29 Kasım 2012 Perşembe

Kitap kurtları Ankara’da buluşuyor


Ankara Kitap 2012, 1-9 2012 tarihleri arasında Ankaralılarla buluşacak.
Ankara 3V Fuarcılık tarafından düzenlenen, "Kitap Kurdunun Başkent'te Sonsuz Keşfi" Ankara Kitap 2012, 1-9 Aralık 2012 tarihleri arasında,Ankaralılarla buluşacak. ATO Congresium Uluslararası Fuar ve Kongre Merkezi'nde gerçekleşecek olan fuar, dokuz gün boyunca Ankaralı okuyucuların ziyaretine açık olacak.
Hürriyet  Ankara (Ankara Ana Sayfa)'dan alıntıdır.


25 Kasım 2012 Pazar

Okuyunca çok anlamlı bulduğum güzel bir söz

Yalanlamak ve reddetmek için okuma! İnanmak ve her şeyi kabullenmek için de okuma! Konuşmak ve nutuk çekmek için hiç okuma! Tartmak, kıyaslamak ve düşünmek için oku!
F. Bacom


Grinin Elli Tonu - E. L. James

Yazarı: E.L. James
Yayınevi: Pegasus Yayınları
Çevirmeni: Sevinç S. Tezcan
Sayfası: 576
Türü: Roman

            37 ülkede yayınlanan  ve büyük beğeni toplayan "Grinin Elli Tonu" erotizm,  cinsellik ve şehvet kitabıdır. Zaten kitabın arka kapağının sol alt köşesinde "Erotik Romans-Yetişkin Okurlar İçin" ibaresi bulunur. Yazarın sanalda paylaşmış olduğu bu romanı çok beğenilip, ilgi toplayınca kitap olarak basılmış. Yayınlandığı ülkelerde çok satanlar listesinden adının inmediği üçleme için yazarı şu sözleri söylemiş. "Orta yaş bunalımından kurtulmak için fantezilerimi kağıda döktüm ve dünya bayıldı. Bunu hiç beklemiyordum. Hala şoktayım." Yazarın en büyük endişesi ise iki oğlunun bu kitabı okuyunca kendisi hakkında ne düşünecekleri...Basit dili ve anlatımı olan bu kitap için benim yaşadığım şok ise ülkemizde değil ama yayınlanan diğer ülkelerde boşanmalara sebep olması oldu. Kadınlar "eşlerimiz bize neden böyle renkli fanteziler uygulamıyor." demişler ve bu kitabı okuyunca seks hayatlarını sıkıcı bulmuşlar. :)) Güya bu romandan sonra çiftlerin seks hayatında renklenme görülmüş.:)) Dört duvar arasında insanların ne yaşadıkları umurumda değil ama böylesine aşağılanmayı kadınlar nasıl ister aklım almıyor. Dört duvar arasında o kadar aşağılandıktan sonra  kadın hala kendisine karşı saygılı olabiliyor mu? 

