ona saygı gösterir, ona ne hizmet verebileceğini sorar kendine. Ve eğer o kadın da onunla aşk yoluyla ilişkili ise o da aynı tavırda olur ona karşı."
              "İki kişinin arasındaki ilişkili olma hali, birlikte yaptıkları küçük işlerde yaşanır; Günün telaşı bittikten sonra yapılan sakin sohbet, yumuşak, anlayışlı bir söz, günlük arkadaşlık, zor anlarda sunulan yüreklendirmeler  beklenmedik bir zamanda verilen küçük bir armağan, kendiliğinden gelen sevgi dolu bir davranış."
              "Bir çift gerçekten birbirleriyle ilişkili olunca, birlikte insan hayatının bütün alanlarına girmeye hazır olurlar. Heyecansız  zor ve sıradan şeyleri bile hayat keyifli ve doyurucu bir parçası haline dönüştürebilirler. Bunun aksine romantik aşk birbirleriyle "sarhoş" oldukları müddetçe, paranın dayandığı ve eğlencenin heyecan verici kaldığı sürece devam eder."
              "İnsani aşk karşısındaki kişiyi birey olarak görür ve onunla bireysel bir ilişki kurar. Romantik aşk karşısındaki kişiyi sadece dramda bir oyuncu olarak görür."
İnsani aşk kendi doğası gereği arkadaşlığı da içeir: İlişki içinde, evlilik içinde ve karı koca arasında arkadşlığı. Bir kadınla bir erkek gerçekten arkadaş olduğu zaman birbirlerinin zor yanlarını ve zayıf taraflarını bilirler, ama bunları yargılamaya hevesli değildirler. Asıl amaçları birbirlerinde kusur bulmak değil, birbirlerine yardım etmek ve birbirlerinden keyif almaktır."

15 Aralık 2012 Cumartesi

Kılıçların Fırtınası Kısım 1 ve 2 - George R.R. Martin


Yazarı: George R.R. Martin
Yayınevi: Epsilon
Sayfası: 600+600=1200
Türü: Fantastik Edebiyatı

             Kitap serisinin yayınlandığı ülkelerde en çok satanlar listesinden adının hiç inmemiş olması, Game of Thrones adlı fantastik dizisinin en çok izlenilen, merak edilen ve konuşulan olması kesinlikle abartı olamaz. Muhteşem bir seri, muhteşem bir dizi...Serinin her kitabı etkileyici. Yazarı George R. R. Martin'in kıskanlıacak kadar geniş bir hayal dünyasına sahip olması ve aynı zamanda dilinin akıcılığı bu serinin efsane olmasına sebeptir.
             Dün serinin beşinci kitabını bitirmiş bulunmaktayım. Serinin altıncı ve yedinci kitaplarını da aldım. Dördüncü ve beşinci kitaplarının toplam sayfası 1200. Bu kadar sayfayı okumak dile kolay. Bu nedenle serinin altıncısına başlamak için bir süre ara vermeyi düşünmüştüm ama beşinci kitap çok heyecanlı bir şekilde bittiği için çok uzun ara vereceğimi sanmıyorum. Altıncı kitabı masanın üzerine çıkardım. Bana bakıyor ve "oku beni, oku beni" diyor.))
             Beşinci kitapta çok üzücü ve çok sevindirici gelişmeler bir arada yaşandı. Okuyucuyu şaşırtmak için bu kitapta yazarımız dozu iyice yükseltmişti. Şok gelişmeler yüzünden 600 sayfalık kitabın sayfalarını ne zaman bitirdim anlayamadım. Beşinci kitap biterken henüz sağ olan en sevdiğim karakterleri yazmak istiyorum. Tyrion, Jon Kar, Arya, Bran ve Daenerys. Sansa'ya karşı ilk başlarda hissizdim. Sansa ne kadar acınacak bir karakter değil mi? Hiç bir zaman güçlü bir karakteri ve kişiliği olmadı. Bu nedenle ona kızamıyorum ve sevmeye başladım. Onun Arya ve Daenerys gibi güçlü bir karakterinin olmasını isterdim. Daenerys'ten çok iyi bir kraliçe olacak. Bunu seziyorum. Keşke diyorum Sansa Tyrion'un sevse. Tyrion bir kez olsun mutluluğu yakalayabilse. Bu isteğimi oğluma söylediğim vakit bana söylediği şu sözlerdi. "Bu kitabı pembe diziye mi çevireceksin? Bu kitapta olmaz öyle bir şey. Bekleme. Sen sevdiğin karakterlerin ölmemiş olmasına dua et.":))) Ben ümit etmeye devam edeceğim:))
            Yazmama son vereyim yoksa spoiler verebilirim. Bu da bir çok okuyucuyu sinirlendirebilir:)) Bu yazımla da vermiş olabilirim. Ne kadar az yazsam iyi olacaktır.

8 Aralık 2012 Cumartesi

Ne kadar anlamlı bir söz değil mi?

Klasikler, insanların, hiçbir zaman "Okuyorum" demedikleri, genellikle "Yeniden okuyorum" dedikleri kitaplardır.
İtalo Calvino

İnci - John Steinbeck

Yazarı: John Steinbeck
Yayınevi: Remzi Kitabevi
Sayfası: 90
Çevirisi: Leyla Özcengiz
Türü: Roman

             Bu sıralar George R. Martin'in kitap serisinden olan "Kılıçların Fırtınası"nı okuyorum. Birinci kısmı bitirince 90 sayfalık "İnci" yi araya koydum. "İnci" yi bitirir bitirmez serinin ikinci kısmını okumaya başladım. George R. Martin serisinin devamı olan "Kargaların Ziyafeti"ni Okuoku'ya sipariş vermiştim. Dün diğer siparişlerimle birlikte  geldi. Onlara hemen okumayı düşünmüyorum. Okuma sıramda başka kitaplar var. Onlar nasıl bekledilerse "Kargaların Ziyafeti"de bekleyecek:))
            "İnci" ile yazarın yine şiirsel anlatımıyla karşı karşıya geliyoruz. Meksikalı inci avcısı Kino, eşi Juanna ve bebekleri Coyotito ile birlikte Meksika kıyısında fakir ama mutlu ve huzurlu bir hayat sürüyor. Ailenin biricik bebekleri Coyotito'yu akrep sokar. Çocuğu alıp kasabaya doktora götürürler. Parasız oldukları için doktor çocuğa bakmaz. Kino, eşini ve çocuğunu alır geri döner. Yapacağı bir şey  yoktu. Doktor çocuğuna bakmayacaktı. Çocuğunu iyileştirmek için denize açılıp inci toplamalıdır. Kino büyük bir inci bulur. Onu satıp çocuğunu iyileştirecektir . Kino'nun inciyi bulması çığ gibi yayılmıştır. Herkes inci ile yatıp, inci ile kalkar hale gelmişti. Kino'ya akıl verenler oldukça fazlaydı ama inciyi satmak hiçte sanıldığı gibi kolay değildi. Tüccarlar incinin değersiz parça oluğunu söyleyerek inciyi değerinden çok çok altında bir fiyatla almayı istiyorlardı. Hepsi sahtekardı. Kino buna kanmayacaktır. Onu şehirde satmaya karar veriyor. Buradan sonra artık aile için hayatta kalma mücadelesi başlar. 
             Kino'nun başına gelen felaketin sebebi amacından sapmasıydı. İnciyi çocuğu hayatta kalması için aramaya çıkmıştı. Buldu ama o daha fazlasını istedi. Açgözlülük yaptı. Bunu da çocuğunun hayatı ile ödedi.
Biçim olarak küçük ama anlatmak istedikleri derin olan bu eseri zaman zaman okumamız gerekir. Hayat dersleri ile dolu bir kitap. 

29 Kasım 2012 Perşembe

Kitap kurtları Ankara’da buluşuyor


Ankara Kitap 2012, 1-9 2012 tarihleri arasında Ankaralılarla buluşacak.
Ankara 3V Fuarcılık tarafından düzenlenen, "Kitap Kurdunun Başkent'te Sonsuz Keşfi" Ankara Kitap 2012, 1-9 Aralık 2012 tarihleri arasında,Ankaralılarla buluşacak. ATO Congresium Uluslararası Fuar ve Kongre Merkezi'nde gerçekleşecek olan fuar, dokuz gün boyunca Ankaralı okuyucuların ziyaretine açık olacak.
Hürriyet  Ankara (Ankara Ana Sayfa)'dan alıntıdır.


25 Kasım 2012 Pazar

Okuyunca çok anlamlı bulduğum güzel bir söz

Yalanlamak ve reddetmek için okuma! İnanmak ve her şeyi kabullenmek için de okuma! Konuşmak ve nutuk çekmek için hiç okuma! Tartmak, kıyaslamak ve düşünmek için oku!
F. Bacom


Grinin Elli Tonu - E. L. James

Yazarı: E.L. James
Yayınevi: Pegasus Yayınları
Çevirmeni: Sevinç S. Tezcan
Sayfası: 576
Türü: Roman

            37 ülkede yayınlanan  ve büyük beğeni toplayan "Grinin Elli Tonu" erotizm,  cinsellik ve şehvet kitabıdır. Zaten kitabın arka kapağının sol alt köşesinde "Erotik Romans-Yetişkin Okurlar İçin" ibaresi bulunur. Yazarın sanalda paylaşmış olduğu bu romanı çok beğenilip, ilgi toplayınca kitap olarak basılmış. Yayınlandığı ülkelerde çok satanlar listesinden adının inmediği üçleme için yazarı şu sözleri söylemiş. "Orta yaş bunalımından kurtulmak için fantezilerimi kağıda döktüm ve dünya bayıldı. Bunu hiç beklemiyordum. Hala şoktayım." Yazarın en büyük endişesi ise iki oğlunun bu kitabı okuyunca kendisi hakkında ne düşünecekleri...Basit dili ve anlatımı olan bu kitap için benim yaşadığım şok ise ülkemizde değil ama yayınlanan diğer ülkelerde boşanmalara sebep olması oldu. Kadınlar "eşlerimiz bize neden böyle renkli fanteziler uygulamıyor." demişler ve bu kitabı okuyunca seks hayatlarını sıkıcı bulmuşlar. :)) Güya bu romandan sonra çiftlerin seks hayatında renklenme görülmüş.:)) Dört duvar arasında insanların ne yaşadıkları umurumda değil ama böylesine aşağılanmayı kadınlar nasıl ister aklım almıyor. Dört duvar arasında o kadar aşağılandıktan sonra  kadın hala kendisine karşı saygılı olabiliyor mu? 

