30 Eylül 2012 Pazar

Mezarlarınıza Tüküreceğim - Boris Vian

Yazarı: Boris Vian
Yayınevi: İthaki
Sayfası 127
Çevireni: Bal Onaran

Filmi çekilen Mezarınıza Tüküreceğim adlı eserin galasında yazarı Boriz Vian kalp krizi sonucu hayatını yitirmiştir..Kitapta şiddetin fazlaca işlenişi ve erotizm çok detaylı anlatılmış olması dikkat çekiyor.
Hikayenin baş kahramanı Lee beyaz tenli bir zencidir. Kardeşi beyazlar tarafından öldürülünce Lee intikam için beyaz kızlara tecavüz ediyor ve öldürüyor. Lee'nin intikam alma arzusu yakalanıp, asılmasına neden oluyor.


Arka Kapak Yazısından
Mezarınıza Tüküreceğim adlı romanın arka kapak yazısı kitap hakkında güzel bilgi veriyor.
"Bu roman İlk kez 1946'da Vernon Sullivan takma adıyla yazıldı. Ve 1949'da, "ahlaki değerlere hakaret" ettiği gerekçesiyle yasaklandı. Nedeni, erotizmin "aşırı" gerçekçi bir biçimde betimlenmesiydi. 1940 yıllarının başında, Amerika'da yaşanan ırkçılık, şiddet ve hoşgörüsüzlükle dalgasını geçen Mezarınıza Tüküreceğim, dönemin ve 20. yüzyılın en ünlü ve çarpıcı romanlarından biridir."

Çavdar Tarlasında Çocuklar - Jerome David Salinger

Yazarı:Jerome David Salinger
Yayınevi: Yapı Kredi yayınları
Sayfası: 198
Çevirisi: Coşkun Yerli

Gönülçelen yada Çavdar Tarlasında Çocuklar çok satanlar listesinin ilk sıralarındaki yerini yıllarca koruyan bir baş yapıtdır.
Hikaye, baş kahramanımız ergen sorunları olan genç Holden'in ağzından üç gününü anlatmakta.
Çevresindeki insanları çok samimiyetsiz bulan Holden, kız kardeşini çok önemsemektedir. Kız kardeşse Holden'e yardımcı olmayı çok ister. Küçük yaşına rağmen abisini korumaya çalışmaktadır. Holden'in yaşamını etkileyen acı olay erkek kardeşinin lösemiden ölmesidir.
Holden'in yaşamı beni o kadar çok meraklandırmıştı ki kitabı bir türlü elimden bırakamıyordum. Hikayenin merak uyandıran bir kurgusu ve akıcı bir uslübu var.  Hüzünlü bir kitap olmasına rağmen Holden, çoğu zaman "alem çocuk bu Holden" diye beni güldürmüştür. Bu da yazarın usta olmasından kaynaklanıyor değil mi?.

Varolmanın Dayanılmaz Hafifliği - Milan Kundera

Yazarı: Milan Kundera
Yayınevi: İletişim Yayıncılık
Sayfası: 318
Çeviren: Fatih Özgüven

Çok faydalı kitaplar okuyan psikiyatrist bir kadın arkadaşımla kitaplar hakkında konuşurken "kızın cinselliği kitaplardan öğrensin. En sağlıklısı budur. Bu kitabı al ve okumasını sağla." diye önerisi üzerine almış olduğum  Milan Kundera'nın güçlü eserlerinden birisidir Varolmanın Dayanılmaz Hafifliği.

Kadın, erkek ilişkisini anlatan felsefi bir romandır. Kitabı bir çırpıda okuyamıyorsunuz. Yazarın anlatmak istediklerini anlayabilmek için her cümlesinin ağır ağır, üzerinden bazen iki üç kez geçe gece okunması gerekiyor.