           D&R'de kitabı incelediğimde alıp kütüphaneye konmaya değer olmadığını düşünmüştüm ama  bu kadar konuşulan ve tartışılan bir kitapta "Ben ne bulacağım?" diye ufaktan merak ediyordum. Oğlumla bu kitabı konuştuğumuzda "Çok konuşuluyor ve tartışılıyor olmasından dolayı dayanamaz alır, okursun." deyince benim cevabım "Okurum ama almam, kütüphaneye koymam." oldu. Bu cevabım üzerine "Nasıl okuyacaksın o vakit?" dedi. Ben "Bir alandan alıp okurum." diye aramızda şakalaşmıştık..Bu konuşmamız üzerinden daha 3-4 gün geçmişti yeğenim bizi yemeğe davet etti. Yeğenimin tatlı mı tatlı, güzel mi güzel mimar olan eşi de çok iyi bir kitap okuyucusudur ve öyle her kitabı eline almaz, okunmaya değer olan kitapları seçer. Onlara her gittiğimde "Ayşegül kitaplığına ne eklemiş?" diye çalışma odasına girer kitaplığını incelerim. Yemekten önce çalışma odasına Ayşegül ile birlikte uğradım. Bu kitabı görünce oğlumun yanına gittim ve ona "Bak sana almayacağım ama okuyacağım dememiş miydim. Ayşegül'de varmış işte." dedim. Çok güldük:)) Ayşegül'ün kitap hakkındaki düşüncesi ise "Okunsa da olur okunmasa da. okura bir kazancı olmaz." demişti.
             Kitap üçlemeymiş.  Birincisi olan "Grinin Elli Tonu"nda okunmaya değer herhangi bir şey bulamadım. Bana göre ruh hastası bir adam ve ruh hastasına itaat eden kız. Ruh hastası olarak düşündüğüm bu erkek Karun kadar zengin, dehşet  yakışıklı . Kadınları nasıl etkisi altına alır çok iyi biliyor. Bir kızın ondan etkilenmemesi zor...Çocukluğu çok zorlu geçtiği için ruh sağlığı bozulmuş. Annesi vücudunda sigara söndürüyormuş. Yaptıkları zorlu çocukluğuna bağlanacaktır. Anastasia ise Grey'le karşılaşana kadar hiç bir cinsel birleşimde bulunmamış 20 yaşında bakire bir kız. Kız ilişkilerinde duygu olsun isterken erkek ise sadece tensel birleşme için kızla olduğunu söylüyor ve önüne bir sözleşme koyuyor. Bu sözleşmeyi birlikte olmak istediği her kadına imzalatıyordu. Anastasia bu kitabın sonuna kadar o sözleşmeyi imzalamadı. Sanıyorum ikinci kitapta bu sözleşmeyi imzalayacak.
             Seri kitabın ilki kafalarda çok soruları oluşturarak bitiyor: "Ruh hastası adam tedavi olacak mı, kızla ilişkileri nasıl devam edecek, bu adam bu hale nasıl gelmiş?" sorularını merak edip serinin diğer iki kitabı da okuna bilinir. Ayşegül serinin diğer kitaplarını alacak olursa ondan alıp seriyi belki tamamlaya bilirim ama bir okur olarak bana her hangi bir şey katmayan romanın sonlarına doğru okumadan sayfaları çevirdiğim için diğer iki kitabın beni daha çok sıkacağını düşünüyorum.
           


18 Kasım 2012 Pazar

Espas - Selma Sancı

Yazarı: Selma Sancı
Yayınevi: Sel yayıncılık
Sayfası: 126
Türü: Roman

            Selma Sancı'nın ilk kitabı "Espas"'ın arka kapak tanıtımında yer alan "Espas, tedirgin bir dönemi ve basımevlerinde, tekstil atölyelerinde çalışan insanların kırgın, kırık hayatlarını anlatan ustalıklı bir dönem roman..."bu sözler güzel açıklamıştır.
            Yazar 12 Eylül'e adım adım ilerleyen sancılı günleri anlatıyor. Matbaalarda ve tekstil atölyelerinde çalışan kadın ve erkeklerin endişelerini  sade bir dille kaleme almış.
Tavsiye edeceğim, güzel bir eser.

Mutlu Moskova - Andrey Platonov

Yazarı: Andrey Platonov
Yayınevi: Metis Yayınları
Sayfası: 128
Türü: Roman
           "Mutlu Moskova"'da başkent değil, anne ve babasını küçük yaşta kaybetmiş olup, kendisine yetimhanede Moskova adı verilen Moskova Çestnova adlı bir kızı anlatmaktadır. Moskova ile birlikte Sovyetler Birliği'ndeki devrim yıllarından bir grup insanın hayatları da gözler önüne sunuluyor.
Moskova'nın çok küçük yaşında şahit olduğu olay onu hep etkiler. Hiç unutamaz.
            Tam 18 yaşında 1917 Ekim Devrimi patlak veren yazarın, cümlelerinde ve karakterlerini konuştururken bizlere ilettiği söylemlerinde kendisinin taşıdığı coşkulu Sovyetler ruhu açıkça yer alır. Kişiler ve olaylar çok garip bir şekilde anlatıyor. Yazarın cümleleri çok güzel.

