23 Eylül 2012 Pazar

Çiçeklerin Kanı - Anita Amirrezvan





Yazar: Anita Amirrezvani 
Yayınevi: Odtü Yayıncılık



17. yüzyıl İran'da yaşayan 14 yaşındaki bir kızın kendi ağzından anlatılan hikayesi. Kahramanımız olan kızın tüm hayali iyi bir halı tasarımcısı ve dokumacısı olmak.

Babasının ölümü ile yaşadıkları köyü terk edip İsfahan'da yaşayan zengin üvey amcası Gostaham'ın yanında sığınmak zorunda kalıyorlar.
Amca çok iyi niyetli olmasına rağmen aşırı kıskanç ve bencil yengesine karşı gelemiyor. Karısından çekiniyor. Bu nedenle yeğenine ve yengesine karısının evde onlar için belirlemiş olduğu hizmetçiliği ve hizmetçilerin tuvaletlerinin yanındaki küçücük bir göz oda da kalmalarına hiç ses çıkaramıyor.
Amca çok iyi halı tasarımcısı ve dokumacısıdır. Kızımız amcaya iyi bir tasarımcı ve dokumacısı olmak için kendisini geliştirmek istediğini, bunu da onun yardımı olmadan yapamayacağını söylüyor. Amcaya ona öğretmesi için yalvarıyor. Amca kıza öğretmeyi istiyor ve elinden geldiğince yardımcı oluyor.

Amca ile ticaret yapan zengin Feridun bir gün kızı görüyor ve onunla birlikte olmak istiyor. Muta nikahı önerisiyle amcaya geliyor. Amca, kahramanımız ve kızın annesi bu nikaha karşılar ama bencil yenge bu nikahla çıkarı olacağı için anne ve kıza evden kovma tehditleriyle zorla nikahı kabul ettiriyor.

Muta nikahı ile zengin Feridun'la nikahlanıyor. Muta nikahını ilk kez duydum ve araştırdım.
Müt'a nikahı veya Muta nikahı bir erkeğin, rızası olan bir kadınla belirli şartlar ve bir ücret karşılığında anlaşarak, belirli bir süreliğine evlenmesi.
Şiilikteki bazı mezheblerde ve Rafizilikte uygulanan müt'a nikahı,Sünni kaynaklarda Mü'minûn sûresinin 6 ve 7. âyetlerinin nazil olması üzerine, müt'a nikahının haram kılındığı söyleniyor.
Kısacası Muta nikahı kadın için cinsel köleliğe atılan imzadır.. Kadını aşağılıyor.
Kadın toplumda hor görülüyor.
Müt'a nikahı kıyan erkek, sonradan normal nikahın şartlarını yerine getirip bu kadını sürekli eş olarak alabilirmiş.

Kahramanımızda kalıcı eş olmayı çok istiyor ama Feridun zengin bir aileden gelmediği için onunla nikahlanmaya hiç yanaşmıyor.
Feridun kahramanımızın en yakın arkadaşıyla gerçek nikah kıyınca kızımız arkadaşının ağır hakaretlerine dayanamayıp Mutayı iptal ediyor.
Feridun nikahın iptal olmasını istemiyor çünkü yatakta eşiyle kızımız kadar mutlu olamıyor. Bu nedenle ondan bıkana kadar muta nikahını uzatmayı istiyor.
Muta nikahı iptal olunca Feridun çok sinirleniyor ve amca ile tüm ticaretini bitirdiğini söylüyor. Hatta daha da aşağılık olup amcaya "ben kızı iyice kullandım zaten." diyor.
Muta nikahı iptal olmasıyla tüm planları alt üst olan yenge anne ile kızı amcaya rağmen kapı dışarıya koyuyor. Amca hiç bir şey yapamıyor.

Yoksulluktan dolayı büyük sıkıntılar yaşıyorlar. Yaşanmayacak koşullar ve açlık sınırı ile annesi ağır hastalanıyor. Kız annesine bir kaşık çorba içirmek için dilencilik yapmaya başlıyor. Annesi kendisinin yapmış olduğu hatalar nedeniyle ölüm döşeğinde yatıyor. Kızımız hiç bir hata yapmıyor ama kızın yengesi, amcası ve annesi kızın hatalı olduğunu söyledikleri için kendisini hatalı görüyor. Onlara göre kızın hatalarından birisi de onları sözünü dinlemeyip muta nikahını iptal ettirmesi.
Annesini yaşatmak için tüm onurunu ayaklar altına alıp acımasız yengenin kapısına dayanıyor. "Annem açlıktan, sefaletten ölüm döşeğinde. Kapınıza sizden sadaka almaya geldim. Bir daha ne derseniz yapacağım. Asla sözünüzden dışarıya çıkmayacağım. Lütfen annemi yaşatmam için sadaka verin." diyence amca çok üzülüyor.
Yenge "dilendiğini biliyorum." dediği an amcada tüm ipler kopuyor ve "sen ailemden birileri dileniyor ve bunu bana söylemeyerek beni onursuz bir adam yapıyorsun" diye ilk kez yengeyi azarlıyor.

Kıza halı dokuması için maddi ve manevi tüm desteği verip sarayın en gözde halı dokumacısı olmasını sağlıyor. Hareme girip çıktıkça Şahın eşi Meryem ondan kendisine çizim yapmasını öğretmesini istiyor. Haremle de böylece iyi ilişikler içine giriyor.
Amca yeğeniyle gurur duyuyor. Kızlarım okur yazar değiller ama sen kendi çabalarınla hem okur yazar oldun, hem bu kadar sıkıntılara rağmen iyi bir halı tasarımcısı ve dokumacısı oldun diye kızı onurlandırıyor.
Kız amcayı, amca kızı çok seviyor.

Kahramanımız yaşadığı tüm zorluklara, sıkıntılara rağmen ayakta kalmayı başarıyor. Çok mücadeleci ve azimli.
Tek isteği iyi bir halı tasarımcısı ve dokumacısı olmaktı ve dileğini azmi ve yılmaz çabalarıyla gerçekleştirmiş olan kahramanımız gerçek bir eş ve çocuk özlemiyle yanıp tutuşuyor.

İran kültürü, yaşamı hakkında çok güzel bilgiler veren eseri ben çok beğendim.
Romanın anlatımı anlaşılır. Kadının nasıl eşya yerine konulmuş olduğu açık açık yazılmış. Bu eseri okurken kadının çoğu eşyadan bile değersiz konumda olduğunu görüp insanlığa lanet ediyorsunuz.

Eserde zaman zaman masallara yer verilmekte. Bu masallar romanı daha da güzelleştirmiş.

Tek hoşuma gitmeyen kitabın erkenden sonlandırılmış olmasıdır. Kitabın son sayfasına geldiğimde hala elimde kitap "daha bitmedi" diye kala kalmam oldu.

Büyüklerimiz hep "yoksulluğun gözü çıksın." derler. Bu romanı okudukça benimde sürekli söylediğim "yoksulluğun gözü çıksın." lafıdır.
Birde azim dağları deler demiş atalarımız. Kızımızın yılmaz azmi ve mücadelesi ile önündeki engelleri delinmiştir.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder