30 Ekim 2012 Salı

Şelale'nin Bez Bebeği - Naşide Gökbudak

Yazarı : Naşide Gökbudak
Yayınevi : Neden Kitap Yayıncılık
Türü : Roman
Sayfası : 368
                                
               Naşide Gökbudak'ın bu eserini okuyalı iki sene olmuş olabilir. Aklıma bir anda düştü  ve blogumda bu kitabı okuduğumda çok beğenmiş olduğumu yazmayı istedim. 
               Yanlış bilgi vermemek adına kitap hakkında yazmak istemiyorum ama şunu bilmenizi isterim ki okuduğumda kitaptan çok etkilenmiştim. Hatta göz yaşlarıma hakim olamamıştım. 
               Bu kitabın ardından Naşide Hanım'ın bir kaç kitabını daha aldım ama henüz okumadım. İnşallah onlarda beni en az bu kitap kadar etkisi altına alabilirler.

29 Ekim 2012 Pazartesi

Bayram Kutlaması

                  Merhabalar;
                  Annemin rahatsızlığı nedeniyle blogumda Kurban Bayramını kutlayamadım. Geç de olsa Kurban Bayramınız kutlu olsun.
                  Cumhuriyet Bayramımızı kutlamak için geç kalmayayım:)

Tüm Türkiye'mizin Cumhuriyet Bayramı kutlu olsun.


Sonsuza dek Cumhuriyet...

21 Ekim 2012 Pazar

Kahperengi - Hande Altaylı

Yazarı: Hande Altaylı
Yayınevi: Doğan Kitap
Sayfası: 320
Türü: Roman
                                          
                      Babalar ve Oğullar'ı bitirdikten sonra elime almış olduğum Kahperengi'yi dün gece bitirdim. Bu kitabı almayı düşünmüyordum. Kapağını bana çok sıradan geldiği için kitabın içeriğinin beni çok saracağını sanmadım. Bu nedenle Kahperengi'ni okuyacağım kitaplar arasına koymamıştım. Kızım, arkadaşının önerisi üzerine bu kitabı aldı. Eve giren her kitabı illaki okumak zorundaymışım gibi hissediyorum:)) Anlayacağınız beklenti içinde okumadığım için hayal kırıklığım olmadı. Fazla beklenti içinde okumasanız sıkılmazsınız. 
                      Hikaye Ege'nin küçük bir kasabasında başlıyor ve İstanbul'da devam ediyor. Konu kadınlarımız. Yazarın arkadaşlığı, dostluğu anlatışı fena olmamış...Okurken "Keşke herkesin Deniz gibi bir arkadaşı olsa." diyebiliyorsunuz. Romanın baş kahramanı. Narin, Deniz'le karşılaşmasaydı acaba okulunu bitirebilir miydi? Hali nice olurdu? Narin için yaşam çok zor olurdu ve belki de okulunu bırakmak zorunda kalırdı.
                       Hani derler ya kadının ilk aşkı, erkeğin ise son aşkı olacaksınız. Narin'in hiç unutamadığı ilk aşkı Fırat'tı. Fırat'tan önce elini tutmuş olduğu hiçbir erkek yoktu. Onun gözünde Fırat'tan daha yakışıklısı, daha temiz kokanı olamazdı...Fırat'ın ise ilk aşık olduğu kız ya da ilk gönlünün kaydığı kız Narin değil ama en son Narin'de takılı kaldı. Onu bir türlü kafasından söküp atamadı. Onu unutmak için uğraştı ama yapamadı.
                        Bana göre kitapta çok eksiklikler ve gereksiz abartılar vardı. O kadar çok özgürce savrulan küfürler bu hikaye için gereksiz geldi. Bundan çok daha küfrün geçtiği kitaplar okudum. Onlar için hiç böyle düşünmedim ama bu kitapta yazarımız boştan yere çok fazla küfür kullanmış.
                        Sıkılmadan, fazla düşünmeden okumak isteyeceğiniz bir kitap Derinlik aramayın. Bana göre plajda okunacak kitaplar arasında yerini alır. Yazarın kitabı aceleye getirmiş olduğunu hissettim. Acaba plajda mı yazdı:)) Narin'in hikayesi daha güzel kurgulanabilinirdi.

19 Ekim 2012 Cuma

Aşk Sarhoşluğunun Sabahı-Fettane Hacc Seyyid Cevadi

               Yazarı: Fettane Hacc Seyyid Cevadi
Yayınevi: Kaknüs Yayınları
Çevirmeni: Saliha Aydoğan
Sayfası: 496
Türü : Roman
         Yazar Fettane Hacc Seyyid Şiraz'da doğmuş, İsfahan'da yaşıyor. Tahran ve İsfahan'daki yüksek okullarda edebiyat ve yabancı dil alanında yüksek öğrenim gördü. Uzun yıllar öğretmen olarak çalışmış. Ülkemizde yayınlanan Aşk Sarhoşluğunun Sabahı adlı romanından başka Uykunun Kuytusunda adlı romanı halen Türkçe'ye çevrilmemiş. Yazarın bu romanı da yakın bir zamanda Türkçeye çevrilmeli. Onu da sabırsızlıkla bekliyorum.
           Bu kitabı internette dolanırken tesadüfen gördüm...İlgimi çekince hemen sipariş verdim. İyi ki de görmüşüm. 2,5 ay önce okumuş olduğum Aşk Sarhoşluğunun Sabahı'nın hala etkisinden kurtulamadım.Bu kitabın ülkemizde keşfedilmemiş olduğunu düşünüyorum. 
          Yazarın anlatımı çok büyülü. Dilini öyle güzel süslemelerle donatmış ki şaşırıyorsunuz. Yazarın böyle bir zengin anlatıma nasıl sahip olduğunu düşünüyorsunuz. Sayfaları hemen çevirmek istiyorsunuz. Su gibi akıp gidiyor. Kitap sona yaklaşınca bittiği için üzüldüm..Yazarın hemen başka bir eserini almak için araştırdım ama  maalesef Türkiye'de yayınlanmış olan tek eseri elimdeki okumuş olduğum kitaptı.