15 Kasım 2012 Perşembe

Aşkın Renkleri - David Foenkinos

Yazarı: David Foenkinos
Yayınevi: Turkuvaz
Sayfası: 192
Türü: Roman
     
          Nathalie hayatının erkeğini bulmuş ve evlenmiştir. Kusursuz  ve mutlu evlilikleri devam ederken bir pazar günü karşıdan karşıya geçen kocasına bir kamyonet çarpar ve ölür. Bir daha asla aşık olamayacağını düşünür ama hayat ona bir sürpriz yapar. Alımlı Nathalie sıradan, sıkıcı ve çirkin ekip arkadaşı Markus:'u öper ve aşk burada başlar.  Markus'a aşık olmasını imkansız gibi görünmektedir. Etrafındaki insanlar Nathalie'in Markus gibi bir adama nasıl aşık olabileceğine kafa yorarken Nathalie, Markus'la geçirmiş olduğu her saatin her dakikasından büyük keyif almaktadır. Onunla olmak ona çok iyi gelir. Onun her yaptığına hayran kalır. Kitabın 76. sayfasında bir filozofun düşüncesine yer verilmiş.
"Yanlış zamanda karşılaşılan mükemmel insanlar vardır. Bir de doğru zamanda karşılaştığınız için mükemmel olan insanlar vardır." Filozofun düşüncesinin ne kadar doğru olduğunu bu kitabı okuyunca çok daha iyi anlayabiliyoruz. Markus, Nathalie'in hayatına en doğru zamanda girmiş ve onun kalbini fethetmiştir.
         Aşkın tek bir renginin olmadığını anlayabiliyoruz. "Neden bu kişiye aşık olunur?" dememek gerekiyormuş. Sıradan bir aşk romanı olmayan "Aşkın Renkleri"'ni yazar İstanbul'da bitirmiş.

11 Kasım 2012 Pazar

Gölgesizler - Hasan Ali Toptaş

Yazarı: Hasan Ali Toptaş
Yayınevi: İletişim Yayınları
Sayfası: 232
Türü: Roman

  Dün bitirmiş olduğum "Gölgesizler" 1994 yılı'nda Cumhuriyet Gazetesi'nin düzenlemiş olduğu Yunus Nadi Roman Ödüllüne layık görülmüş.
         Post-modern bir anlatımla kaleme alınmış olan Gölgesizler sinemaya da aktarılmış. Romanda var olanlar  sanki buharlaşıp yok oluyor. Dün yok, bugün var, yarın hiç olmayacakmış gibi. Belirsizleşen, yok olan zaman ve mekanlar sizi düşündürüyor.
         Bir köy ve bir berber dükkanı var. Bu köyde yaşayan ama birden kayıp olanlar var. Bir bakıyorsunuz geri dönüyor. Dönüşte kendisini öldüren Muhtar ne kadar garipti. Kayıp olupta aranan ve kendi kendine geri gelen  Cıngıllı Nuri'ye ne demeli? Sanki hiç gitmemiş gibi olağandı tepkiler. 
         Bu kitabın son sayfalarını kuaförde okudum. Bu kitapta berber dükkanı ve müşterisini sabunlu bırakıp giden çırak ile berber var. Uzun süredir sarı olarak kullanıyor olduğum saçımı kahve kızıl boyatmış, boyanın tutma süresini bekliyorum. Sarı olan saçımı kızıla boyatıyorum... Bunun sonucu nasıl olacak diye düşünmüyorum   "Berber dükkanındaki müşteri gibi ortada kalırsam ne yaparım?" diye düşünüyorum. Ne ilginç değil mi? Saçma gibi gelen olayları ciddi ciddi düşünüp "benim başıma gelir mi?" dediğiniz oluyor. Bence yazarın ustalığı işte tam burada. 
         Eserin kurgusu olağanüstü bir dille kaleme alınmış. Sadece bu dil ve anlatım için dahi kesinlikle okunmaya değer bir başyapıt. Kitap içice geçen olaylar, kişiler ve zamanda geçse de su gibi sayfaları akıtıp sona geliyorsunuz. Okurken sıkılacağınızı hiç sanmıyorum. Şiirimsi, masalımsı diliyle su gibi akan bir kitap.

9 Kasım 2012 Cuma

Cumhuriyetimizin Kurucusu Mustafa Kemal Atatürk'ü Saygıyla Anıyorum


                      Ne yapılmaya çalışılırsa çalışılsın seni unutmayacağız, unutturmayacağız. Bundan sonra senin kurmuş olduğun cumhuriyet için daha fazla çalışacağız.
                      Dünyada eşi benzeri olmayan bir liderin evlatları olarak gururluyuz, mutluyuz. Sonsuza kadar da senin yolundayız.