           D&R'de kitabı incelediğimde alıp kütüphaneye konmaya değer olmadığını düşünmüştüm ama  bu kadar konuşulan ve tartışılan bir kitapta "Ben ne bulacağım?" diye ufaktan merak ediyordum. Oğlumla bu kitabı konuştuğumuzda "Çok konuşuluyor ve tartışılıyor olmasından dolayı dayanamaz alır, okursun." deyince benim cevabım "Okurum ama almam, kütüphaneye koymam." oldu. Bu cevabım üzerine "Nasıl okuyacaksın o vakit?" dedi. Ben "Bir alandan alıp okurum." diye aramızda şakalaşmıştık..Bu konuşmamız üzerinden daha 3-4 gün geçmişti yeğenim bizi yemeğe davet etti. Yeğenimin tatlı mı tatlı, güzel mi güzel mimar olan eşi de çok iyi bir kitap okuyucusudur ve öyle her kitabı eline almaz, okunmaya değer olan kitapları seçer. Onlara her gittiğimde "Ayşegül kitaplığına ne eklemiş?" diye çalışma odasına girer kitaplığını incelerim. Yemekten önce çalışma odasına Ayşegül ile birlikte uğradım. Bu kitabı görünce oğlumun yanına gittim ve ona "Bak sana almayacağım ama okuyacağım dememiş miydim. Ayşegül'de varmış işte." dedim. Çok güldük:)) Ayşegül'ün kitap hakkındaki düşüncesi ise "Okunsa da olur okunmasa da. okura bir kazancı olmaz." demişti.
             Kitap üçlemeymiş.  Birincisi olan "Grinin Elli Tonu"nda okunmaya değer herhangi bir şey bulamadım. Bana göre ruh hastası bir adam ve ruh hastasına itaat eden kız. Ruh hastası olarak düşündüğüm bu erkek Karun kadar zengin, dehşet  yakışıklı . Kadınları nasıl etkisi altına alır çok iyi biliyor. Bir kızın ondan etkilenmemesi zor...Çocukluğu çok zorlu geçtiği için ruh sağlığı bozulmuş. Annesi vücudunda sigara söndürüyormuş. Yaptıkları zorlu çocukluğuna bağlanacaktır. Anastasia ise Grey'le karşılaşana kadar hiç bir cinsel birleşimde bulunmamış 20 yaşında bakire bir kız. Kız ilişkilerinde duygu olsun isterken erkek ise sadece tensel birleşme için kızla olduğunu söylüyor ve önüne bir sözleşme koyuyor. Bu sözleşmeyi birlikte olmak istediği her kadına imzalatıyordu. Anastasia bu kitabın sonuna kadar o sözleşmeyi imzalamadı. Sanıyorum ikinci kitapta bu sözleşmeyi imzalayacak.
             Seri kitabın ilki kafalarda çok soruları oluşturarak bitiyor: "Ruh hastası adam tedavi olacak mı, kızla ilişkileri nasıl devam edecek, bu adam bu hale nasıl gelmiş?" sorularını merak edip serinin diğer iki kitabı da okuna bilinir. Ayşegül serinin diğer kitaplarını alacak olursa ondan alıp seriyi belki tamamlaya bilirim ama bir okur olarak bana her hangi bir şey katmayan romanın sonlarına doğru okumadan sayfaları çevirdiğim için diğer iki kitabın beni daha çok sıkacağını düşünüyorum.
           


18 Kasım 2012 Pazar

Espas - Selma Sancı

Yazarı: Selma Sancı
Yayınevi: Sel yayıncılık
Sayfası: 126
Türü: Roman

            Selma Sancı'nın ilk kitabı "Espas"'ın arka kapak tanıtımında yer alan "Espas, tedirgin bir dönemi ve basımevlerinde, tekstil atölyelerinde çalışan insanların kırgın, kırık hayatlarını anlatan ustalıklı bir dönem roman..."bu sözler güzel açıklamıştır.
            Yazar 12 Eylül'e adım adım ilerleyen sancılı günleri anlatıyor. Matbaalarda ve tekstil atölyelerinde çalışan kadın ve erkeklerin endişelerini  sade bir dille kaleme almış.
Tavsiye edeceğim, güzel bir eser.

Mutlu Moskova - Andrey Platonov

Yazarı: Andrey Platonov
Yayınevi: Metis Yayınları
Sayfası: 128
Türü: Roman
           "Mutlu Moskova"'da başkent değil, anne ve babasını küçük yaşta kaybetmiş olup, kendisine yetimhanede Moskova adı verilen Moskova Çestnova adlı bir kızı anlatmaktadır. Moskova ile birlikte Sovyetler Birliği'ndeki devrim yıllarından bir grup insanın hayatları da gözler önüne sunuluyor.
Moskova'nın çok küçük yaşında şahit olduğu olay onu hep etkiler. Hiç unutamaz.
            Tam 18 yaşında 1917 Ekim Devrimi patlak veren yazarın, cümlelerinde ve karakterlerini konuştururken bizlere ilettiği söylemlerinde kendisinin taşıdığı coşkulu Sovyetler ruhu açıkça yer alır. Kişiler ve olaylar çok garip bir şekilde anlatıyor. Yazarın cümleleri çok güzel.

15 Kasım 2012 Perşembe

Aşkın Renkleri - David Foenkinos

Yazarı: David Foenkinos
Yayınevi: Turkuvaz
Sayfası: 192
Türü: Roman
     
          Nathalie hayatının erkeğini bulmuş ve evlenmiştir. Kusursuz  ve mutlu evlilikleri devam ederken bir pazar günü karşıdan karşıya geçen kocasına bir kamyonet çarpar ve ölür. Bir daha asla aşık olamayacağını düşünür ama hayat ona bir sürpriz yapar. Alımlı Nathalie sıradan, sıkıcı ve çirkin ekip arkadaşı Markus:'u öper ve aşk burada başlar.  Markus'a aşık olmasını imkansız gibi görünmektedir. Etrafındaki insanlar Nathalie'in Markus gibi bir adama nasıl aşık olabileceğine kafa yorarken Nathalie, Markus'la geçirmiş olduğu her saatin her dakikasından büyük keyif almaktadır. Onunla olmak ona çok iyi gelir. Onun her yaptığına hayran kalır. Kitabın 76. sayfasında bir filozofun düşüncesine yer verilmiş.
"Yanlış zamanda karşılaşılan mükemmel insanlar vardır. Bir de doğru zamanda karşılaştığınız için mükemmel olan insanlar vardır." Filozofun düşüncesinin ne kadar doğru olduğunu bu kitabı okuyunca çok daha iyi anlayabiliyoruz. Markus, Nathalie'in hayatına en doğru zamanda girmiş ve onun kalbini fethetmiştir.
         Aşkın tek bir renginin olmadığını anlayabiliyoruz. "Neden bu kişiye aşık olunur?" dememek gerekiyormuş. Sıradan bir aşk romanı olmayan "Aşkın Renkleri"'ni yazar İstanbul'da bitirmiş.

11 Kasım 2012 Pazar

Gölgesizler - Hasan Ali Toptaş

Yazarı: Hasan Ali Toptaş
Yayınevi: İletişim Yayınları
Sayfası: 232
Türü: Roman

  Dün bitirmiş olduğum "Gölgesizler" 1994 yılı'nda Cumhuriyet Gazetesi'nin düzenlemiş olduğu Yunus Nadi Roman Ödüllüne layık görülmüş.
         Post-modern bir anlatımla kaleme alınmış olan Gölgesizler sinemaya da aktarılmış. Romanda var olanlar  sanki buharlaşıp yok oluyor. Dün yok, bugün var, yarın hiç olmayacakmış gibi. Belirsizleşen, yok olan zaman ve mekanlar sizi düşündürüyor.
         Bir köy ve bir berber dükkanı var. Bu köyde yaşayan ama birden kayıp olanlar var. Bir bakıyorsunuz geri dönüyor. Dönüşte kendisini öldüren Muhtar ne kadar garipti. Kayıp olupta aranan ve kendi kendine geri gelen  Cıngıllı Nuri'ye ne demeli? Sanki hiç gitmemiş gibi olağandı tepkiler. 
         Bu kitabın son sayfalarını kuaförde okudum. Bu kitapta berber dükkanı ve müşterisini sabunlu bırakıp giden çırak ile berber var. Uzun süredir sarı olarak kullanıyor olduğum saçımı kahve kızıl boyatmış, boyanın tutma süresini bekliyorum. Sarı olan saçımı kızıla boyatıyorum... Bunun sonucu nasıl olacak diye düşünmüyorum   "Berber dükkanındaki müşteri gibi ortada kalırsam ne yaparım?" diye düşünüyorum. Ne ilginç değil mi? Saçma gibi gelen olayları ciddi ciddi düşünüp "benim başıma gelir mi?" dediğiniz oluyor. Bence yazarın ustalığı işte tam burada. 
         Eserin kurgusu olağanüstü bir dille kaleme alınmış. Sadece bu dil ve anlatım için dahi kesinlikle okunmaya değer bir başyapıt. Kitap içice geçen olaylar, kişiler ve zamanda geçse de su gibi sayfaları akıtıp sona geliyorsunuz. Okurken sıkılacağınızı hiç sanmıyorum. Şiirimsi, masalımsı diliyle su gibi akan bir kitap.