          Kısaca özetlemek gerekirse; hikaye Tahran'da geçiyor. Mahbube 15 yaşında soylu ve zengin İranlı bir ailenin kızı. Çok güzel ve alımlı bir kız. Yetişme şartları onu gerçek bir hanımefendi yapmış. Soylu ve zengin bir çok taliplilerinin arasında amcasının oğlu Mahsur'da var. Mahbube hiç kusurları olmayan taliplilerine rağmen gönlünü marangoz çırağına kaptırıyor. Öyle sevdalanıyor ki gözü başka hiç bir erkeği görmüyor. Tek istediği marangoz çırağı Rahim'in karısı olmak. Ailesi bu durumu öğreniyor. Tüm karşı çıkmalara rağmen babası sonunda kızının Rahim'le evlenmesine izin vermek zorunda kalıyor. Ailesi kızlarına rüya gibi bir düğün yapacak maddi güçte olmalarına rağmen Mahbube'yi  bir kedi yavrusu evlerinden çıkıyormuş gibi özensizce evlendiriyorlar. Bu duruma Mahbube çok içerlense dahi Rahim'le evleniyor olduğu için umursamamaya gayret ediyor. Babasının,  Mahbube evden çıkarken ki son sözü ise şudur.:"Artık bu eve adımını atmayacaksın. Ne zaman o adamın karısı olmasın, o vakit bu eve giresin."
          Rahim evliliklerinin başında gerçek yüzünü göstermiştir. Mahbube evliliklerinin yıl dönümü daha gelmeden pişmanlık duyar.Rahim ciğeri beş para etmezin tekidir. Aşağılık adam Mahbube'ye manevi olarak türlü türlü işkenceler yapar ve artık fiziki şiddet de uygulamaya başlamıştır. Bu mahbube için fakirliklerinden çok daha dayanılmaz gelir.
          Mahbube'nin ablası, kardeşi, anne ve babası ile damatlar bir daha Mahbube'yi görmek istemezler. Mahbube ailesini çok özlemesine rağmen göremeyecek olduğunu iyi biliyordur. Tesellisini babasının ona söz vermiş olduğu aylığı ayda bir kez getiren dadısında bulur. Dadısın aylığını getirmesini dört gözle bekler ama onun beklediği para değil evinden gelen dadısıdır..
          Mahbube'nin sahip olduğu tek varlığı olan beş yaşındaki oğlu ölür.Oğlunu gömerken bile ailesi onun yanına gelmezler.
          İkinci çocuğa hamile kalır ama bu çocuğu hiç istemez. Rahim gibi adam çocuk sahibi olmayı hak etmiyordur. Bu nedenle Rahim'den gizli çocuğu ilkel yöntemlerle düşürmeye çalışır. Bu düşük Mahbube'nin bir daha çocuk sahibi olamasını engeller. Rahim artık aldatmaya da başlar ve Mahbube'yi öldüresiye döver.
Mahbube bu dayaktan sonra soluğunu babasının ikinci karısının evinde alır. Kadın onu çok iyi karşılar ve babasını çağırır. Babası hemen gelir ve kızına sorduğu soru "Ondan boşanacak mısın?" olur. Mahbube "evet" deyince babası kızına sahip çıkar ve evlerine götürür. Amcasının oğlu Mahsur iki kez evlenmiştir. İki karısı da  Mahbube'yi kalbinden söküp atamamıştır. Mahsur, Mahbube'yi görür görmez ona tekrardan evlenme teklifinde bulunur. Mahbube Mahsur'un üçüncü karısı olduğunda 22 yaşına yeni girmişti.
          Mahsur'un ona karşı davranışları nazikçedir  Mahbube yavaş yavaş Mahsur'a aşık olmuştur. Rahim'e duyduğunun aşk olmadığını, sadece 15 yaşındaki kızın hevesi olduğunu anlar. Mahsur'u karısıyla paylaşıyor olmanın kıskançlığına birde ona çocuk verememenin üzüntüsü eklenince Mahbube yine mutsuz olur. Eğer Mahsur'un ilk evlenme teklifini kabul etseydi Mahsur'un tek eşi ve çocuklarının annesi o olacaktı. Bu durum onu hırçınlaştırmaktadır. Mahsur'la tartışırlar. Bu tartışma onların birbirlerine içlerini dökmelerini sağlar. Bundan sonra Mahbube her şeyi olduğu gibi kabullenmeye başlar.

          Mahbube'nin Rahim'le olan evliliği çok acılarla geçmiştir. Kendilerine layık olmayan bir evlilik yaptığı için kızlarından utandılar ve onu ölmüş saydılar. Kitabın tanıtımında "kitabın hangi kültürde olursa olsun, eş seçiminde anne ve babanın iç güdülerine kulak verilmesi öğütlüyor. Sadece duyguların yönlendirilmesiyle bütün yaşamı etkileyecek bir karar almadan önce, durup bir kez daha düşünmeye davet ediyor." yazısı olsa da ben Mahbube'nin Rahim'ye evli iken yaşamış olduğu zindan hayatını okurken asıl Mahbube'nin ailesini suçladım.
      Çocuklarımız yanlış seçimler, yanlış kararlar alabilirler. Bu onlara " O vakit ne halin varsa gör." dememizi gerektirmez. Mahbube'yi tek başına bırakmaları, ona destek olmaları Rahim'in ekmeğine yağ sürmek değil de neydi? Her ne olursa olsun evlatlarını sahipsiz bırakmamaları gerekmekteydi. Baba kızından manevi desteğini çekmemiş olsaydı Mahbube bu kadar acılar yaşamayacaktı ve yaşamı boyunca kendini kahretmeyecekti.  