6 Kasım 2012 Salı

Ana - Pearl S. Buck


Yazarı:  Pearl S. Buck
Yayınevi: Altın Kitapları
Sayfası: 300
Türü: Roman
Çevirmeni: Nihal Yeğinobalı

          Dün gece bitirmiş olduğum Ana 1938 Nobel Edebiyat Ödülü'ne layık görülen ilk Amerikalı kadın  Pearl S. Buck'un başyapıtıdır. Bu kitabı edinmek için çok uğraş verdim. İlk önce Ana'yı Ankara'daki kitapçılarda ve sanal kitap satan sitelerde aradım. Artık yayınlanmadığını öğrenince eseri yayınlayan yayın evlerini telefonla arayıp ellerinde kaldı mı diye sordum ama ellerinde kalmamıştı. Kızım bir gün kitabın Altın yayınlarının çok eski basımı  ile eve geldi. Kullanılmış kitap satan bir kitapçıdan almış. Çok sevindim ama bir yandan da okunmuş olan bu kitap için vermiş olduğu fiyat bana çok fazla geldiği için kitapçıya söyleniyordum..Satışı yapan bu kitabın bir hazine olduğunu, bu nedenle çok pahalıya sattıklarını söylemiş. Kitabı elime alıp okudukça kitapçıya olan kızgınlığım geçti, gitti. Gerçekten elimde hazine vardı. Elde etmek için verdiğimiz tüm uğraşlara fazlasıyla değdi. Muhteşem bir kitap. Bu kitap bundan sonra benim için de bir hazine gibi korunacaktır. Bir kadın ancak bu kadar güzel anlatılır. Annelik duyguları ve içgüdüleri öylesine ustalıkla okuyucularıyla buluşuyor ki sayfalar ilerledikçe bitecek diye üzülüyorsunuz. Anlatım, dil, kurgu için tek yazabileceğim almış olduğu en büyük edebiyat ödülü olan Nobel'i her sayfası, her satırı ve de her kelimesiyle hakketmiştir
         Bu kitabı okuyunca analık duygusu ve içgüdülerinin dünyanın neresinde olursanız olun değişmediğini, en yüce, en yoğun duygunun analık olduğunu çok daha iyi anlayabiliyorsunuz. Yazarımız Ana ile hem analık duygularını, aynı zamanda kadınlık duygularını çok iyi anlatmış.
         Bu baş yapıttaki kahramanımız olan anamız yiğit, çalışkan bir Çinli kadındır.. Çok yoksul bir ailedir anamızın ailesi. Küçük yaşta kendisinden iki yaş küçük olan bir erkekle evlendiriliyor. Erkeğini hep seviyor. Oğullarına bakarken bile "erkeğim gibi yakışıklısı yok. "diyecek kadar  hayranlık duyuyor. Her yıl hamile kalıyor. Onun için doğurgan olmak çok yüce bir durum. İstiyor ki hep doğursun. Eşi ise "Ben dünyaya bu piçlerin karnını doyurmak için mi geldim. Benim yaşamım bu mudur?" diyecek kadar babalık duygularından yoksun bir adam. Böyle olmasına rağmen ana çoğu zaman eşini çok sıktığını düşünüp, onu rahat yaşatmak için canla başla eşine hizmetinde geri kalmıyor. Çoğu zaman eşi rahat etsin, kendisine vakit ayırsın diye tek başına tarlaya gidip çalışıyor, eve gelip üç çocuğuna ve kaynanasına bakıyor. Yemek yapıyor. Yemeğin en has kısmını, en etli kısmını eşinin tabağına koyuyor. Adam artık her gün aynı şeyleri yapmaktan sıkılıyor. Bunu da sıkça dile getiriyor. Ana için her gün aynı yaşam mutluluktur ama koca öyle düşünmüyor. Ana ile kavga ediyorlar ve kasabaya gidiyor. Bir daha da dönmüyor. Ana en yakını olan eşinin emmi oğlu ve karısına bile kadınlık gururundan dolayı doğru olan eşinin evini  terlettiğini söyleyemiyor. Sorana "çalışmaya gitti." diye yalan söylüyor. Bu yalan onu rahatsız ediyor ama yapacağı bir şey yok diye düşünüyor.
         Üç çocuk ve kaynanasının bakımını sağlamak için tek başına tarlada erkek gibi çalışıyor. Artık bir kadının asla başaramayacağı yerde ise emmi oğlu ananın hep yanında yer alıyor. Ananın en büyük destekçileri emmi oğlu ve onun eşi olur. Büyük oğlan daha çok küçük yaştan itibaren anasına yardımcı olmak için bedeninin kaldıracağından daha fazla çalışmaya başlar. Ananın gönlü razı değildir ama büyük oğlan anayı pek dinlemez. Küçücük yaşta bu kadar ağır işler yapmak oğlanın belini bükmüştür. Ortanca çocuk olan kızın ise iltihaplı gözleri tedavi edilmediği için kör olma noktasına gelmiştir. Böyle olmasına rağmen kız anasına elinden geldiğince ev işlerinde yardım eder. Görmeyen gözlerine rağmen evi çekip çeviriyor, küçük erkek kardeşine bakıyor.
         Ana tarla sahibinin çekici vekiline karşı koyamıyor ve onunla yatıyor. Bu kaçamaktan hamile kalıyor. Derdini emmi oğlunun karısına açıyor. Emmi oğlunun karısıyla bir ilaç yardımıyla bu bebekten kurtuluyor.
Büyük oğlu çok hamarat bir kızla evleniyor. Gelin kör görümceye evde doyuracak bir boğaz olarak başlarına sıkıntı diye düşünüp evlenmesini istiyor. Kızı ana istemeye istemeye evlendiriyor. Evlendirildiği kapı kendilerinden bile yoksul. Kız daha fazla dayanamıyor. Ölüyor. Bu ana için büyük acıdır. Ana işlemiş olduğu günahın vebalini kızının ödediğini düşünüp kendisini suçluyor. Gelin de hamile kalamıyordur. Bunun için de kendisinin işlemiş olduğu günaha bağlıyor.
        Büyük oğlan tıpkı ana gibi yiğit, çalışkan olmasına rağmen evin küçük oğlu ise aynı babası gibi gezmeyi seven bir genç oluyor. Ana küçük oğlanı babasına benzetiyor ve onu diğer iki çocuğundan çok seviyor. Yedinci senenin sonunda gelin hamile kalıyor.
      Çin'de Komünist faaliyetleri başlıyor. Bu faaliyetlere küçük oğlan karışmıştır. Büyük bir grupla birlikte idam edilen küçük oğlan içinde ana yine işlemiş olduğu günahın sebep olduğunu düşünüp kendisini suçluyor  ve tanrıya " Daha verdiğim bedeller yetmedi mi? " diye yalvarıp yakardığı sıra büyük oğlan koşarak "Ana oğlum oldu..Ana torunun oldu. Kocaman, çok güzel bir oğlan." diye ananın acısını birazcık olsa dindirmiş oluyor.
        Amerikalı yazar Pearl Buck yaşamının büyük kısmını Çin'de geçirmiştir. Çin halkının duygularını bu nedenle iyi hissedebilmişti.