Kitabın arka kapak yazısında Milan Kundera'nın şu cümleleri yer almaktadır.
"...Ne yapacağını bilemeden bir avlunun karşı tarafındaki duvara dalıp gitmek; bir aşk anında karnındaki inatçı gurultuya kulak vermek; ihanet etmek, ihanetin göz kamaştırıcı yolunu terk edecek gücü kendinde bulamamak; Büyük Yürüyüş'te kalabalıklarla birlikte yumruğunu havaya kaldırmak; gizlenmiş mikrofonlar önünde espri gösterisi yapmak-bu durumların hepsini tanıdım, hepsini yaşadım...
Romanlarımdaki kişiler kendime ilişkin gerçekleşmemiş olabilirliklerdir...Her biri benim ancak kenarında dolaştığım sınırı aşmıştır...Çünkü romanın sorguladığı sır o sınırın ötesinde başlar. Roman yazarın iltirafları değildir; bir tuzak haline gelmiş dünyamızda yaşanan insan hayatının araştırmasıdır."
Milan Kundera


İstanbul Hatırası - Ahmet Ümit



Yazarı: Ahmet Ümit
Yayınevi: Everest
Sayfası: 590

İstanbul Hatırası İstanbul hakkında detaylı bir tarih bilgisinin de yer almış olduğu polisiyle bir romandır.
Kitabı bitirdikten sonra hissetmiş olduğum  İstanbul kültür gezisi yapmış olduğumdu. Kitabı okurken öyle bir hal alıyorsunuz ki sanki o an anlatılan yerdesiniz. Oraları dolaşıyorsunuz ve bilmediğiniz yerleri görüyorsunuz. Görmüş olduğunuz mekanları tekrardan görmeyi en kısa zamanda diliyorsunuz.
Babacan baş komiser Nevzat, yedi ayrı mekanda, peş peşe, soluksuz olarak işlenen yedi cinayeti yardımcıları Ali ve Zeynep'le çözmeye çalışıyorlar.
Kitapta aşk ve arkadaşlıkta işlenmiş. Anlatılmış olan aşkları çok naif, dostlukları çok güçlü buldum.
Birbirlerine olan duygularını açıklayamayan Ali ve Zeynep'i çok sevdim. Cinayetleri çözmeye çalışan Nevzat'ın iç dünyasındaki kaybedişin üzüntüsünü derinden hissettim. Katillerin cinayetleri işleme sebepleri olan intikam duygusunun ne kadar güçlü olduğunu anladım.

Eğer İstanbul'u görmeyen İstanbul Hatırası okuruysanız eminim okuduktan sonra İstanbul'u görme arzunun çoğalmıştır. Temposu yüksek bu eseri iyi ki okumuşum. Okumuş olmasaydım benim için bir kayıp olacaktı.

29 Eylül 2012 Cumartesi

Lady Chatterley'in Sevgilisi - D. H. Lawrence

Yazarı: D.H.Lawrence
Yayınevi: Yapı Kredi Yayınları
Çevirisi: Akşit Göktürk
Sayfası: 368

Lawrence ülkemizde pek tanınan bir yazar değildir. Yazarla tanışmam Bakire ve Çingene adlı romanıyla olmuştu. İlk okuduğum eseriyle yazarın dil ve üslubuna hayran kalmış ve diğer eserlerini de okumayı  istemiştim.

Lady Chatterley'in Sevgilisi yayınlandığı ilk yıllarda fazlasıyla müstehcen bulunduğu için sert eleştirilerle karşılaşmış  ve yasaklanmış bir kitaptır. Bence kitabın yasaklanmasına sebep fazlasıyla müstehcen bulunması değil, eserde sınıf farklılığı olan  Lady Constanca Chatterley 'in koru bekçisiyle yaşamış olduğu aşk ve bu aşk için soylu, zengin, asil kocasını terk etmesidir.

Connie, Clifford Chatterley ile evlendikten çok kısa süre sonra kocası I. Dünya Savaşında ağır yaralı olarak evine döner. Artık belden aşağısı felçli ve iktidarsız bir adamdır.
Varlıklı bir yaşam süren Lady Constanca Chatterley anne olma arzusuyla yanıp tutuşmaktadır. Zengin ve asil Clifford eşine soylu bir erkekten hamile kalmasını istediğini belirtmiştir ve gönül işlerine karşı çıkmayacağın belirtmiştir. Tabiiki bu erkeklerin soylu olması gerektirmektir  Karısının soylu erkekten olan çocuğunu kendi soyundanmış gibi büyütmeyi istemektedir.
Bir erkeğin sıcaklığına ihtiyaç duyan Connie ise, kocasının yanında koru bekçiliği yapan asil bir duruşa sahip Oliver'den çok etkilenmiştir. Connie ile Oliver arasında tutkulu bir aşk başlamıştır. Oliver'in hiç yapmaması gereken bir evliliği vardır. Connie hamile kalır. Çok mutludur. Connie evini ve kocasını terk eder  Oliver ise evliliğini sonlandırmıştır.
Kitabın sonunda Oliver'in Connier'e yazmış olduğu etkileyici mektup gözlerimin uzun süre yaşlarla dolmasına sebep olmuştu.

Kitabı çok beğenmeme rağmen daha sonra izlemiş olduğum filmini beğenmedim. Erotizmin ön planda olduğu bir film. Umarım kitapta anlatılmak istenilen çatışmaları ve ikiyüzlü bakış açısını anlatabilen filmi çekilir.

27 Eylül 2012 Perşembe

Kürk Mantolu Madonna-Sabahattin Ali

Yazarı: Sabahattin Ali
Yayınevi: Yapı Kredi Yayınları
Sayfası:160
Edebiyatımızın başyapıtları arasında ilk sıralarda yerini almış olan bu eser bir aşk romanı.
Eğer kitap okurken benim gibi beğendiğiniz ve etkilendiğiniz satırları tekrar tekrar okuyorsanız 160 sayfalık bu eseri en az 600 sayfa olarak okuyacaksınız.
Anlatılan tapılası boyuttaki aşkı abartılı bulanınız olabilir ama bana göre öyle değildi. Sıradan bir yaşam mükemmel bir kurgu ve üslupla şahesere dönüşmüş.
Aşkın çok naif olarak anlatılması, tüm duyguların yoğun aktarılması yazarın çok usta olduğuna kanıttır.
Eserdeki baş kahramanımız Raif Bey, kendi halinde, etrafına asla rahatsızlık vermeyen, içine kapanık bir adamdır. Çok naif ve kırılgan. Ama kırıldığı zaman bunu karşısındakine hissettirmemeye çaba göstermektedir.
Haksızlık karşısında baş kaldıramayan bir kişiliğe sahiptir. Sevmediği bir kadınla evli. Aşık olduğu Maria Berrin'de yaşamaktadır. Maria çok güçlü bir kadın.
Sabahattin Ali, karakterleri anlatırken o kadar ustaca anlatıyor ki karakterin duygularını okur hissedebiliyor. O karakteri yaşar gibi içine girebiliyor.


26 Eylül 2012 Çarşamba

İtalyan Gelin - Jeanne Kalogridis

Yazarı: Jeanne Kalogridis
Yayınevi: Pegasus
Çevirmeni: Meltem Uzun
Sayfası: 504

Borgia Hanedanın yaşanmış tarihini anlatan gerçekci bir roman. Entrikalar, ensest ilişkiler, hırslar...İktidar için her yol mübahtır anlayışı...
Sancha henüz çocuk yaşta evlendirilir. Küçücük bir kızken iktidar oyunlarıyla hayatta kalma mücadelesi verir.
Sancha'nın yaşam mücadelesi verirken gururundan asla taviz vermemektedir. Sancha'nın yaşadıkları için çok üzüldüm ama onun küçük yaşta ne kadar güçlü bir kadın olduğunu okudukça hep içimden alkış tutmak geldi.
Gerçekten de okunması gerekli bir eser. Ben okurken çok etkilendim. Sizlerinde beğeneceğini düşünüyorum.