             Bana göre bu kitabı anne babalar okumalılar. Çocuklarımız yanlış seçim yapabilirler. Her ne olursa olsun onların bir daha asla kapanmayacak yaralar almamaları için yanlarında olmalıyız. Elimizi eteğimizi onlardan çekmekle olmaz.

17 Ekim 2012 Çarşamba

Babalar ve Oğullar - İvan Sergeyeviç Turgenyev

     Yazarı: İvan Sergeyeviç Turgenyev
Yayınevi: Türkiye iş Bankası yayınları
Çevirmeni: Ergin Altay
Sayfası: 250
     Babalar ve Oğullar, Rus edebiyatının başyapıtlarından bir eserdir. Eserde iki erkek çocuğu ile babaları arasındaki kuşak farklılığından kaynaklanan çatışmaları konu edinilmiş. Aynı zamanda kendisini nihilist olarak gören Bazarov adlı tıp öğrencisi ile yakınlarının ilişkisi ele alınmış. Bazarov için  tüm değerlerin yok sayılmalı, hiçbir şeye inanmamalıdır. Ona göre her şey anlamsızdır.
   Arkadiy Bazarov'un arkadaşıdır, Bazarov'a çok değer vermektedir ve onun düşüncelerinden etkilenmektedir. Onun gibi olmak ister. Bazarov'u evine davet eder. Arkadiy'in babası Nikolay çok iyi bir insandır ve oğlu için yapamayacağı yoktur. Eşi öldükten sonra Feniçka adlı köylü kızıyla birlikte yaşar ve ondan bir erkek evladı daha olur. Arkadiy bu durumdan rahatsız  olmaz, anlayışla karşılar.
     Arkadiy'in amcası Pavel ise Rus ordusunda görev almış bir aristokrattır. Çok hüzünlü bir aşk yaşamıştır. Sonu onun için çok hazindir. Bazarov insani hiçbir duyguya inanmaz ve onlarla dalga geçer. Son derece hassas Pavel'in başından geçen bu acı aşk hikayesiyle, daha doğrusu  amcanın romantik oluşuyla, hep alay eder. Baba Nikolay, Bazarov'un bu davranışlarını görmezden gelir ama onun davranışları amca Pavel için dayanılmazdır. Bir araya geldiklerinde fikir uyuşmazlığı sebebiyle sürekli çatışmaya girerler.
     Anna Segeyevna zengin, dul, çok güzel ve alımlı bir kadındır. Bazarov ve Arkadiy Anna'dan çok etkilenmişlerdir. Aynı zamanda Arkadiy Anna'nın kız kardeşi Katya'nın arkadaşlığından da çok hoşlanmaktadır.
     Aşka asla inanmayan ve her fırsatta dalgasını geçen Bazarov Anna'ya aşık olur. Bu aşkı karşılık göremeyince uzun süredir görmediği anne ve babasının yanına gider. Babası köy hekimidir. Bazarov'un gözünün içine bakarlar. Onu ve arkadaşı Arkadiy'i rahat ettirmek için ellerinden geleni yaparlar ama Bazarov memnun olmaz. Bu gibi şeylerin onun için bir anlamı yoktur. Bu arada sürekli aşık olduğu kadını düşünür. Aklından bir türlü dağıtamaz bu düşünce bulutunu. Anne ve babasından sıkılan Bazarov, Arkadiy'lerin çiftliğine döner.
    Arkadiy, Annalar'ın ziyaretine gider. Bu duruma Bazarov çok sinirlenir ve Arkadiy'in Anna'ya aşık olduğunu söyler. Arkadiy ise aslında Katya'ya evlenme teklifi etmiştir ve Katya bu teklife çok sevinmiştir. Teklifi memnuniyetle kabul etmiştir. Bazarov 'la Arkadiy arası açılmaya başlamış olup artık birbirlerine tahammül edememektedirler. Amca Pavel'le de araları çok gergindir. Artık baba evine dönmeye karar verir.
     Bazarov'un anne babası son derece memnun olur ve oğulları kendilerinden sıkılmasın diye onla konuşmaya bile çekinirler. Bazarov köyde hastalara bakarken bulaşıcı ve öldürücü bir hastalık kapar. Ölüm döşeğinde anne ve babasından son arzusunu yerine getirmelerini istemektedir. Son isteği aşık olduğu kadın Anna'yı son kez görmektir.
    
    Turgenyev'in anlatmak istediği insan istese dahi nihilist olamaz, eninde sonunda karşı koyulamaz duygular kıskıvrak yakalayıp bir yerinden onu ele geçirir. Kitabın sonunda annesi ve babasının onun mezarlığını ziyaret etmesi ve mezarından ayrılışlarının onlar için çok güç olması, Bazarov'un ölümden sonra dahi insanın bir hiç olduğu düşüncesini çürütmektedir. İnsanların ölümlerinden sonra dahi bir anlamları, bir değerleri vardır.