9 Kasım 2012 Cuma

Cumhuriyetimizin Kurucusu Mustafa Kemal Atatürk'ü Saygıyla Anıyorum


                      Ne yapılmaya çalışılırsa çalışılsın seni unutmayacağız, unutturmayacağız. Bundan sonra senin kurmuş olduğun cumhuriyet için daha fazla çalışacağız.
                      Dünyada eşi benzeri olmayan bir liderin evlatları olarak gururluyuz, mutluyuz. Sonsuza kadar da senin yolundayız.




6 Kasım 2012 Salı

Ana - Pearl S. Buck


Yazarı:  Pearl S. Buck
Yayınevi: Altın Kitapları
Sayfası: 300
Türü: Roman
Çevirmeni: Nihal Yeğinobalı

          Dün gece bitirmiş olduğum Ana 1938 Nobel Edebiyat Ödülü'ne layık görülen ilk Amerikalı kadın  Pearl S. Buck'un başyapıtıdır. Bu kitabı edinmek için çok uğraş verdim. İlk önce Ana'yı Ankara'daki kitapçılarda ve sanal kitap satan sitelerde aradım. Artık yayınlanmadığını öğrenince eseri yayınlayan yayın evlerini telefonla arayıp ellerinde kaldı mı diye sordum ama ellerinde kalmamıştı. Kızım bir gün kitabın Altın yayınlarının çok eski basımı  ile eve geldi. Kullanılmış kitap satan bir kitapçıdan almış. Çok sevindim ama bir yandan da okunmuş olan bu kitap için vermiş olduğu fiyat bana çok fazla geldiği için kitapçıya söyleniyordum..Satışı yapan bu kitabın bir hazine olduğunu, bu nedenle çok pahalıya sattıklarını söylemiş. Kitabı elime alıp okudukça kitapçıya olan kızgınlığım geçti, gitti. Gerçekten elimde hazine vardı. Elde etmek için verdiğimiz tüm uğraşlara fazlasıyla değdi. Muhteşem bir kitap. Bu kitap bundan sonra benim için de bir hazine gibi korunacaktır. Bir kadın ancak bu kadar güzel anlatılır. Annelik duyguları ve içgüdüleri öylesine ustalıkla okuyucularıyla buluşuyor ki sayfalar ilerledikçe bitecek diye üzülüyorsunuz. Anlatım, dil, kurgu için tek yazabileceğim almış olduğu en büyük edebiyat ödülü olan Nobel'i her sayfası, her satırı ve de her kelimesiyle hakketmiştir
         Bu kitabı okuyunca analık duygusu ve içgüdülerinin dünyanın neresinde olursanız olun değişmediğini, en yüce, en yoğun duygunun analık olduğunu çok daha iyi anlayabiliyorsunuz. Yazarımız Ana ile hem analık duygularını, aynı zamanda kadınlık duygularını çok iyi anlatmış.
         Bu baş yapıttaki kahramanımız olan anamız yiğit, çalışkan bir Çinli kadındır.. Çok yoksul bir ailedir anamızın ailesi. Küçük yaşta kendisinden iki yaş küçük olan bir erkekle evlendiriliyor. Erkeğini hep seviyor. Oğullarına bakarken bile "erkeğim gibi yakışıklısı yok. "diyecek kadar  hayranlık duyuyor. Her yıl hamile kalıyor. Onun için doğurgan olmak çok yüce bir durum. İstiyor ki hep doğursun. Eşi ise "Ben dünyaya bu piçlerin karnını doyurmak için mi geldim. Benim yaşamım bu mudur?" diyecek kadar babalık duygularından yoksun bir adam. Böyle olmasına rağmen ana çoğu zaman eşini çok sıktığını düşünüp, onu rahat yaşatmak için canla başla eşine hizmetinde geri kalmıyor. Çoğu zaman eşi rahat etsin, kendisine vakit ayırsın diye tek başına tarlaya gidip çalışıyor, eve gelip üç çocuğuna ve kaynanasına bakıyor. Yemek yapıyor. Yemeğin en has kısmını, en etli kısmını eşinin tabağına koyuyor. Adam artık her gün aynı şeyleri yapmaktan sıkılıyor. Bunu da sıkça dile getiriyor. Ana için her gün aynı yaşam mutluluktur ama koca öyle düşünmüyor. Ana ile kavga ediyorlar ve kasabaya gidiyor. Bir daha da dönmüyor. Ana en yakını olan eşinin emmi oğlu ve karısına bile kadınlık gururundan dolayı doğru olan eşinin evini  terlettiğini söyleyemiyor. Sorana "çalışmaya gitti." diye yalan söylüyor. Bu yalan onu rahatsız ediyor ama yapacağı bir şey yok diye düşünüyor.
         Üç çocuk ve kaynanasının bakımını sağlamak için tek başına tarlada erkek gibi çalışıyor. Artık bir kadının asla başaramayacağı yerde ise emmi oğlu ananın hep yanında yer alıyor. Ananın en büyük destekçileri emmi oğlu ve onun eşi olur. Büyük oğlan daha çok küçük yaştan itibaren anasına yardımcı olmak için bedeninin kaldıracağından daha fazla çalışmaya başlar. Ananın gönlü razı değildir ama büyük oğlan anayı pek dinlemez. Küçücük yaşta bu kadar ağır işler yapmak oğlanın belini bükmüştür. Ortanca çocuk olan kızın ise iltihaplı gözleri tedavi edilmediği için kör olma noktasına gelmiştir. Böyle olmasına rağmen kız anasına elinden geldiğince ev işlerinde yardım eder. Görmeyen gözlerine rağmen evi çekip çeviriyor, küçük erkek kardeşine bakıyor.
         Ana tarla sahibinin çekici vekiline karşı koyamıyor ve onunla yatıyor. Bu kaçamaktan hamile kalıyor. Derdini emmi oğlunun karısına açıyor. Emmi oğlunun karısıyla bir ilaç yardımıyla bu bebekten kurtuluyor.
Büyük oğlu çok hamarat bir kızla evleniyor. Gelin kör görümceye evde doyuracak bir boğaz olarak başlarına sıkıntı diye düşünüp evlenmesini istiyor. Kızı ana istemeye istemeye evlendiriyor. Evlendirildiği kapı kendilerinden bile yoksul. Kız daha fazla dayanamıyor. Ölüyor. Bu ana için büyük acıdır. Ana işlemiş olduğu günahın vebalini kızının ödediğini düşünüp kendisini suçluyor. Gelin de hamile kalamıyordur. Bunun için de kendisinin işlemiş olduğu günaha bağlıyor.
        Büyük oğlan tıpkı ana gibi yiğit, çalışkan olmasına rağmen evin küçük oğlu ise aynı babası gibi gezmeyi seven bir genç oluyor. Ana küçük oğlanı babasına benzetiyor ve onu diğer iki çocuğundan çok seviyor. Yedinci senenin sonunda gelin hamile kalıyor.
      Çin'de Komünist faaliyetleri başlıyor. Bu faaliyetlere küçük oğlan karışmıştır. Büyük bir grupla birlikte idam edilen küçük oğlan içinde ana yine işlemiş olduğu günahın sebep olduğunu düşünüp kendisini suçluyor  ve tanrıya " Daha verdiğim bedeller yetmedi mi? " diye yalvarıp yakardığı sıra büyük oğlan koşarak "Ana oğlum oldu..Ana torunun oldu. Kocaman, çok güzel bir oğlan." diye ananın acısını birazcık olsa dindirmiş oluyor.
        Amerikalı yazar Pearl Buck yaşamının büyük kısmını Çin'de geçirmiştir. Çin halkının duygularını bu nedenle iyi hissedebilmişti.

3 Kasım 2012 Cumartesi

Fanfan - Alexandre Jardin

Yazarı: Alekxandre Jardin
Yayınevi: Can Yayınları
Çevirmeni: Necla Işık
Sayfası: 193
Türü: Roman
     
              Fanfan D&R nin  "Can Yayınları 5 Tl" kampanyasından almış olduğum kitaplardan birisidir. Üzerimde çok etki bırakmadı ama yine de okuna bilinecek bir kitap diyebilirim.
               Kitabın kahramanı Alexandre, Laure adlı bir kadınla nişanlı iken Fanfan'la karşılaşır. Ondan etkilenir ve aşık olur. Alexandre anne ve babasının birbirlerine sadık olmamasından dolayı tek eşli bir hayat sürmek ister. Fanfan için "hayatımın kadını" demesine rağmen Laure ile yapacağı evliliği ertelemez. 
                 Fanfan'da Alexandre'yi sever ve onun etkilemek için tüm kadınsılığını kullanmaya başlamıştır. Alexandre, Fanfan'la ikili ilişki yaşarsa tertemiz sevgilerinin zayıflayacağını düşünür. Aşklarını hep korumak için onunla birlikte olmaktan kaçar.
                  Alexandre için Fanfan'a karşı koymak büyük işkenceye dönüşür. Ona hissettirmeden birlikte yaşamak için fikirler üretir ve uygular. Fanfan'ın filmi de çekilmiş. Onu da izleyeceğim. Umarım kitabından daha eğlenceli bulurum.

1 Kasım 2012 Perşembe

Kuş Oltası - Kadri Öztopçu

                   

Yazarı: Kadri öztopçu
Yayınevi: Can Yayınları
Sayfası: 120
Türü: Öykü

               Kuş Oltası farklı mekan ve zamanlarda geçen, kimisi daha kısa, kimisi daha uzun öykülerin yer aldığı bir öykü kitabıdır. Yazarın dili, anlatımı ve kurgusu güzel ama nedense kitaptan çok haz alamadım. Yine de okunmaya değerdi.
                       
               Öyküler içinde beni etkileyen "Kadersiz" adlı öyküdür. "Kadersiz" diğer öykülerden farklı masalımsı bir dile yazılmış.