23 Eylül 2012 Pazar

Ayşe Kulin'den okuduklarım ve bende bıraktığı izler

Ayşe Kulin'in üslubu çok akıcı. olması nedeniyle büyük bir okur kitlesini kalemine bağlamıştır.
Ayşe Kulin'in romanlarında sürükleyici bir kurgu ve anlatım vardır. Edebi değeri yüksek romanlar yazması onun usta yazarlar arsında yer almasını sağlamıştır.
Ayşe Kulin'in seneler önce ilk okuduğum kitabı Adı Aylin olmuştu ve kurgusunu çok beğenmiştim. Köprü, Sevdalinka ve Güneşe Dön Yüzünü ardından okudum. Özellikle Köprü deki anlatılanlar çok ilgimi çekmiştir.
Veda, Umut, Hayat ve Hüzün'ü ise sırasıyla okudum. Bunların içerisinden ise en çok etkilendiğim serinin ilk kitabı olan Veda olmuştur ama eleştiriye açık bir roman olduğunu düşünüyorum.
Ayşe Kulin, severek, beğenerek okuduğum bir yazardır. Onu takip etmeye devam edeceğim.

Kız Kardeşim İçin - Jodi Picoult

Yazarı: Jodi Picoult
Yayınevi: April
Sayfası: 450

Ankara Kitap Fuarında Jodi Picoult'tun 20 tl ile 25 TL arasında değişen kitapları 5 TL ye satılınca bu fırsatı kaçırmak istemeyip tam beş kitabı tek kitap fiyatına, 25 TL ye almıştım.
İlk olarak Kız Kardeşim İçin'i okudum. Anlatım, kurgu iyi. Kitapta yer alan karakterin her biri ağzından yazılmış bir eser. Böyle olunca her karakterin duygularını çok iyi anlayabiliyorsunuz.
Kitabın konusu ilk okunduğu zaman ilginç gibi gelse de aslında dünyada çok ailenin yaşayacağı bir hayat. Okurken yaşamınıza şükür ediyorsunuz ve bu durumdaki binlerce aileyi düşünüyorsunuz.
Aile iki yaşındaki lösemi hastası kızlarının tedavisini yapmak amaçlı genetik laboratuvarlarında genleri tam uyumlu özel üretim Anna'yı dünyaya getiriyorlar. Anna lösemi hastası olan ablası Kate için defalarca ağır ameliyatlar geçiriyor. Kate hangi ameliyata giriyorsa Anna da ablasına doku, kan, ilik verebilmek için riskli ameliyatlar geçiriyor ve çok acılar çekiyor. Son olarak Kate'nin böbrekleri iflas ediyor ve Anna'dan böbreğini ablasına vermeyi istiyorlar.
Kızların annesi Sara "doğru mu yapıyorum" diye düşünüyor. Babaları Brain ise "Anna'ya bunları yapmaya hakkımız var mı?" diye kendisini sorgulamaktadır.Kitabı okurken zaman zaman Sara'ya çok kızmış, ben olsaydım böyle yapmazdım dediğim anlar olmasına rağmen Sara'nın yargıç karşısındaki şu sözleri beni çok duygulandırmıştır.
"Bir bina hayatım boyunca hep yandı ve çocuklarımdan biri de içindeydi. Onu kurtarmak için ise tek fırsatım ise diğer çocuğumu içeriye göndermekti, çünkü yolu bilen tek kişi oydu. Risk aldığımın farkında değil miydim? Elbette farkındaydım. Bunun ikisini de kaybetmek anlamına gelebileceğini bilmiyor muydum? Biliyordum. Anna'dan böyle bir şey istemenin pek te adil olmadığını anlamıyor muydum. Kesinlikle anlıyordum. Ama ikisini de elimde tutabilmenin tek yolunun bu olduğunu biliyordum."
Anna on üç yaşına geldiğinde anne ve babasından habersiz bir avukatla görüşüyor ve ailesine dava açmak istediğini söylüyor. Ablasını çok seven Anna, onu kaybetmekten çok korkuyor ama kendi bedeni hakkında söz hakkının da kendisinde olmasını istiyor. 
Anna'nın avukatı Campbell'in hayatı da görünen gibi değil. O da zor bir yaşam sürüyor ve aşık olduğu kadınla yakınlaşmaktan hep kaçınıyor. Onun yaşamı da beni etkilemiştir.
Kitabın sonunda ise tam bir şok yaşadım. O ana kadar gözyaşlarımı tutmama rağmen sonunda gözlerimden yaşlar boşaldı. Okuyunuz ve sonu kendiniz görünüz.