13 Ekim 2012 Cumartesi

Kitaplarla ilgili beğendiğim sözler


    Kitapların düşmanları insanlarınki ile aynıdır: nem, ateş, zaman ve içindekiler. - Paul Valery


    Bir kitap, içimizdeki donmuş denize indirilmiş bir baltadır. - Franz Kafka


    İçinde bir şey bulunmayacak kadar kötü bir kitap yoktur. - Balzac


    Kitaplarda her zaman kendimizi buluruz. Yine de Her seferinde okuduğumuzda hayran kalıp yazarını deha olarak adlandırmamız ne tuhaftır. - Thomas Mann

10 Ekim 2012 Çarşamba

Nietzsche Ağladığında - Irvin D. Yalom

Yazarı: İrvin D. Yalom
Yayınevi: Ayrıntı Yayınevi
Çevirmeni: Aysun Babacan
Türü: Felsefi roman
Sayfası: 384

      İrvin Yalom'un Nietzsche Ağladığında adlı kurmaca bir romanı dünya çapınca çok geniş bir okuyucu kitlesine sahip olmuştur.
     Yazar, Nietzsche'yi ağlarken, kusarken, dayanılmaz baş ağrıları çekerken, aşık olduğu kadına öfke dolu mektup yazarken gözümüzde canlanmasını sağlıyor. Eğer kurmaca bir roman sevmiyorsanız hayal ettiğinizin dışında bir Nietzsche göreceğiniz için kafanızdaki Nietzsche imajına uymayabilir. Bu kitabı okuyup            Nietzsche'yi anlamayı  beklemek olmaz, zaten Nietzsche'yi anlamak kolay bir iş değildir(Ben Nietzsche'yi anladığımı zaten iddia etmiyorum). Ama en azından bu kitap sayesinde onun nasıl güçlü bir karaktere sahip olduğunu görebilirsiniz.
     Romanda Salome, Freud, Breuer gibi gerçekte yaşamış, her biri kendi alanında dahi olmuş insanlarla karşılaşacaksınız.
     Laf kalabalığından ayrılmış bir düşünce romanıdır. Daha iyi anlayabilmek için altı çizilecek binlerce cümle sizi düşündürüyor...  Yazar aynı zamanda kendi yaşamınızı size sorgulatıyor. Bu kitabı benim gibi geciktirmeden bir an önce okuyun.

Yeşil Peri Gecesi - Ayfer Tunç

Yazarı: Ayfer Tunç
Yayınevi: Can yayınları
Sayfası: 472

       Dost kitabevinde her zaman olduğu gibi kitaplar arasında yine kendimi kaybetmişken raftan elime bu kitabı alıyorum. Kitabı inceliyorum ve almaya karar veriyorum. Kararımda ne kadar isabetli olduğumu kitabın daha başındayken anlıyorum. Yeşil Peri Gecesi'ni okuyan bir insanın Ayfer Tunç'un edebiyatına hayran olmamasına imkan var mıdır? Günümüz Türk Edebiyatı'nın en usta yazarlarından birisinin kitabını okumak bana büyük keyif veriyor. Tam bir edebiyat şölenini elimde tutuyorum diye çok mutlu oluyorum ...
       Kitabı bitirdikten sonra öğreniyorum ki Yeşil Peri Gecesi'nden önce yazarın Kapak Kızı adlı romanını okumalıymışız...  Çünkü bu kitap Kapak Kızı'nın devam niteliğindeki eseriymiş. Neden önce Kapak Kızı'nı okumadım diye üzülmüyorum.... Kapak Kızı'nı okuyup tekrardan bu kitabı okuyacağım. Bundan daha güzel ne olabilir?
       Romanın kahramanı Şebnem adlı çok güzel bir kadın... Şebnem güzelliğinin farkındadır ve aynı zamanda toplumun ve çevresindeki insanların  ikiyüzlülüğünün de farkındadır. Bu durumdan nefret eder. Hayattan intikam almak için güzelliğini kullanıp kendini feda ederek bir erkek dergisine soyunup kapak kızı olarak  yer alır... Böyle yaparak başta annesi olmak üzere bir çok kişiyi kendince cezalandırmaktadır. Bu olayın onu yavaş yavaş dibe götürecek olduğunu da biliyor.
       Yeşil Peri Gecesi'nde yazarın vurgulamak istediği aile içindeki sevginin önemi. Çocukların güvenli ortamda büyümesi sevgi ile oluşuyor. Ayfer Tunç, Şebnem'in çarpıcı yaşam öyküsüyle çok iyi kurgulamış olduğu bu eserini anne ve babaların okuması gerekli diye düşünüyorum.

Doğu'nun Limanları - Amin Maalouf

Yazarı: Amin Maalouf
Yayınevi: Yapı kredi Yayınları
Çevirmeni: Esin Talu Çelikkan
Sayfa: 183
      Lübnan asıllı Amin Maalouf'un ilk okuduğum kitabı Semerkant'tı. Semerkant'ı çok beğendiğim için yazarın diğer bir eseri olan Doğu'nun Limanları'nı aldım ve de okudum... İyi ki okumuşum... Kitabı çok beğendim.
      Doğu'nun Limanları, Semerkant kadar etkileyici bir dille yazılmış. Yazar, söz kalabalıklarına yer vermeden, sade ve anlaşılır dille eserlerini kaleme alıyor.
      Doğu'nun Limanları'nda dinler ve ırklar arasındaki anlamsız savaşlar yüzünden yara almış ve parçalanmış  ailelerin trajik hikayesi konu ediliyor. İnsanların dilleri, dinleri her ne olursa olsun barış içinde yaşamaları gerektiğini anlatmaktadır.
      Roman kahramanı İsyan'ın ağzından kaleme alınmış... İsyan, annesi Ermeni, babası Osmanlı soyundan gelen bir Türk'tür.
      Clara adlı bir Yahudi ile tanışır ve ona aşık olur, evlenirler... Irk, din, dil için çıkan anlamsız savaşlar yüzünden iki masum aşık ayrı düşerler. İsyan kızını hiç göremez. Büyük aşkı olan eşi ve kızıyla kavuşamayan İsyan içine kapanır ve bunalımlara girer. Abisi babalarının tüm mirasını almak için onu akıl hastanesine kapatır. İsyan'ın tüm ümitleri yok olmuşken kızı yıllar sonra babasının izni bulur. İsyan'ın kızı onu tekrardan hayata bağlar ve eser mutlu sonla biter.