30 Ekim 2012 Salı

Şelale'nin Bez Bebeği - Naşide Gökbudak

Yazarı : Naşide Gökbudak
Yayınevi : Neden Kitap Yayıncılık
Türü : Roman
Sayfası : 368
                                
               Naşide Gökbudak'ın bu eserini okuyalı iki sene olmuş olabilir. Aklıma bir anda düştü  ve blogumda bu kitabı okuduğumda çok beğenmiş olduğumu yazmayı istedim. 
               Yanlış bilgi vermemek adına kitap hakkında yazmak istemiyorum ama şunu bilmenizi isterim ki okuduğumda kitaptan çok etkilenmiştim. Hatta göz yaşlarıma hakim olamamıştım. 
               Bu kitabın ardından Naşide Hanım'ın bir kaç kitabını daha aldım ama henüz okumadım. İnşallah onlarda beni en az bu kitap kadar etkisi altına alabilirler.

29 Ekim 2012 Pazartesi

Bayram Kutlaması

                  Merhabalar;
                  Annemin rahatsızlığı nedeniyle blogumda Kurban Bayramını kutlayamadım. Geç de olsa Kurban Bayramınız kutlu olsun.
                  Cumhuriyet Bayramımızı kutlamak için geç kalmayayım:)

Tüm Türkiye'mizin Cumhuriyet Bayramı kutlu olsun.


Sonsuza dek Cumhuriyet...

21 Ekim 2012 Pazar

Kahperengi - Hande Altaylı

Yazarı: Hande Altaylı
Yayınevi: Doğan Kitap
Sayfası: 320
Türü: Roman
                                          
                      Babalar ve Oğullar'ı bitirdikten sonra elime almış olduğum Kahperengi'yi dün gece bitirdim. Bu kitabı almayı düşünmüyordum. Kapağını bana çok sıradan geldiği için kitabın içeriğinin beni çok saracağını sanmadım. Bu nedenle Kahperengi'ni okuyacağım kitaplar arasına koymamıştım. Kızım, arkadaşının önerisi üzerine bu kitabı aldı. Eve giren her kitabı illaki okumak zorundaymışım gibi hissediyorum:)) Anlayacağınız beklenti içinde okumadığım için hayal kırıklığım olmadı. Fazla beklenti içinde okumasanız sıkılmazsınız. 
                      Hikaye Ege'nin küçük bir kasabasında başlıyor ve İstanbul'da devam ediyor. Konu kadınlarımız. Yazarın arkadaşlığı, dostluğu anlatışı fena olmamış...Okurken "Keşke herkesin Deniz gibi bir arkadaşı olsa." diyebiliyorsunuz. Romanın baş kahramanı. Narin, Deniz'le karşılaşmasaydı acaba okulunu bitirebilir miydi? Hali nice olurdu? Narin için yaşam çok zor olurdu ve belki de okulunu bırakmak zorunda kalırdı.
                       Hani derler ya kadının ilk aşkı, erkeğin ise son aşkı olacaksınız. Narin'in hiç unutamadığı ilk aşkı Fırat'tı. Fırat'tan önce elini tutmuş olduğu hiçbir erkek yoktu. Onun gözünde Fırat'tan daha yakışıklısı, daha temiz kokanı olamazdı...Fırat'ın ise ilk aşık olduğu kız ya da ilk gönlünün kaydığı kız Narin değil ama en son Narin'de takılı kaldı. Onu bir türlü kafasından söküp atamadı. Onu unutmak için uğraştı ama yapamadı.
                        Bana göre kitapta çok eksiklikler ve gereksiz abartılar vardı. O kadar çok özgürce savrulan küfürler bu hikaye için gereksiz geldi. Bundan çok daha küfrün geçtiği kitaplar okudum. Onlar için hiç böyle düşünmedim ama bu kitapta yazarımız boştan yere çok fazla küfür kullanmış.
                        Sıkılmadan, fazla düşünmeden okumak isteyeceğiniz bir kitap Derinlik aramayın. Bana göre plajda okunacak kitaplar arasında yerini alır. Yazarın kitabı aceleye getirmiş olduğunu hissettim. Acaba plajda mı yazdı:)) Narin'in hikayesi daha güzel kurgulanabilinirdi.

19 Ekim 2012 Cuma

Aşk Sarhoşluğunun Sabahı-Fettane Hacc Seyyid Cevadi

               Yazarı: Fettane Hacc Seyyid Cevadi
Yayınevi: Kaknüs Yayınları
Çevirmeni: Saliha Aydoğan
Sayfası: 496
Türü : Roman
         Yazar Fettane Hacc Seyyid Şiraz'da doğmuş, İsfahan'da yaşıyor. Tahran ve İsfahan'daki yüksek okullarda edebiyat ve yabancı dil alanında yüksek öğrenim gördü. Uzun yıllar öğretmen olarak çalışmış. Ülkemizde yayınlanan Aşk Sarhoşluğunun Sabahı adlı romanından başka Uykunun Kuytusunda adlı romanı halen Türkçe'ye çevrilmemiş. Yazarın bu romanı da yakın bir zamanda Türkçeye çevrilmeli. Onu da sabırsızlıkla bekliyorum.
           Bu kitabı internette dolanırken tesadüfen gördüm...İlgimi çekince hemen sipariş verdim. İyi ki de görmüşüm. 2,5 ay önce okumuş olduğum Aşk Sarhoşluğunun Sabahı'nın hala etkisinden kurtulamadım.Bu kitabın ülkemizde keşfedilmemiş olduğunu düşünüyorum. 
          Yazarın anlatımı çok büyülü. Dilini öyle güzel süslemelerle donatmış ki şaşırıyorsunuz. Yazarın böyle bir zengin anlatıma nasıl sahip olduğunu düşünüyorsunuz. Sayfaları hemen çevirmek istiyorsunuz. Su gibi akıp gidiyor. Kitap sona yaklaşınca bittiği için üzüldüm..Yazarın hemen başka bir eserini almak için araştırdım ama  maalesef Türkiye'de yayınlanmış olan tek eseri elimdeki okumuş olduğum kitaptı.

          Kısaca özetlemek gerekirse; hikaye Tahran'da geçiyor. Mahbube 15 yaşında soylu ve zengin İranlı bir ailenin kızı. Çok güzel ve alımlı bir kız. Yetişme şartları onu gerçek bir hanımefendi yapmış. Soylu ve zengin bir çok taliplilerinin arasında amcasının oğlu Mahsur'da var. Mahbube hiç kusurları olmayan taliplilerine rağmen gönlünü marangoz çırağına kaptırıyor. Öyle sevdalanıyor ki gözü başka hiç bir erkeği görmüyor. Tek istediği marangoz çırağı Rahim'in karısı olmak. Ailesi bu durumu öğreniyor. Tüm karşı çıkmalara rağmen babası sonunda kızının Rahim'le evlenmesine izin vermek zorunda kalıyor. Ailesi kızlarına rüya gibi bir düğün yapacak maddi güçte olmalarına rağmen Mahbube'yi  bir kedi yavrusu evlerinden çıkıyormuş gibi özensizce evlendiriyorlar. Bu duruma Mahbube çok içerlense dahi Rahim'le evleniyor olduğu için umursamamaya gayret ediyor. Babasının,  Mahbube evden çıkarken ki son sözü ise şudur.:"Artık bu eve adımını atmayacaksın. Ne zaman o adamın karısı olmasın, o vakit bu eve giresin."
          Rahim evliliklerinin başında gerçek yüzünü göstermiştir. Mahbube evliliklerinin yıl dönümü daha gelmeden pişmanlık duyar.Rahim ciğeri beş para etmezin tekidir. Aşağılık adam Mahbube'ye manevi olarak türlü türlü işkenceler yapar ve artık fiziki şiddet de uygulamaya başlamıştır. Bu mahbube için fakirliklerinden çok daha dayanılmaz gelir.
          Mahbube'nin ablası, kardeşi, anne ve babası ile damatlar bir daha Mahbube'yi görmek istemezler. Mahbube ailesini çok özlemesine rağmen göremeyecek olduğunu iyi biliyordur. Tesellisini babasının ona söz vermiş olduğu aylığı ayda bir kez getiren dadısında bulur. Dadısın aylığını getirmesini dört gözle bekler ama onun beklediği para değil evinden gelen dadısıdır..
          Mahbube'nin sahip olduğu tek varlığı olan beş yaşındaki oğlu ölür.Oğlunu gömerken bile ailesi onun yanına gelmezler.
          İkinci çocuğa hamile kalır ama bu çocuğu hiç istemez. Rahim gibi adam çocuk sahibi olmayı hak etmiyordur. Bu nedenle Rahim'den gizli çocuğu ilkel yöntemlerle düşürmeye çalışır. Bu düşük Mahbube'nin bir daha çocuk sahibi olamasını engeller. Rahim artık aldatmaya da başlar ve Mahbube'yi öldüresiye döver.
Mahbube bu dayaktan sonra soluğunu babasının ikinci karısının evinde alır. Kadın onu çok iyi karşılar ve babasını çağırır. Babası hemen gelir ve kızına sorduğu soru "Ondan boşanacak mısın?" olur. Mahbube "evet" deyince babası kızına sahip çıkar ve evlerine götürür. Amcasının oğlu Mahsur iki kez evlenmiştir. İki karısı da  Mahbube'yi kalbinden söküp atamamıştır. Mahsur, Mahbube'yi görür görmez ona tekrardan evlenme teklifinde bulunur. Mahbube Mahsur'un üçüncü karısı olduğunda 22 yaşına yeni girmişti.
          Mahsur'un ona karşı davranışları nazikçedir  Mahbube yavaş yavaş Mahsur'a aşık olmuştur. Rahim'e duyduğunun aşk olmadığını, sadece 15 yaşındaki kızın hevesi olduğunu anlar. Mahsur'u karısıyla paylaşıyor olmanın kıskançlığına birde ona çocuk verememenin üzüntüsü eklenince Mahbube yine mutsuz olur. Eğer Mahsur'un ilk evlenme teklifini kabul etseydi Mahsur'un tek eşi ve çocuklarının annesi o olacaktı. Bu durum onu hırçınlaştırmaktadır. Mahsur'la tartışırlar. Bu tartışma onların birbirlerine içlerini dökmelerini sağlar. Bundan sonra Mahbube her şeyi olduğu gibi kabullenmeye başlar.

          Mahbube'nin Rahim'le olan evliliği çok acılarla geçmiştir. Kendilerine layık olmayan bir evlilik yaptığı için kızlarından utandılar ve onu ölmüş saydılar. Kitabın tanıtımında "kitabın hangi kültürde olursa olsun, eş seçiminde anne ve babanın iç güdülerine kulak verilmesi öğütlüyor. Sadece duyguların yönlendirilmesiyle bütün yaşamı etkileyecek bir karar almadan önce, durup bir kez daha düşünmeye davet ediyor." yazısı olsa da ben Mahbube'nin Rahim'ye evli iken yaşamış olduğu zindan hayatını okurken asıl Mahbube'nin ailesini suçladım.
      Çocuklarımız yanlış seçimler, yanlış kararlar alabilirler. Bu onlara " O vakit ne halin varsa gör." dememizi gerektirmez. Mahbube'yi tek başına bırakmaları, ona destek olmaları Rahim'in ekmeğine yağ sürmek değil de neydi? Her ne olursa olsun evlatlarını sahipsiz bırakmamaları gerekmekteydi. Baba kızından manevi desteğini çekmemiş olsaydı Mahbube bu kadar acılar yaşamayacaktı ve yaşamı boyunca kendini kahretmeyecekti.  

             Bana göre bu kitabı anne babalar okumalılar. Çocuklarımız yanlış seçim yapabilirler. Her ne olursa olsun onların bir daha asla kapanmayacak yaralar almamaları için yanlarında olmalıyız. Elimizi eteğimizi onlardan çekmekle olmaz.

17 Ekim 2012 Çarşamba

Babalar ve Oğullar - İvan Sergeyeviç Turgenyev

     Yazarı: İvan Sergeyeviç Turgenyev
Yayınevi: Türkiye iş Bankası yayınları
Çevirmeni: Ergin Altay
Sayfası: 250
     Babalar ve Oğullar, Rus edebiyatının başyapıtlarından bir eserdir. Eserde iki erkek çocuğu ile babaları arasındaki kuşak farklılığından kaynaklanan çatışmaları konu edinilmiş. Aynı zamanda kendisini nihilist olarak gören Bazarov adlı tıp öğrencisi ile yakınlarının ilişkisi ele alınmış. Bazarov için  tüm değerlerin yok sayılmalı, hiçbir şeye inanmamalıdır. Ona göre her şey anlamsızdır.
   Arkadiy Bazarov'un arkadaşıdır, Bazarov'a çok değer vermektedir ve onun düşüncelerinden etkilenmektedir. Onun gibi olmak ister. Bazarov'u evine davet eder. Arkadiy'in babası Nikolay çok iyi bir insandır ve oğlu için yapamayacağı yoktur. Eşi öldükten sonra Feniçka adlı köylü kızıyla birlikte yaşar ve ondan bir erkek evladı daha olur. Arkadiy bu durumdan rahatsız  olmaz, anlayışla karşılar.
     Arkadiy'in amcası Pavel ise Rus ordusunda görev almış bir aristokrattır. Çok hüzünlü bir aşk yaşamıştır. Sonu onun için çok hazindir. Bazarov insani hiçbir duyguya inanmaz ve onlarla dalga geçer. Son derece hassas Pavel'in başından geçen bu acı aşk hikayesiyle, daha doğrusu  amcanın romantik oluşuyla, hep alay eder. Baba Nikolay, Bazarov'un bu davranışlarını görmezden gelir ama onun davranışları amca Pavel için dayanılmazdır. Bir araya geldiklerinde fikir uyuşmazlığı sebebiyle sürekli çatışmaya girerler.
     Anna Segeyevna zengin, dul, çok güzel ve alımlı bir kadındır. Bazarov ve Arkadiy Anna'dan çok etkilenmişlerdir. Aynı zamanda Arkadiy Anna'nın kız kardeşi Katya'nın arkadaşlığından da çok hoşlanmaktadır.
     Aşka asla inanmayan ve her fırsatta dalgasını geçen Bazarov Anna'ya aşık olur. Bu aşkı karşılık göremeyince uzun süredir görmediği anne ve babasının yanına gider. Babası köy hekimidir. Bazarov'un gözünün içine bakarlar. Onu ve arkadaşı Arkadiy'i rahat ettirmek için ellerinden geleni yaparlar ama Bazarov memnun olmaz. Bu gibi şeylerin onun için bir anlamı yoktur. Bu arada sürekli aşık olduğu kadını düşünür. Aklından bir türlü dağıtamaz bu düşünce bulutunu. Anne ve babasından sıkılan Bazarov, Arkadiy'lerin çiftliğine döner.
    Arkadiy, Annalar'ın ziyaretine gider. Bu duruma Bazarov çok sinirlenir ve Arkadiy'in Anna'ya aşık olduğunu söyler. Arkadiy ise aslında Katya'ya evlenme teklifi etmiştir ve Katya bu teklife çok sevinmiştir. Teklifi memnuniyetle kabul etmiştir. Bazarov 'la Arkadiy arası açılmaya başlamış olup artık birbirlerine tahammül edememektedirler. Amca Pavel'le de araları çok gergindir. Artık baba evine dönmeye karar verir.
     Bazarov'un anne babası son derece memnun olur ve oğulları kendilerinden sıkılmasın diye onla konuşmaya bile çekinirler. Bazarov köyde hastalara bakarken bulaşıcı ve öldürücü bir hastalık kapar. Ölüm döşeğinde anne ve babasından son arzusunu yerine getirmelerini istemektedir. Son isteği aşık olduğu kadın Anna'yı son kez görmektir.
    
    Turgenyev'in anlatmak istediği insan istese dahi nihilist olamaz, eninde sonunda karşı koyulamaz duygular kıskıvrak yakalayıp bir yerinden onu ele geçirir. Kitabın sonunda annesi ve babasının onun mezarlığını ziyaret etmesi ve mezarından ayrılışlarının onlar için çok güç olması, Bazarov'un ölümden sonra dahi insanın bir hiç olduğu düşüncesini çürütmektedir. İnsanların ölümlerinden sonra dahi bir anlamları, bir değerleri vardır.

13 Ekim 2012 Cumartesi

Kitaplarla ilgili beğendiğim sözler


    Kitapların düşmanları insanlarınki ile aynıdır: nem, ateş, zaman ve içindekiler. - Paul Valery


    Bir kitap, içimizdeki donmuş denize indirilmiş bir baltadır. - Franz Kafka


    İçinde bir şey bulunmayacak kadar kötü bir kitap yoktur. - Balzac


    Kitaplarda her zaman kendimizi buluruz. Yine de Her seferinde okuduğumuzda hayran kalıp yazarını deha olarak adlandırmamız ne tuhaftır. - Thomas Mann

10 Ekim 2012 Çarşamba

Nietzsche Ağladığında - Irvin D. Yalom

Yazarı: İrvin D. Yalom
Yayınevi: Ayrıntı Yayınevi
Çevirmeni: Aysun Babacan
Türü: Felsefi roman
Sayfası: 384

      İrvin Yalom'un Nietzsche Ağladığında adlı kurmaca bir romanı dünya çapınca çok geniş bir okuyucu kitlesine sahip olmuştur.
     Yazar, Nietzsche'yi ağlarken, kusarken, dayanılmaz baş ağrıları çekerken, aşık olduğu kadına öfke dolu mektup yazarken gözümüzde canlanmasını sağlıyor. Eğer kurmaca bir roman sevmiyorsanız hayal ettiğinizin dışında bir Nietzsche göreceğiniz için kafanızdaki Nietzsche imajına uymayabilir. Bu kitabı okuyup            Nietzsche'yi anlamayı  beklemek olmaz, zaten Nietzsche'yi anlamak kolay bir iş değildir(Ben Nietzsche'yi anladığımı zaten iddia etmiyorum). Ama en azından bu kitap sayesinde onun nasıl güçlü bir karaktere sahip olduğunu görebilirsiniz.
     Romanda Salome, Freud, Breuer gibi gerçekte yaşamış, her biri kendi alanında dahi olmuş insanlarla karşılaşacaksınız.
     Laf kalabalığından ayrılmış bir düşünce romanıdır. Daha iyi anlayabilmek için altı çizilecek binlerce cümle sizi düşündürüyor...  Yazar aynı zamanda kendi yaşamınızı size sorgulatıyor. Bu kitabı benim gibi geciktirmeden bir an önce okuyun.

Yeşil Peri Gecesi - Ayfer Tunç

Yazarı: Ayfer Tunç
Yayınevi: Can yayınları
Sayfası: 472

       Dost kitabevinde her zaman olduğu gibi kitaplar arasında yine kendimi kaybetmişken raftan elime bu kitabı alıyorum. Kitabı inceliyorum ve almaya karar veriyorum. Kararımda ne kadar isabetli olduğumu kitabın daha başındayken anlıyorum. Yeşil Peri Gecesi'ni okuyan bir insanın Ayfer Tunç'un edebiyatına hayran olmamasına imkan var mıdır? Günümüz Türk Edebiyatı'nın en usta yazarlarından birisinin kitabını okumak bana büyük keyif veriyor. Tam bir edebiyat şölenini elimde tutuyorum diye çok mutlu oluyorum ...
       Kitabı bitirdikten sonra öğreniyorum ki Yeşil Peri Gecesi'nden önce yazarın Kapak Kızı adlı romanını okumalıymışız...  Çünkü bu kitap Kapak Kızı'nın devam niteliğindeki eseriymiş. Neden önce Kapak Kızı'nı okumadım diye üzülmüyorum.... Kapak Kızı'nı okuyup tekrardan bu kitabı okuyacağım. Bundan daha güzel ne olabilir?
       Romanın kahramanı Şebnem adlı çok güzel bir kadın... Şebnem güzelliğinin farkındadır ve aynı zamanda toplumun ve çevresindeki insanların  ikiyüzlülüğünün de farkındadır. Bu durumdan nefret eder. Hayattan intikam almak için güzelliğini kullanıp kendini feda ederek bir erkek dergisine soyunup kapak kızı olarak  yer alır... Böyle yaparak başta annesi olmak üzere bir çok kişiyi kendince cezalandırmaktadır. Bu olayın onu yavaş yavaş dibe götürecek olduğunu da biliyor.
       Yeşil Peri Gecesi'nde yazarın vurgulamak istediği aile içindeki sevginin önemi. Çocukların güvenli ortamda büyümesi sevgi ile oluşuyor. Ayfer Tunç, Şebnem'in çarpıcı yaşam öyküsüyle çok iyi kurgulamış olduğu bu eserini anne ve babaların okuması gerekli diye düşünüyorum.