3 Kasım 2012 Cumartesi

Fanfan - Alexandre Jardin

Yazarı: Alekxandre Jardin
Yayınevi: Can Yayınları
Çevirmeni: Necla Işık
Sayfası: 193
Türü: Roman
     
              Fanfan D&R nin  "Can Yayınları 5 Tl" kampanyasından almış olduğum kitaplardan birisidir. Üzerimde çok etki bırakmadı ama yine de okuna bilinecek bir kitap diyebilirim.
               Kitabın kahramanı Alexandre, Laure adlı bir kadınla nişanlı iken Fanfan'la karşılaşır. Ondan etkilenir ve aşık olur. Alexandre anne ve babasının birbirlerine sadık olmamasından dolayı tek eşli bir hayat sürmek ister. Fanfan için "hayatımın kadını" demesine rağmen Laure ile yapacağı evliliği ertelemez. 
                 Fanfan'da Alexandre'yi sever ve onun etkilemek için tüm kadınsılığını kullanmaya başlamıştır. Alexandre, Fanfan'la ikili ilişki yaşarsa tertemiz sevgilerinin zayıflayacağını düşünür. Aşklarını hep korumak için onunla birlikte olmaktan kaçar.
                  Alexandre için Fanfan'a karşı koymak büyük işkenceye dönüşür. Ona hissettirmeden birlikte yaşamak için fikirler üretir ve uygular. Fanfan'ın filmi de çekilmiş. Onu da izleyeceğim. Umarım kitabından daha eğlenceli bulurum.

1 Kasım 2012 Perşembe

Kuş Oltası - Kadri Öztopçu

                   

Yazarı: Kadri öztopçu
Yayınevi: Can Yayınları
Sayfası: 120
Türü: Öykü

               Kuş Oltası farklı mekan ve zamanlarda geçen, kimisi daha kısa, kimisi daha uzun öykülerin yer aldığı bir öykü kitabıdır. Yazarın dili, anlatımı ve kurgusu güzel ama nedense kitaptan çok haz alamadım. Yine de okunmaya değerdi.
                       
               Öyküler içinde beni etkileyen "Kadersiz" adlı öyküdür. "Kadersiz" diğer öykülerden farklı masalımsı bir dile yazılmış.