9 Ekim 2012 Salı

Toprağımızın Kokusu Filistin ve İsrail'in Sesleri - Kenizé Mourad

Yazarı: Kenize Mourad
Yayınevi: Everest Yayınları
Çevirmeni: M.Nedim Demirtaş
Sayfası: 366
Türü: Söyleşi

      Yanı başımızdaki topraklarda insanlar meğer neler yaşıyorlar. O bölgeyi karış karış dolaşan gazeteci yazar Kenize Mourad, bu toprakta yaşayan sıradan insanlarla yaşamış oldukları acıları konuşarak gerçeğe ayna tutmuş.
       Kitabı okurken bir kez daha emin oluyoruz ki en büyük acıları yine çocuklar ve kadınlar yaşıyor. Ölen ve sakat kalan çocuklar, evlatları gözleri önünde öldürülen analar, "Eşim, çocuğum acaba akşama eve gelecek mi?" diyen binlerce kadınlar... Kitabı okurken intihar komandolarına hak veriyor noktasına gelmiş olamama çok şaşırdım. İntihar komandolarının, İsrailliler'in yaşamış oldukları acıları az da olsa hissedebilirlerse bu vahşete dur demek için çaba sarf edebilirler düşüncesindeler... Ben o topraklarda onların yaşadıkları vahşeti yaşıyor olsaydım aynısını  yapabilir miydim diye kendi kendime sordum.
      Ayrıca bu kitapla sağduyu sahibi İsrailliler'in de var olduğunu öğreniyoruz.
      Tüm bu yaşanan acılara rağmen mücadeleyi elden bırakmamaya kararlı insanlar olduklarını görmek az da olsa bizleri sevindiriyor.

      Kenize Mourad hakkında da kısacık bir bilgi yazmayı gerekli görüyorum.
Kenize Mourad'ın annesi sultan V. Murat'ın torunu Selma Rauf Hanım Sultan ile babası Damat Saca Seyyid Sacit Hüseyin Ali'nin kızıdır.
      Rajkumai Kenize de Kotwara olan asıl adını Fransa'da ve Türkiye vatandaşlığına geçtiğinde nüfusa kayıt olurken Kenize Murad olarak değiştirmiştir.
      Kenize Mourad annesi Selma Sultan'ın hayatını yazdığı Saraydan Sürgüne adlı eseriyle bütün dünyada tanınmıştır.
     Sultan V. Murat'ın torunu olan Kenize Mourad 15 yıl boyunca Ortadoğu'da muhabirlik yaptı. Haber, yorum ve izlenimleri daha çok Fransız basınında yayınlandı.

      Toprağımızın kokusu Filistin ve İsrail'in Sesleri adlı bu söyleşiyse dünyada sekiz dilde yayınlanmıştır.
      Kenize Mourad bir röportajında şöyle demektedir. "Filistin'de dünya kaybediyor. Dünya şunu anlamalı, bu sorunu çözmeyi ne kadar geciktirirsek terörizm de o kadar büyüyecektir ve kazanacaktır. Ölenler ve kaybedenler sadece İsrail ve Filistin olmayacak, Batı da aynı şekilde kaybedecek. Bencilliğimizin ve kayıtsızlığımızın ahlaksızlık olmasının yanı sıra çok tehlikeli bir tutum içindeyiz."



4 Ekim 2012 Perşembe

Yabancı - Albert Camus

Yazarı: Albert Camus
Yayınevi: Can Yayınları
Çevirmeni: Vedat Günyol
Sayfası: 111

     Hikayenin kahramanı Meursault'ın, annesinin cenaze törenindeki duyarsız ve soğuk tavırları,  törene katılanların dikkatinden kaçmamıştır. Törenden sonraysa hiçbir şey olmamış gibi bir kadınla ilişkiye bile girmiştir.
     Sahilde arkadaşı ile tartışmaya giren Cezayirli bir Arap'ı hiç umursamadan öldürür. Tutuklanıp hapse atılır. Cinayeti işleyiş nedeni sorulduğunda ise  nedeni sahildeki kızgın güneşe bağlar. Mahkemede annesinin ölümüne duyarsız olması nedeniyle duygusuzlukla suçlanmaktadır. Bu cinayet adım adım onu ölüme götürürken, Meursault bu duruma karşısında son derece kayıtsız kalmaktadır.
     Çevresine yabancılaşmış olan kahramanımız aslında kendisine bile yabancıdır. Meursault'a göre hayat boş, anlamsız ve saçmadır. Hayattan bir beklentisi yoktur ve hayat onun için yaşamaya bile değmez... Bu nedenle ölümünü rahatlıkla kabullenmiştir.