Doğu'nun Limanları - Amin Maalouf

Yazarı: Amin Maalouf
Yayınevi: Yapı kredi Yayınları
Çevirmeni: Esin Talu Çelikkan
Sayfa: 183
      Lübnan asıllı Amin Maalouf'un ilk okuduğum kitabı Semerkant'tı. Semerkant'ı çok beğendiğim için yazarın diğer bir eseri olan Doğu'nun Limanları'nı aldım ve de okudum... İyi ki okumuşum... Kitabı çok beğendim.
      Doğu'nun Limanları, Semerkant kadar etkileyici bir dille yazılmış. Yazar, söz kalabalıklarına yer vermeden, sade ve anlaşılır dille eserlerini kaleme alıyor.
      Doğu'nun Limanları'nda dinler ve ırklar arasındaki anlamsız savaşlar yüzünden yara almış ve parçalanmış  ailelerin trajik hikayesi konu ediliyor. İnsanların dilleri, dinleri her ne olursa olsun barış içinde yaşamaları gerektiğini anlatmaktadır.
      Roman kahramanı İsyan'ın ağzından kaleme alınmış... İsyan, annesi Ermeni, babası Osmanlı soyundan gelen bir Türk'tür.
      Clara adlı bir Yahudi ile tanışır ve ona aşık olur, evlenirler... Irk, din, dil için çıkan anlamsız savaşlar yüzünden iki masum aşık ayrı düşerler. İsyan kızını hiç göremez. Büyük aşkı olan eşi ve kızıyla kavuşamayan İsyan içine kapanır ve bunalımlara girer. Abisi babalarının tüm mirasını almak için onu akıl hastanesine kapatır. İsyan'ın tüm ümitleri yok olmuşken kızı yıllar sonra babasının izni bulur. İsyan'ın kızı onu tekrardan hayata bağlar ve eser mutlu sonla biter.

9 Ekim 2012 Salı

Toprağımızın Kokusu Filistin ve İsrail'in Sesleri - Kenizé Mourad

Yazarı: Kenize Mourad
Yayınevi: Everest Yayınları
Çevirmeni: M.Nedim Demirtaş
Sayfası: 366
Türü: Söyleşi

      Yanı başımızdaki topraklarda insanlar meğer neler yaşıyorlar. O bölgeyi karış karış dolaşan gazeteci yazar Kenize Mourad, bu toprakta yaşayan sıradan insanlarla yaşamış oldukları acıları konuşarak gerçeğe ayna tutmuş.
       Kitabı okurken bir kez daha emin oluyoruz ki en büyük acıları yine çocuklar ve kadınlar yaşıyor. Ölen ve sakat kalan çocuklar, evlatları gözleri önünde öldürülen analar, "Eşim, çocuğum acaba akşama eve gelecek mi?" diyen binlerce kadınlar... Kitabı okurken intihar komandolarına hak veriyor noktasına gelmiş olamama çok şaşırdım. İntihar komandolarının, İsrailliler'in yaşamış oldukları acıları az da olsa hissedebilirlerse bu vahşete dur demek için çaba sarf edebilirler düşüncesindeler... Ben o topraklarda onların yaşadıkları vahşeti yaşıyor olsaydım aynısını  yapabilir miydim diye kendi kendime sordum.
      Ayrıca bu kitapla sağduyu sahibi İsrailliler'in de var olduğunu öğreniyoruz.
      Tüm bu yaşanan acılara rağmen mücadeleyi elden bırakmamaya kararlı insanlar olduklarını görmek az da olsa bizleri sevindiriyor.

      Kenize Mourad hakkında da kısacık bir bilgi yazmayı gerekli görüyorum.
Kenize Mourad'ın annesi sultan V. Murat'ın torunu Selma Rauf Hanım Sultan ile babası Damat Saca Seyyid Sacit Hüseyin Ali'nin kızıdır.
      Rajkumai Kenize de Kotwara olan asıl adını Fransa'da ve Türkiye vatandaşlığına geçtiğinde nüfusa kayıt olurken Kenize Murad olarak değiştirmiştir.
      Kenize Mourad annesi Selma Sultan'ın hayatını yazdığı Saraydan Sürgüne adlı eseriyle bütün dünyada tanınmıştır.
     Sultan V. Murat'ın torunu olan Kenize Mourad 15 yıl boyunca Ortadoğu'da muhabirlik yaptı. Haber, yorum ve izlenimleri daha çok Fransız basınında yayınlandı.

      Toprağımızın kokusu Filistin ve İsrail'in Sesleri adlı bu söyleşiyse dünyada sekiz dilde yayınlanmıştır.
      Kenize Mourad bir röportajında şöyle demektedir. "Filistin'de dünya kaybediyor. Dünya şunu anlamalı, bu sorunu çözmeyi ne kadar geciktirirsek terörizm de o kadar büyüyecektir ve kazanacaktır. Ölenler ve kaybedenler sadece İsrail ve Filistin olmayacak, Batı da aynı şekilde kaybedecek. Bencilliğimizin ve kayıtsızlığımızın ahlaksızlık olmasının yanı sıra çok tehlikeli bir tutum içindeyiz."



4 Ekim 2012 Perşembe

Yabancı - Albert Camus

Yazarı: Albert Camus
Yayınevi: Can Yayınları
Çevirmeni: Vedat Günyol
Sayfası: 111

     Hikayenin kahramanı Meursault'ın, annesinin cenaze törenindeki duyarsız ve soğuk tavırları,  törene katılanların dikkatinden kaçmamıştır. Törenden sonraysa hiçbir şey olmamış gibi bir kadınla ilişkiye bile girmiştir.
     Sahilde arkadaşı ile tartışmaya giren Cezayirli bir Arap'ı hiç umursamadan öldürür. Tutuklanıp hapse atılır. Cinayeti işleyiş nedeni sorulduğunda ise  nedeni sahildeki kızgın güneşe bağlar. Mahkemede annesinin ölümüne duyarsız olması nedeniyle duygusuzlukla suçlanmaktadır. Bu cinayet adım adım onu ölüme götürürken, Meursault bu duruma karşısında son derece kayıtsız kalmaktadır.
     Çevresine yabancılaşmış olan kahramanımız aslında kendisine bile yabancıdır. Meursault'a göre hayat boş, anlamsız ve saçmadır. Hayattan bir beklentisi yoktur ve hayat onun için yaşamaya bile değmez... Bu nedenle ölümünü rahatlıkla kabullenmiştir.

Bin DokuzYüz Seksen Dört - George Orwell


Yazarı: George Orwell
Yayınevi: Can yayınları
Çevirmeni: Celal Üster
Sayfası: 352

      Bu romanın türü bir distopyadır. Yani karanlık bir gelecek tablosu çizmektedir. İnsanların özgürlüğü devlet tarafından o kadar kısıtlanmıştır ki, hafızaları bile devlet kontrolü altındadır. Neyi hatırlayıp, neyi hatırlamayacağını bile devlet belirlemektedir. Devletin birey üzerindeki otoritesi o kadar üstündür ki bir ailenin 9 yaşındaki çocuğu bile babasını İngSos Partisi'ne (kitaptaki devletin başında bulunan tek parti) ihbar etmektedir.
      George Orwell'in bu romanı, kurgu olsa da gerçek hayatında inandığı sosyalizme karşı duyduğu hayal kırıklığı hissini yansıtır. Romanda güya sosyalist parti olan İngsos Parti'si, aslında çoktandır yozlaşarak adeta acımasız bir diktatörlüğe dönüşmüş totaliter bir partidir. Bu George Orwell'in gerçek hayattaki  Stalinist SSCB'den aldığı izlenimin simgelemesidir.

3 Ekim 2012 Çarşamba

Gülünesi Aşklar - Milan Kundera



Yazarı: Milan kundera
Yayınevi: Can Yayınları
Çevirmeni: Serdar Rıfat Kırkoğlu
Sayfası: 246

       Milan Kundera, tüm yapıtları arasında en çok keyif alarak Gülünesi Aşklar'ı yazdığını söylemekte.
Eser yedi öyküden oluşuyor. Her bir öyküsünün derinlikleri apayrı. Gülerek okurken düşünmek zorunda kalıyorsunuz. Yazar öykülerinde aşkı ciddiye almıyor. Aşkı, cinselliği ve dini sorgulatıyor.
      Yazarın anlatımı çok güçlü. Kundera öykülerini yazarken nasıl keyif almışsa, ben de okurken keyif  aldım. Elinize almış olduğunuza pişmanlık duymayacaksınız.

Aşk - Toni Morrison

Yazarı: Toni Morrison
Yayınevi: Can Yayınları
Çevirmeni: Püren Özgören
Sayfası: 244
Eserde, karizmatik Bill Cosey'in etrafında gelişen olaylar anlatılmakta. Bill işleri yolunda gittiği için çok zengin olmuş, kadınlara düşkün bir zencidir. İlk eşi ve oğlu öldükten sonra oğlunun eşi ve torunu ile birlikte yaşar. Torununun yaşıtı ve aynı zamanda arkadaşı olan Heed'le para karşılığında evlenir.
Zenginlikleri zamanla yok olmaya başlamıştır. Cosey ölür ve evde torunu ile ikinci karısı Need birbirlerinden hiç haz etmeyerek yaşamlarını sürdürmeye çalışırlar. Hiç konuşmazlar. Aynı evde iki yabancı olarak yaşarlar.
Need yardımcı kadın için gazeteye ilan verir. İlanı yeni hapisten çıkmış Junior görür ve kalkıp evlerinin kapısını çalar. Junior çok seksi bir kızdır. Evde çalışan genç, yakışıklı bahçıvanla gizli gizli sürekli ilişkiye giriyor. Bu arada evdeki torun Christine ve Need'le de iyi ilişkiler içinde olacak kadar da zekidir.
Eserdeki bir önemli karakterde Cosey'in kendisinin yakınında tutmuş olduğu Sandler'dir.
Hikaye anlatılırken Cosey'in geçmiş yaşamına sıkça gidilmektedir...Tabii Junior'un da...
Romanın adı Aşk ama ben aşkı hissetmedim. Aşktan çok cinsel tutkular söz konusu. Zaten hikayeyi tam çözmüş de değilim. Bana çok karmaşık gelen bu eseri bitirdiğimde acaba Toni Morrison'un tüm romanlarını böyle karmaşık mı yazmış diye düşündüm...Kendi kendime pes etmek yok dedim ve Morrison'un iki eserini daha aldım...Ama henüz okumadım. Sevilen ve En Mavi Göz... Umarım bunların anlatımı daha yalındır.