Çiçeklerin Kanı - Anita Amirrezvan





Yazar: Anita Amirrezvani 
Yayınevi: Odtü Yayıncılık



17. yüzyıl İran'da yaşayan 14 yaşındaki bir kızın kendi ağzından anlatılan hikayesi. Kahramanımız olan kızın tüm hayali iyi bir halı tasarımcısı ve dokumacısı olmak.

Babasının ölümü ile yaşadıkları köyü terk edip İsfahan'da yaşayan zengin üvey amcası Gostaham'ın yanında sığınmak zorunda kalıyorlar.
Amca çok iyi niyetli olmasına rağmen aşırı kıskanç ve bencil yengesine karşı gelemiyor. Karısından çekiniyor. Bu nedenle yeğenine ve yengesine karısının evde onlar için belirlemiş olduğu hizmetçiliği ve hizmetçilerin tuvaletlerinin yanındaki küçücük bir göz oda da kalmalarına hiç ses çıkaramıyor.
Amca çok iyi halı tasarımcısı ve dokumacısıdır. Kızımız amcaya iyi bir tasarımcı ve dokumacısı olmak için kendisini geliştirmek istediğini, bunu da onun yardımı olmadan yapamayacağını söylüyor. Amcaya ona öğretmesi için yalvarıyor. Amca kıza öğretmeyi istiyor ve elinden geldiğince yardımcı oluyor.

Amca ile ticaret yapan zengin Feridun bir gün kızı görüyor ve onunla birlikte olmak istiyor. Muta nikahı önerisiyle amcaya geliyor. Amca, kahramanımız ve kızın annesi bu nikaha karşılar ama bencil yenge bu nikahla çıkarı olacağı için anne ve kıza evden kovma tehditleriyle zorla nikahı kabul ettiriyor.

Muta nikahı ile zengin Feridun'la nikahlanıyor. Muta nikahını ilk kez duydum ve araştırdım.
Müt'a nikahı veya Muta nikahı bir erkeğin, rızası olan bir kadınla belirli şartlar ve bir ücret karşılığında anlaşarak, belirli bir süreliğine evlenmesi.
Şiilikteki bazı mezheblerde ve Rafizilikte uygulanan müt'a nikahı,Sünni kaynaklarda Mü'minûn sûresinin 6 ve 7. âyetlerinin nazil olması üzerine, müt'a nikahının haram kılındığı söyleniyor.
Kısacası Muta nikahı kadın için cinsel köleliğe atılan imzadır.. Kadını aşağılıyor.
Kadın toplumda hor görülüyor.
Müt'a nikahı kıyan erkek, sonradan normal nikahın şartlarını yerine getirip bu kadını sürekli eş olarak alabilirmiş.

Kahramanımızda kalıcı eş olmayı çok istiyor ama Feridun zengin bir aileden gelmediği için onunla nikahlanmaya hiç yanaşmıyor.
Feridun kahramanımızın en yakın arkadaşıyla gerçek nikah kıyınca kızımız arkadaşının ağır hakaretlerine dayanamayıp Mutayı iptal ediyor.
Feridun nikahın iptal olmasını istemiyor çünkü yatakta eşiyle kızımız kadar mutlu olamıyor. Bu nedenle ondan bıkana kadar muta nikahını uzatmayı istiyor.
Muta nikahı iptal olunca Feridun çok sinirleniyor ve amca ile tüm ticaretini bitirdiğini söylüyor. Hatta daha da aşağılık olup amcaya "ben kızı iyice kullandım zaten." diyor.
Muta nikahı iptal olmasıyla tüm planları alt üst olan yenge anne ile kızı amcaya rağmen kapı dışarıya koyuyor. Amca hiç bir şey yapamıyor.