Bin DokuzYüz Seksen Dört - George Orwell


Yazarı: George Orwell
Yayınevi: Can yayınları
Çevirmeni: Celal Üster
Sayfası: 352

      Bu romanın türü bir distopyadır. Yani karanlık bir gelecek tablosu çizmektedir. İnsanların özgürlüğü devlet tarafından o kadar kısıtlanmıştır ki, hafızaları bile devlet kontrolü altındadır. Neyi hatırlayıp, neyi hatırlamayacağını bile devlet belirlemektedir. Devletin birey üzerindeki otoritesi o kadar üstündür ki bir ailenin 9 yaşındaki çocuğu bile babasını İngSos Partisi'ne (kitaptaki devletin başında bulunan tek parti) ihbar etmektedir.
      George Orwell'in bu romanı, kurgu olsa da gerçek hayatında inandığı sosyalizme karşı duyduğu hayal kırıklığı hissini yansıtır. Romanda güya sosyalist parti olan İngsos Parti'si, aslında çoktandır yozlaşarak adeta acımasız bir diktatörlüğe dönüşmüş totaliter bir partidir. Bu George Orwell'in gerçek hayattaki  Stalinist SSCB'den aldığı izlenimin simgelemesidir.

3 Ekim 2012 Çarşamba

Gülünesi Aşklar - Milan Kundera



Yazarı: Milan kundera
Yayınevi: Can Yayınları
Çevirmeni: Serdar Rıfat Kırkoğlu
Sayfası: 246

       Milan Kundera, tüm yapıtları arasında en çok keyif alarak Gülünesi Aşklar'ı yazdığını söylemekte.
Eser yedi öyküden oluşuyor. Her bir öyküsünün derinlikleri apayrı. Gülerek okurken düşünmek zorunda kalıyorsunuz. Yazar öykülerinde aşkı ciddiye almıyor. Aşkı, cinselliği ve dini sorgulatıyor.
      Yazarın anlatımı çok güçlü. Kundera öykülerini yazarken nasıl keyif almışsa, ben de okurken keyif  aldım. Elinize almış olduğunuza pişmanlık duymayacaksınız.

Aşk - Toni Morrison

Yazarı: Toni Morrison
Yayınevi: Can Yayınları
Çevirmeni: Püren Özgören
Sayfası: 244
Eserde, karizmatik Bill Cosey'in etrafında gelişen olaylar anlatılmakta. Bill işleri yolunda gittiği için çok zengin olmuş, kadınlara düşkün bir zencidir. İlk eşi ve oğlu öldükten sonra oğlunun eşi ve torunu ile birlikte yaşar. Torununun yaşıtı ve aynı zamanda arkadaşı olan Heed'le para karşılığında evlenir.
Zenginlikleri zamanla yok olmaya başlamıştır. Cosey ölür ve evde torunu ile ikinci karısı Need birbirlerinden hiç haz etmeyerek yaşamlarını sürdürmeye çalışırlar. Hiç konuşmazlar. Aynı evde iki yabancı olarak yaşarlar.
Need yardımcı kadın için gazeteye ilan verir. İlanı yeni hapisten çıkmış Junior görür ve kalkıp evlerinin kapısını çalar. Junior çok seksi bir kızdır. Evde çalışan genç, yakışıklı bahçıvanla gizli gizli sürekli ilişkiye giriyor. Bu arada evdeki torun Christine ve Need'le de iyi ilişkiler içinde olacak kadar da zekidir.
Eserdeki bir önemli karakterde Cosey'in kendisinin yakınında tutmuş olduğu Sandler'dir.
Hikaye anlatılırken Cosey'in geçmiş yaşamına sıkça gidilmektedir...Tabii Junior'un da...
Romanın adı Aşk ama ben aşkı hissetmedim. Aşktan çok cinsel tutkular söz konusu. Zaten hikayeyi tam çözmüş de değilim. Bana çok karmaşık gelen bu eseri bitirdiğimde acaba Toni Morrison'un tüm romanlarını böyle karmaşık mı yazmış diye düşündüm...Kendi kendime pes etmek yok dedim ve Morrison'un iki eserini daha aldım...Ama henüz okumadım. Sevilen ve En Mavi Göz... Umarım bunların anlatımı daha yalındır.

Puslu Kıtalar Atlası - İhsan Oktay Anar

Yazarı: İhsan Oktay Anar
Yayınevi: İletişim Yayınları
Sayfası: 238

             Fantastik, masalımsı anlatımla, tarihi bir kurgu kurularak yazılan bu eseri nasıl ifade edebilirim, ne diyebilirim bilemiyorum?
             İhsan Oktay gerçekten içinde yaşadığımız gezegenin yazarı mı?  Bundan da emin değilim... Yazarın dil zenginliğine ve hayal gücüne hayran olmamanın imkanı var mı? Eşi benzeri olmayan bir üslubu var. Zeka sınırlarınızı zorlayan kurgusu var. Hiç alışık olmadığımız dille yazılmış. Zaman zaman güldüren bir mizaha da sahip.
             Kitabın özetini çıkar derseniz çıkaramam. Lakin okurken  kendimi rüyada sandım ve rüyamda İstanbul'un o atmosferini soluduğum sanki... Böyle de enteresan bir durum içindeyim. Bu işin içinden çıkamayacağım. En iyisi kitapseverlerin mutlaka okuması gereken bir eser olduğunu belirtmektir.
             Bir noktaya değinmek istiyorum... Eserde Osmanlıca ve eski Türkçe kelimeler çok kullanıldığı için bazı okurlara ilk sayfalarda ağır gelebilir. Sakın hemen elinizden bırakmayınız. Yazar öyle bir üslupla yazıyor ki okudukça o kelimelerin sizi çok rahatsız etmediğini fark ediyorsunuz.