Puslu Kıtalar Atlası - İhsan Oktay Anar

Yazarı: İhsan Oktay Anar
Yayınevi: İletişim Yayınları
Sayfası: 238

             Fantastik, masalımsı anlatımla, tarihi bir kurgu kurularak yazılan bu eseri nasıl ifade edebilirim, ne diyebilirim bilemiyorum?
             İhsan Oktay gerçekten içinde yaşadığımız gezegenin yazarı mı?  Bundan da emin değilim... Yazarın dil zenginliğine ve hayal gücüne hayran olmamanın imkanı var mı? Eşi benzeri olmayan bir üslubu var. Zeka sınırlarınızı zorlayan kurgusu var. Hiç alışık olmadığımız dille yazılmış. Zaman zaman güldüren bir mizaha da sahip.
             Kitabın özetini çıkar derseniz çıkaramam. Lakin okurken  kendimi rüyada sandım ve rüyamda İstanbul'un o atmosferini soluduğum sanki... Böyle de enteresan bir durum içindeyim. Bu işin içinden çıkamayacağım. En iyisi kitapseverlerin mutlaka okuması gereken bir eser olduğunu belirtmektir.
             Bir noktaya değinmek istiyorum... Eserde Osmanlıca ve eski Türkçe kelimeler çok kullanıldığı için bazı okurlara ilk sayfalarda ağır gelebilir. Sakın hemen elinizden bırakmayınız. Yazar öyle bir üslupla yazıyor ki okudukça o kelimelerin sizi çok rahatsız etmediğini fark ediyorsunuz.

Bir Kadının Yaşamından 24 Saat Bir Yüreğin Ölümü - Stefan Zweig


Yazarı: Stefan Zweig
Yayınevi: Can yayınları
Çevirisi: Gülperi Sert
Sayfası:: 123

Birbirinden bağımsız iki öyküden oluşan bir eser.
Birinci öyküde bir kadının 24 saatte yaşamış olduğu bir olayı yıllar geçmesine rağmen unutamadığını ve hala etkisinden çıkamamasını anlatıyor. Yaşamış olduğu  24 saat kendisi için büyük bir hayal kırıklığıdır. Kadın bu olayı hiç tanımadığı bir yabancıya anlatma ihtiyacı duyuyor. Böylece bu ağırlıktan kurtulacaktır. Ve her şeyin göründüğü gibi olmadığını açıklamış olacaktır.

İkinci öykü ise kızını ve karısını daha iyi yaşatmak için yıllarca çalışmış bir adamın yaşamı anlatılıyor. Yaptıkları karşısında sadece sevgi ve saygı beklerken aslında hiç bir değeri olmadığını anladığı an ise aslında yapayalnız bir adam olduğunun bilincine varıyor. Ne çok sevmiş olduğu kızını, ne de karısını meğer hiç tanıyamamış... Meğer çok yalnız bir adammış...Ve hasta yatağında yapayalnızken ruhunu teslim ediyor.

Stefan Zweig'in eserleri tam bir edebiyat şöleni. Onu okurken bir insan nasıl bu kadar kusursuz bir yazar olabilir diye hayret ediyorsunuz. Betimlemeleri, tasvirleri olağanüstü...Kurguları ise mükemmel.
Bir solukta okuduğum bu eserin uzun süre etkisinden çıkamadım.

Fareler ve İnsanlar - John Steinbeck


Yazarı: John Steinbeck
Yayınevi: Remzi Kitapevi
Çevirisi: Ayşegül Çetin Tekçe
Sayfası: 110

Bu kitabı çok geç okuduğumu yazmaktan utanıyorum. Ama ne yazık ki kitabı bu sene okudum.
Fareler ve İnsanlar, iki can arkadaşın birbirlerine olan sevgilerini ve bağlılıklarını gözler önüne seriyor.
George ve Lennie...Birisi zeki, diğeri çocuk zekasında ama bir aygır kadar güçlü...Ama bir o kadarda korumaya muhtaç...Lennie bilmeyerek ve istemeden etrafındaki canlılara zarar veriyor.
İki dostun hayali insanca yaşamak için, kendilerine ait toprak parçasını alıp, işletmek. Bu amaçla para biriktirmek için çiftliklerde çalışıyorlar. Salinas Vadisi'deki bir çiftlikte yine hayallerini birbirlerine anlatırken onları dinleyen yaşlı ve sakat işçi huzur ve güvenle yaşamak için biriktirmiş olduğu tüm parayı onlara vermeyi teklif eder. Yani ortak olmayı. Artık iki can dost hayallerine çok yaklaşmışlardır. Ama hayalleri Lennie'nin çalıştıkları çiftliğin oğlu olan Curley'in karısını bilmeyerek öldürmesiyle son bulur. Curley, Lennie'nin peşine düşmüştür ve bulduğunda hunlarca öldürmeyi planlar. George çok sevdiği arkadaşını kendi elleriyle öldürerek ona bu işkenceyi yaşatmamak ister.
Fareler ve İnsanlar yalın anlatımı olan aynı zamanda derinlikli bir başyapıttır.

Bakire ile Çingene - D.H.Lawrence

Yazarı: D.H. Lawrence
Yayınevi: Can Yayınları
Çevirmeni: Tülin Nutku
Sayfası: 120
Lawrence, bu kısacık romanını Lady Chattreyin Sevgilisi'nden sonra kaleme almış ama benim okuma sıram öyle olmadı. Önce Bakire ve Çingene'yi, daha sonra Lady Chattreyin Sevgilisi'ni okudum.
Roman bir rahibin kızı olan Yvette'nin yakışıklı çingeneye duyduğu aşkı anlatıyor.Rahip çevresinde saygın bir insandır ama tutucudur. Çevresindeki tüm erkekleri sıkıcı ve sıradan bulan Yvette özgür ruhlu çingeneden çok etkilenmiştir.
Hemen hemen her romanda yazarın hayatından izler bulmak mümkündür...Tıpkı Bakire ve Çingene'de olduğu gibi...Lawrence'nin karısı onu terk etmiştir. Bakire ve Çingene'de ise Yvette'nin annesi rahip olan babasını terk etmiştir.
Çok güzel tasvirlerin dolu bir hikaye. Yazar karakterlerin duygularını öyle etkili anlatıyor ki sanki o karakter sizin tanımış olduğunuz bir insanmış gibi hissedebiliyorsunuz.
Yazar kadının diğer olgunlaşmaya başlayan duygularıyla birlikte, cesurca cinsel uyanışını ve toplumda sıkışıp kalmış kadının toplumsal kurallara başkaldırma isteğinin oluşmasını kendi üslubunca anlatıyor.
Kitabın son paragrafına kadar çingenenin adını Yvette ve bizler öğrenemiyoruz. Çingene, Yvette'ye bir mektup gönderiyor ve o mektubun sonuna "sadık hizmetkarınız, Joe Boswell" diye yazınca "ohhh hele şükür adını öğrendik" diye seviniyoruz.




Barış Adamı Zülfü Livaneli ve Serenad




Müzisyen, yazar, yönetmen, senarist, politikacı Zülfü Livaneli...Kişiliği, duruşunu çok beğendiğim Livaneli yaptığı işlerle de takdirimi hep kazanmıştır.
Zülfü Livaneli benim için asalet, güven ve dürüstlüktür. Hiç bozulmayan bir kişiliği var.
Livaneli, anlaşılır, sade, akıcı ve güzel bir uslubu olan Türk yazarımızdır.
Zülfü Livaneli'nin Sevdalım Hayat ve Mutluluk adlı romanlarını yıllar öncesinde okumuş ve çok beğenmiştim.
Sevdalım Hayat'ı okuyunca asaletinin nereden geldiğini daha iyi anlıyoruz. Anı kitabı olan Sevdalım Hayat Livaneli'nin kendi yaşamını konu alıyor. Okurken anlattığı kendisi olduğu halde ne kadar objektif  olduğunu hissediyorsunuz.

SERENAD


Yazarı: Zülfü Livanel
Yayınevi: Doğan Kitap
Sayfası: 484

Hikaye İstanbul Üniversitesinde Halkla İlişkiler bölümünde memur olarak çalışan 38 yaşındaki Maya adlı bir kadın ağzından aktarılıyor. 87 Yaşındaki Alman profesör Maxsimillian Wagner yıllar sonra Türkiye'ye geliyor.  Romandaki kahramanımız Maya, Wagner'e ev sahipliği yapmakla görevli.
Tarihin derinliğinde kalmış bir gemi Struma ...Eser çoğumuzun habersiz olduğu  Kırım Türklerinden oluşan askeri alay Mavi Ay ve İstanbul yakınlarında Karadeniz'de batırılan Struma gemisiyle umuda yolculuğun hazin sonunu konu almış... Anlatılanlarla II. Dünya Savaşının karanlık yönlerini daha iyi anlayabiliyoruz. Yahudi soykırımı ile insanlık suçu işlemiş Nazileri, zoraki yerlerinden yurtlarından edilmiş insanları okuyoruz.
Kitap daha elimdeyken  Struma gemisi hakkında araştırma yapmıştım. Bu bile benim için Serenad'ın tarihte yaşanmış gerçekler hakkında öğrendiğim kazanımlarındandı.

Alman asıllı Profesör Maxsimillian Wagner ve Yahudi Nadia'nın tüm baskılara rağmen masumca yaşanan 60 yıllık aşklarını okurken gözyaşlarınız akmasını engelleyemeyeceksiniz.

2 Ekim 2012 Salı

Okuyup beğendiğim aşk romanları

Aşk romanlarının fazla derinlikleri olmadığı için çok yoğun olduğum günlerde, yaz tatilimde, otobüsle yolculuğa çıktığımda ve evimede yatılı misafirlerimin olduğu zamanlar okumayı seviyorum. Beni düşünmeye sevk etmiyorlar. Oku geç, fazla takılma...Ekranlarda gösterilmiş olan bir çok diziden çok daha yeğ tutuyorum. O dizileri izleyeceğime elime bir aşk romanı almayı tercih ediyorum.

Benim için konusu günümüzde geçen aşk veya tarihi aşk romanı olsun fark etmiyor  Güzel bir kurgusu ve akıcı dili olsun kafidir. Bazı aşk romanlarının senaryoları çok saçma olabiliyor. Bazı yazarlar da karakter isimlerini değiştirip tüm kitaplarında aynı senaryoyu yazmaktalar. Birbirinin aynı senaryosunu tekrarlayan yazarları okumamaya çalışıyorum.

Judith McNaught'un aşkı tutkulu anlattığını düşünüyorum. İçinde Aşk Saklı, Kusursuz ve Sonsuza Kadar romanları içlerinde en beğendiklerim olmuştur.
Ayrıca okuduklarımdan Brenda Joyce'nin Bir Avuç Aşk, Kathleen E. Woodiwisse'nin İhtiras Çiçeği,  Rachel Gibson'un Lanetli Talih, Rita Hunter'in Kalbimi Çaldın romanları güzel kaleme alınmış. Farklı kurguları olan, bir solukta okuyabileceğiniz akıcılıkta romanlar...Benden aşk romanı tavsiyesi isteyenlere verdiğim isimler bunlar.
Julie Garwood'un birbirinin aynı senaryoları tekrar tekrar yazdığını düşünüyorum.

Kırık Kalpler Oteli - Jamie Ford

Yazarı:Jamei Ford
Yayınevi: Epsilon
Sayfası: 385
Çeviren:Sibel Alaş

Geçen yaz okumuş olduğum, tanınmamış olan bu kitap hakkındaki düşüncelerimi yazmamın sebebi kitabı gördüğünüzde sıradan bir eser olarak düşünmemeniz içindir. Tereddütsüz alabilir, okuyabilirsiniz.
Çok etkileyici masum bir aşkı konu almış. Aşıklarımız savaşın çirkin yüzüne rağmen umutlarını hiç kaybetmiyorlardı.
II. Dünya Savaşı sırasında, Seattele'nin göçmen mahallerinde ve Japon toplama kamplarında geçen duygu dolu bir kitap.
Henry babasının Amerikalı gibi yetişmesini istediği Çinli bir gençtir. Keiko ise daha sonra ailesiyle birlikte toplama kampına gönderilecek Japon bir kız. Birbirlerini tüm zorluklara rağmen masum bir aşkla severken, savaştan sonrası için umutlar beslemekten vazgeçmiyorlar. 

Henry ve Keiko'yu okurken çoğu zaman duygulanacaksınız ve gözlerinizdeki damlalar akmamak için mücadele edecekler. Aralarındaki güçlü arkadaşlık bağı daha sonra aşka dönüşecek.

30 Eylül 2012 Pazar

Mezarlarınıza Tüküreceğim - Boris Vian

Yazarı: Boris Vian
Yayınevi: İthaki
Sayfası 127
Çevireni: Bal Onaran

Filmi çekilen Mezarınıza Tüküreceğim adlı eserin galasında yazarı Boriz Vian kalp krizi sonucu hayatını yitirmiştir..Kitapta şiddetin fazlaca işlenişi ve erotizm çok detaylı anlatılmış olması dikkat çekiyor.
Hikayenin baş kahramanı Lee beyaz tenli bir zencidir. Kardeşi beyazlar tarafından öldürülünce Lee intikam için beyaz kızlara tecavüz ediyor ve öldürüyor. Lee'nin intikam alma arzusu yakalanıp, asılmasına neden oluyor.


Arka Kapak Yazısından
Mezarınıza Tüküreceğim adlı romanın arka kapak yazısı kitap hakkında güzel bilgi veriyor.
"Bu roman İlk kez 1946'da Vernon Sullivan takma adıyla yazıldı. Ve 1949'da, "ahlaki değerlere hakaret" ettiği gerekçesiyle yasaklandı. Nedeni, erotizmin "aşırı" gerçekçi bir biçimde betimlenmesiydi. 1940 yıllarının başında, Amerika'da yaşanan ırkçılık, şiddet ve hoşgörüsüzlükle dalgasını geçen Mezarınıza Tüküreceğim, dönemin ve 20. yüzyılın en ünlü ve çarpıcı romanlarından biridir."

Çavdar Tarlasında Çocuklar - Jerome David Salinger

Yazarı:Jerome David Salinger
Yayınevi: Yapı Kredi yayınları
Sayfası: 198
Çevirisi: Coşkun Yerli

Gönülçelen yada Çavdar Tarlasında Çocuklar çok satanlar listesinin ilk sıralarındaki yerini yıllarca koruyan bir baş yapıtdır.
Hikaye, baş kahramanımız ergen sorunları olan genç Holden'in ağzından üç gününü anlatmakta.
Çevresindeki insanları çok samimiyetsiz bulan Holden, kız kardeşini çok önemsemektedir. Kız kardeşse Holden'e yardımcı olmayı çok ister. Küçük yaşına rağmen abisini korumaya çalışmaktadır. Holden'in yaşamını etkileyen acı olay erkek kardeşinin lösemiden ölmesidir.
Holden'in yaşamı beni o kadar çok meraklandırmıştı ki kitabı bir türlü elimden bırakamıyordum. Hikayenin merak uyandıran bir kurgusu ve akıcı bir uslübu var.  Hüzünlü bir kitap olmasına rağmen Holden, çoğu zaman "alem çocuk bu Holden" diye beni güldürmüştür. Bu da yazarın usta olmasından kaynaklanıyor değil mi?.

Varolmanın Dayanılmaz Hafifliği - Milan Kundera

Yazarı: Milan Kundera
Yayınevi: İletişim Yayıncılık
Sayfası: 318
Çeviren: Fatih Özgüven

Çok faydalı kitaplar okuyan psikiyatrist bir kadın arkadaşımla kitaplar hakkında konuşurken "kızın cinselliği kitaplardan öğrensin. En sağlıklısı budur. Bu kitabı al ve okumasını sağla." diye önerisi üzerine almış olduğum  Milan Kundera'nın güçlü eserlerinden birisidir Varolmanın Dayanılmaz Hafifliği.

Kadın, erkek ilişkisini anlatan felsefi bir romandır. Kitabı bir çırpıda okuyamıyorsunuz. Yazarın anlatmak istediklerini anlayabilmek için her cümlesinin ağır ağır, üzerinden bazen iki üç kez geçe gece okunması gerekiyor.

Kitabın arka kapak yazısında Milan Kundera'nın şu cümleleri yer almaktadır.
"...Ne yapacağını bilemeden bir avlunun karşı tarafındaki duvara dalıp gitmek; bir aşk anında karnındaki inatçı gurultuya kulak vermek; ihanet etmek, ihanetin göz kamaştırıcı yolunu terk edecek gücü kendinde bulamamak; Büyük Yürüyüş'te kalabalıklarla birlikte yumruğunu havaya kaldırmak; gizlenmiş mikrofonlar önünde espri gösterisi yapmak-bu durumların hepsini tanıdım, hepsini yaşadım...
Romanlarımdaki kişiler kendime ilişkin gerçekleşmemiş olabilirliklerdir...Her biri benim ancak kenarında dolaştığım sınırı aşmıştır...Çünkü romanın sorguladığı sır o sınırın ötesinde başlar. Roman yazarın iltirafları değildir; bir tuzak haline gelmiş dünyamızda yaşanan insan hayatının araştırmasıdır."
Milan Kundera


İstanbul Hatırası - Ahmet Ümit



Yazarı: Ahmet Ümit
Yayınevi: Everest
Sayfası: 590

İstanbul Hatırası İstanbul hakkında detaylı bir tarih bilgisinin de yer almış olduğu polisiyle bir romandır.
Kitabı bitirdikten sonra hissetmiş olduğum  İstanbul kültür gezisi yapmış olduğumdu. Kitabı okurken öyle bir hal alıyorsunuz ki sanki o an anlatılan yerdesiniz. Oraları dolaşıyorsunuz ve bilmediğiniz yerleri görüyorsunuz. Görmüş olduğunuz mekanları tekrardan görmeyi en kısa zamanda diliyorsunuz.
Babacan baş komiser Nevzat, yedi ayrı mekanda, peş peşe, soluksuz olarak işlenen yedi cinayeti yardımcıları Ali ve Zeynep'le çözmeye çalışıyorlar.
Kitapta aşk ve arkadaşlıkta işlenmiş. Anlatılmış olan aşkları çok naif, dostlukları çok güçlü buldum.
Birbirlerine olan duygularını açıklayamayan Ali ve Zeynep'i çok sevdim. Cinayetleri çözmeye çalışan Nevzat'ın iç dünyasındaki kaybedişin üzüntüsünü derinden hissettim. Katillerin cinayetleri işleme sebepleri olan intikam duygusunun ne kadar güçlü olduğunu anladım.

Eğer İstanbul'u görmeyen İstanbul Hatırası okuruysanız eminim okuduktan sonra İstanbul'u görme arzunun çoğalmıştır. Temposu yüksek bu eseri iyi ki okumuşum. Okumuş olmasaydım benim için bir kayıp olacaktı.