Yoksulluktan dolayı büyük sıkıntılar yaşıyorlar. Yaşanmayacak koşullar ve açlık sınırı ile annesi ağır hastalanıyor. Kız annesine bir kaşık çorba içirmek için dilencilik yapmaya başlıyor. Annesi kendisinin yapmış olduğu hatalar nedeniyle ölüm döşeğinde yatıyor. Kızımız hiç bir hata yapmıyor ama kızın yengesi, amcası ve annesi kızın hatalı olduğunu söyledikleri için kendisini hatalı görüyor. Onlara göre kızın hatalarından birisi de onları sözünü dinlemeyip muta nikahını iptal ettirmesi.
Annesini yaşatmak için tüm onurunu ayaklar altına alıp acımasız yengenin kapısına dayanıyor. "Annem açlıktan, sefaletten ölüm döşeğinde. Kapınıza sizden sadaka almaya geldim. Bir daha ne derseniz yapacağım. Asla sözünüzden dışarıya çıkmayacağım. Lütfen annemi yaşatmam için sadaka verin." diyence amca çok üzülüyor.
Yenge "dilendiğini biliyorum." dediği an amcada tüm ipler kopuyor ve "sen ailemden birileri dileniyor ve bunu bana söylemeyerek beni onursuz bir adam yapıyorsun" diye ilk kez yengeyi azarlıyor.

Kıza halı dokuması için maddi ve manevi tüm desteği verip sarayın en gözde halı dokumacısı olmasını sağlıyor. Hareme girip çıktıkça Şahın eşi Meryem ondan kendisine çizim yapmasını öğretmesini istiyor. Haremle de böylece iyi ilişikler içine giriyor.
Amca yeğeniyle gurur duyuyor. Kızlarım okur yazar değiller ama sen kendi çabalarınla hem okur yazar oldun, hem bu kadar sıkıntılara rağmen iyi bir halı tasarımcısı ve dokumacısı oldun diye kızı onurlandırıyor.
Kız amcayı, amca kızı çok seviyor.

Kahramanımız yaşadığı tüm zorluklara, sıkıntılara rağmen ayakta kalmayı başarıyor. Çok mücadeleci ve azimli.
Tek isteği iyi bir halı tasarımcısı ve dokumacısı olmaktı ve dileğini azmi ve yılmaz çabalarıyla gerçekleştirmiş olan kahramanımız gerçek bir eş ve çocuk özlemiyle yanıp tutuşuyor.

İran kültürü, yaşamı hakkında çok güzel bilgiler veren eseri ben çok beğendim.
Romanın anlatımı anlaşılır. Kadının nasıl eşya yerine konulmuş olduğu açık açık yazılmış. Bu eseri okurken kadının çoğu eşyadan bile değersiz konumda olduğunu görüp insanlığa lanet ediyorsunuz.

Eserde zaman zaman masallara yer verilmekte. Bu masallar romanı daha da güzelleştirmiş.

Tek hoşuma gitmeyen kitabın erkenden sonlandırılmış olmasıdır. Kitabın son sayfasına geldiğimde hala elimde kitap "daha bitmedi" diye kala kalmam oldu.

Büyüklerimiz hep "yoksulluğun gözü çıksın." derler. Bu romanı okudukça benimde sürekli söylediğim "yoksulluğun gözü çıksın." lafıdır.
Birde azim dağları deler demiş atalarımız. Kızımızın yılmaz azmi ve mücadelesi ile önündeki engelleri delinmiştir.

Romantik Aşk Romanı Yazarı Judith McNaught

Amerikalı yazar Judith McNaught, büyük okuyucu kitlesiyle türünün en iyileri arasında yer almaktadır..
Türkiye'de yayınlanmış olan iki kitabı dışında tüm eserlerini okudum. Özellikle İçinde Aşk Saklı, Kusursuz, Cennet, Sonsuza Kadar, Kalbim Sende Kaldı romanlarını çok beğendim.
Tarihi ve günümüz aşk romanları okumak isteyenler için  Judith McNaught 'ın kitaplarını öneriyorum. Çok sürükleyici, akıcı bir anlatımı var. Kurgular güzel. Yazarın eserlerinde aşk, duygusal anlatılıyor. Tutku var ama cinsellik ön planda yazılmıyor.

Leyla-Alexandra Cavelius


Yazarı: Alexandra Cavelius
Yayınevi: Pegasusu Yayınevi
Sayfası: 279
Çeviren: Firuzan Gürbüz
Bosnalı bir kızın gerçek yaşam öyküsünün anlatılmış olduğu bir kitap. Bosnalı Leyla savaşın en tiksindiren ve en utandıran insanlık dramlarını yaşamış. Çok açılar çekmiş ve bu acılar onun insanlıktan çıkmasına neden olmuş. Fiziksel ve ruhsal  şiddete maruz kalmış. Bunları yaşarken hayattan hiç kopmamış. Hayatta sıkı sıkı tutunmak için mücadele vermiş.

Savaşlar gereklidir ama neden masum insanlar savaştan, fiziksel ve ruhsal bu kadar çok yaralar alıyor? Savaşan devletler ama olan masum insanlara oluyor.

Leyla'nın edebi değeri bana göre yüksek değildi. Edebi anlamda çok yetersiz bir kitap olarak, okurken bu anlamda çok sıkıldım. Okuduğum kitapların edebi değeri ne kadar yüksekse beni kitap içine o kadar çok çeker. Leyla'nın anlatımını da beğenmediğim için kitabın içine maalesef giremedim.
Güzeller güzeli masum Leyla'nı Bosna savaşında yaşamış olduğu vahşeti okumak isterseniz okuyunuz ama edebi bir şölen beklentisi içine girmemenizi öneririm.

17 Eylül 2012 Pazartesi

Yüzyıllık Yanlızlık-Gabriel García Márquez




Yazarı: Gabriel Garcia Marquez
Yayınevi: Can Yayınları
Sayfası:464:
Çeviren: Seçkin Selvi
Gabriel Garcia Marquez muhteşem kurgulanmış başyapıtını iki yıldan daha kısa sürede yazmış. Eser 1982 yılında Nobel Edebiyat Ödülü'nü almıştır.
Karakterlerin adı birbirleriyle aynı olduğu için kitapta yer alan soy ağacına ikide bir bakıp bakıp okuduğum halde yine de karakterleri karıştırdım. Bazı satırları birkaç kez okumak zorunda kaldım.Okumayanlarınız varsa size tavsiyem ara vermeden okumanız ve birkaç kitabı birden okuyanlar, sakın elinize herhangi başka bir kitap almamanızdır. Paragrafların çok uzun olması bazı okurları sıkabilir. Sıkı bir okur değilseniz bu kitaptan hoşlanmayabilirsiniz. Kitabın hiçbir satırını atlamamanız gerekiyor.
Bambaşka bir büyüsü olan bu eser yedi kuşak Buendia ailesini anlatmakta. Kadınları mı yoksa erkeklerimi mi beni daha çok etkiledi karar veremiyorum. Tüm karakterler bir efsane. 
Kitap önerisi isteyen herkese öneremeyeceğim kadar derinliği olan bu eser için keyifli okumalar diliyorum.

Sinan Yağmur'dan

Yazarı:Sinan Yağmur
Yayınevi: Karatay Akademi Yayınları
Aşkın Gözyaşları-Tebrizli Şems ve Aşkın Gözyaşları II- Hz. Mevlana birbiri ardına geçen sene
okuduğum Sinan Yağmur'dan biyografik romanlardır.
Yazar bu iki eserinde Tebrizli Şems ve Hz. Mevlana'nın hayatı ve aralarındaki  gönül bağı anlatılıyor.
Her iki romanda da beni etkileyen yazıları tekrar tekrar okudum. Okunması kolay kitaplar.