Bir Kadının Yaşamından 24 Saat Bir Yüreğin Ölümü - Stefan Zweig


Yazarı: Stefan Zweig
Yayınevi: Can yayınları
Çevirisi: Gülperi Sert
Sayfası:: 123

Birbirinden bağımsız iki öyküden oluşan bir eser.
Birinci öyküde bir kadının 24 saatte yaşamış olduğu bir olayı yıllar geçmesine rağmen unutamadığını ve hala etkisinden çıkamamasını anlatıyor. Yaşamış olduğu  24 saat kendisi için büyük bir hayal kırıklığıdır. Kadın bu olayı hiç tanımadığı bir yabancıya anlatma ihtiyacı duyuyor. Böylece bu ağırlıktan kurtulacaktır. Ve her şeyin göründüğü gibi olmadığını açıklamış olacaktır.

İkinci öykü ise kızını ve karısını daha iyi yaşatmak için yıllarca çalışmış bir adamın yaşamı anlatılıyor. Yaptıkları karşısında sadece sevgi ve saygı beklerken aslında hiç bir değeri olmadığını anladığı an ise aslında yapayalnız bir adam olduğunun bilincine varıyor. Ne çok sevmiş olduğu kızını, ne de karısını meğer hiç tanıyamamış... Meğer çok yalnız bir adammış...Ve hasta yatağında yapayalnızken ruhunu teslim ediyor.

Stefan Zweig'in eserleri tam bir edebiyat şöleni. Onu okurken bir insan nasıl bu kadar kusursuz bir yazar olabilir diye hayret ediyorsunuz. Betimlemeleri, tasvirleri olağanüstü...Kurguları ise mükemmel.
Bir solukta okuduğum bu eserin uzun süre etkisinden çıkamadım.

Fareler ve İnsanlar - John Steinbeck


Yazarı: John Steinbeck
Yayınevi: Remzi Kitapevi
Çevirisi: Ayşegül Çetin Tekçe
Sayfası: 110

Bu kitabı çok geç okuduğumu yazmaktan utanıyorum. Ama ne yazık ki kitabı bu sene okudum.
Fareler ve İnsanlar, iki can arkadaşın birbirlerine olan sevgilerini ve bağlılıklarını gözler önüne seriyor.
George ve Lennie...Birisi zeki, diğeri çocuk zekasında ama bir aygır kadar güçlü...Ama bir o kadarda korumaya muhtaç...Lennie bilmeyerek ve istemeden etrafındaki canlılara zarar veriyor.
İki dostun hayali insanca yaşamak için, kendilerine ait toprak parçasını alıp, işletmek. Bu amaçla para biriktirmek için çiftliklerde çalışıyorlar. Salinas Vadisi'deki bir çiftlikte yine hayallerini birbirlerine anlatırken onları dinleyen yaşlı ve sakat işçi huzur ve güvenle yaşamak için biriktirmiş olduğu tüm parayı onlara vermeyi teklif eder. Yani ortak olmayı. Artık iki can dost hayallerine çok yaklaşmışlardır. Ama hayalleri Lennie'nin çalıştıkları çiftliğin oğlu olan Curley'in karısını bilmeyerek öldürmesiyle son bulur. Curley, Lennie'nin peşine düşmüştür ve bulduğunda hunlarca öldürmeyi planlar. George çok sevdiği arkadaşını kendi elleriyle öldürerek ona bu işkenceyi yaşatmamak ister.
Fareler ve İnsanlar yalın anlatımı olan aynı zamanda derinlikli bir başyapıttır.

Bakire ile Çingene - D.H.Lawrence

Yazarı: D.H. Lawrence
Yayınevi: Can Yayınları
Çevirmeni: Tülin Nutku
Sayfası: 120
Lawrence, bu kısacık romanını Lady Chattreyin Sevgilisi'nden sonra kaleme almış ama benim okuma sıram öyle olmadı. Önce Bakire ve Çingene'yi, daha sonra Lady Chattreyin Sevgilisi'ni okudum.
Roman bir rahibin kızı olan Yvette'nin yakışıklı çingeneye duyduğu aşkı anlatıyor.Rahip çevresinde saygın bir insandır ama tutucudur. Çevresindeki tüm erkekleri sıkıcı ve sıradan bulan Yvette özgür ruhlu çingeneden çok etkilenmiştir.
Hemen hemen her romanda yazarın hayatından izler bulmak mümkündür...Tıpkı Bakire ve Çingene'de olduğu gibi...Lawrence'nin karısı onu terk etmiştir. Bakire ve Çingene'de ise Yvette'nin annesi rahip olan babasını terk etmiştir.
Çok güzel tasvirlerin dolu bir hikaye. Yazar karakterlerin duygularını öyle etkili anlatıyor ki sanki o karakter sizin tanımış olduğunuz bir insanmış gibi hissedebiliyorsunuz.
Yazar kadının diğer olgunlaşmaya başlayan duygularıyla birlikte, cesurca cinsel uyanışını ve toplumda sıkışıp kalmış kadının toplumsal kurallara başkaldırma isteğinin oluşmasını kendi üslubunca anlatıyor.
Kitabın son paragrafına kadar çingenenin adını Yvette ve bizler öğrenemiyoruz. Çingene, Yvette'ye bir mektup gönderiyor ve o mektubun sonuna "sadık hizmetkarınız, Joe Boswell" diye yazınca "ohhh hele şükür adını öğrendik" diye seviniyoruz.




Barış Adamı Zülfü Livaneli ve Serenad




Müzisyen, yazar, yönetmen, senarist, politikacı Zülfü Livaneli...Kişiliği, duruşunu çok beğendiğim Livaneli yaptığı işlerle de takdirimi hep kazanmıştır.
Zülfü Livaneli benim için asalet, güven ve dürüstlüktür. Hiç bozulmayan bir kişiliği var.
Livaneli, anlaşılır, sade, akıcı ve güzel bir uslubu olan Türk yazarımızdır.
Zülfü Livaneli'nin Sevdalım Hayat ve Mutluluk adlı romanlarını yıllar öncesinde okumuş ve çok beğenmiştim.
Sevdalım Hayat'ı okuyunca asaletinin nereden geldiğini daha iyi anlıyoruz. Anı kitabı olan Sevdalım Hayat Livaneli'nin kendi yaşamını konu alıyor. Okurken anlattığı kendisi olduğu halde ne kadar objektif  olduğunu hissediyorsunuz.

SERENAD


Yazarı: Zülfü Livanel
Yayınevi: Doğan Kitap
Sayfası: 484

Hikaye İstanbul Üniversitesinde Halkla İlişkiler bölümünde memur olarak çalışan 38 yaşındaki Maya adlı bir kadın ağzından aktarılıyor. 87 Yaşındaki Alman profesör Maxsimillian Wagner yıllar sonra Türkiye'ye geliyor.  Romandaki kahramanımız Maya, Wagner'e ev sahipliği yapmakla görevli.
Tarihin derinliğinde kalmış bir gemi Struma ...Eser çoğumuzun habersiz olduğu  Kırım Türklerinden oluşan askeri alay Mavi Ay ve İstanbul yakınlarında Karadeniz'de batırılan Struma gemisiyle umuda yolculuğun hazin sonunu konu almış... Anlatılanlarla II. Dünya Savaşının karanlık yönlerini daha iyi anlayabiliyoruz. Yahudi soykırımı ile insanlık suçu işlemiş Nazileri, zoraki yerlerinden yurtlarından edilmiş insanları okuyoruz.
Kitap daha elimdeyken  Struma gemisi hakkında araştırma yapmıştım. Bu bile benim için Serenad'ın tarihte yaşanmış gerçekler hakkında öğrendiğim kazanımlarındandı.

Alman asıllı Profesör Maxsimillian Wagner ve Yahudi Nadia'nın tüm baskılara rağmen masumca yaşanan 60 yıllık aşklarını okurken gözyaşlarınız akmasını engelleyemeyeceksiniz.

2 Ekim 2012 Salı

Okuyup beğendiğim aşk romanları

Aşk romanlarının fazla derinlikleri olmadığı için çok yoğun olduğum günlerde, yaz tatilimde, otobüsle yolculuğa çıktığımda ve evimede yatılı misafirlerimin olduğu zamanlar okumayı seviyorum. Beni düşünmeye sevk etmiyorlar. Oku geç, fazla takılma...Ekranlarda gösterilmiş olan bir çok diziden çok daha yeğ tutuyorum. O dizileri izleyeceğime elime bir aşk romanı almayı tercih ediyorum.

Benim için konusu günümüzde geçen aşk veya tarihi aşk romanı olsun fark etmiyor  Güzel bir kurgusu ve akıcı dili olsun kafidir. Bazı aşk romanlarının senaryoları çok saçma olabiliyor. Bazı yazarlar da karakter isimlerini değiştirip tüm kitaplarında aynı senaryoyu yazmaktalar. Birbirinin aynı senaryosunu tekrarlayan yazarları okumamaya çalışıyorum.

Judith McNaught'un aşkı tutkulu anlattığını düşünüyorum. İçinde Aşk Saklı, Kusursuz ve Sonsuza Kadar romanları içlerinde en beğendiklerim olmuştur.
Ayrıca okuduklarımdan Brenda Joyce'nin Bir Avuç Aşk, Kathleen E. Woodiwisse'nin İhtiras Çiçeği,  Rachel Gibson'un Lanetli Talih, Rita Hunter'in Kalbimi Çaldın romanları güzel kaleme alınmış. Farklı kurguları olan, bir solukta okuyabileceğiniz akıcılıkta romanlar...Benden aşk romanı tavsiyesi isteyenlere verdiğim isimler bunlar.
Julie Garwood'un birbirinin aynı senaryoları tekrar tekrar yazdığını düşünüyorum.

Kırık Kalpler Oteli - Jamie Ford

Yazarı:Jamei Ford
Yayınevi: Epsilon
Sayfası: 385
Çeviren:Sibel Alaş

Geçen yaz okumuş olduğum, tanınmamış olan bu kitap hakkındaki düşüncelerimi yazmamın sebebi kitabı gördüğünüzde sıradan bir eser olarak düşünmemeniz içindir. Tereddütsüz alabilir, okuyabilirsiniz.
Çok etkileyici masum bir aşkı konu almış. Aşıklarımız savaşın çirkin yüzüne rağmen umutlarını hiç kaybetmiyorlardı.
II. Dünya Savaşı sırasında, Seattele'nin göçmen mahallerinde ve Japon toplama kamplarında geçen duygu dolu bir kitap.
Henry babasının Amerikalı gibi yetişmesini istediği Çinli bir gençtir. Keiko ise daha sonra ailesiyle birlikte toplama kampına gönderilecek Japon bir kız. Birbirlerini tüm zorluklara rağmen masum bir aşkla severken, savaştan sonrası için umutlar beslemekten vazgeçmiyorlar. 

Henry ve Keiko'yu okurken çoğu zaman duygulanacaksınız ve gözlerinizdeki damlalar akmamak için mücadele edecekler. Aralarındaki güçlü arkadaşlık bağı daha sonra aşka dönüşecek.