Başın Öne Eğilmesin-Hıfzı Topuz

Yazarı: Hıfzı Topuz
Yayınevi:Remzi Kitapevi
Sayfası:264
Yaklaşık 5 yıl önce okuyup hala zihnimdeki yerini koruyan Hıfzı Topuz'un yazmış olduğu Sabahattin Ali'nin gerçek yaşam öyküsünü anlatan çok akıcı bir eserdir.
Yayınlandığı tarihten tam bir yıl sonra 2007 yılında 36. Orhan Kemal Roman Armağan Ödüllünü kazanmış olan kitap Sabahattin Ali hakkında bilgi edinmek isteyen okuyucular için faydalı olacağını düşünüyorum.

Kolay kolay kitaplarını elime almayacağım yazar Canan Tan

Canan Tan'ın Piraye ve Yüreğim Seni Çok Sevdi adlı kitapları çok beğeniliyor diye aynı anda Dost Kitabevinde ikisini birden almış bulundum. İlk Piraye'yi okudum ve bende büyük bir hayal kırıklığı oldu. İkinci kitabını okuyunca daha da büyük bir hayal kırıklığı yaşadım. İki vasat kitaba vermiş olduğum parayı bir anda kayıp etmiş kadar üzüldüm.
Hikayelerinde olayların kurgusu çok vasat. Edebi anlatımdan çok yoksun.
Okuyup beğenmiş olanlara saygım sonsuzdur ama bana göre çok başarısız kitaplar.

Sonunu bir türlü getiremediklerim



Elime almış olduğum kitabı kolay kolay bitirmeden rahat edemem ama Limon Ağacı-Sandy Tolan ve Od-İskender-Pala adlı kitaplara başladım ama bir türlü devamını getiremeden elimden bırakmış olduğum ender kitaplardan.
Od'u okurken zihnimi bir türlü toparlayamadım. Anlatılanlara kendimi veremedim. Bu nedenle kitaptan hiç bir tat alamadım ve boşuna okumamak için okumayı bıraktım.
Limon Ağacı'nın içine girebilmem için kitapta anlatılan olayları ve o yerleri iyi bilmek gerekli diye düşünüyorum. 


9 Eylül 2012 Pazar

Fedailerin Kalesi Alamut

Yazarı: Wladimir Bartol
Yayınevi: Yurt  Kitap Dağıtım
Sayfası: 512
Hasan Sabah'ın zekasıyla, dini alet edip insanları nasıl yönettiğini anlatan çok güzel kurguya sahip, akıcı bir eser. Hikaye esasında tarihi gerçekleri anlatmaktadır.
Kitap cennet üzerinden genç savaşçı delikanlıların şu anki canlı bomba örneklerinde olduğu gibi nasıl aldatıldıklarını, oyuna getirildiklerini anlatıyor.
Hassan Sabbah yıllarca öyle oyun tezgahlıyor ki herkesi şaşkına çeviriyor. Alamut Kalesindeki bahçeyi sahte cennet yapıyor ve en güzel köle kızları seçip sahte cennetinin sahte hurileri yapıp fedailerini gerçekmiş gibi tabiri caizse uyutuyor.
Cennetin anahtarı bendedir diye fedaileri kendisi için ölümüne aldatıyor. Fedailer ise cennete gitmek için Hasan Sabbah ölün emrini verince ölüme gitmeyi bir ödül olarak görüyorlar.
Hasan Sabbah'ın Alamut Kalesi'nin cennet bahçelerinin ve fedailerinin tarihi romanını okurken müthiş etkilendim. Kitabı okurken, günümüzün o tarihlerden pekte farklı olmadığını düşündükçe çok daha etkisi altında kaldığım bu eserin okunmasını öneriyorum.