6 Kasım 2012 Salı

Ana - Pearl S. Buck


Yazarı:  Pearl S. Buck
Yayınevi: Altın Kitapları
Sayfası: 300
Türü: Roman
Çevirmeni: Nihal Yeğinobalı

          Dün gece bitirmiş olduğum Ana 1938 Nobel Edebiyat Ödülü'ne layık görülen ilk Amerikalı kadın  Pearl S. Buck'un başyapıtıdır. Bu kitabı edinmek için çok uğraş verdim. İlk önce Ana'yı Ankara'daki kitapçılarda ve sanal kitap satan sitelerde aradım. Artık yayınlanmadığını öğrenince eseri yayınlayan yayın evlerini telefonla arayıp ellerinde kaldı mı diye sordum ama ellerinde kalmamıştı. Kızım bir gün kitabın Altın yayınlarının çok eski basımı  ile eve geldi. Kullanılmış kitap satan bir kitapçıdan almış. Çok sevindim ama bir yandan da okunmuş olan bu kitap için vermiş olduğu fiyat bana çok fazla geldiği için kitapçıya söyleniyordum..Satışı yapan bu kitabın bir hazine olduğunu, bu nedenle çok pahalıya sattıklarını söylemiş. Kitabı elime alıp okudukça kitapçıya olan kızgınlığım geçti, gitti. Gerçekten elimde hazine vardı. Elde etmek için verdiğimiz tüm uğraşlara fazlasıyla değdi. Muhteşem bir kitap. Bu kitap bundan sonra benim için de bir hazine gibi korunacaktır. Bir kadın ancak bu kadar güzel anlatılır. Annelik duyguları ve içgüdüleri öylesine ustalıkla okuyucularıyla buluşuyor ki sayfalar ilerledikçe bitecek diye üzülüyorsunuz. Anlatım, dil, kurgu için tek yazabileceğim almış olduğu en büyük edebiyat ödülü olan Nobel'i her sayfası, her satırı ve de her kelimesiyle hakketmiştir
         Bu kitabı okuyunca analık duygusu ve içgüdülerinin dünyanın neresinde olursanız olun değişmediğini, en yüce, en yoğun duygunun analık olduğunu çok daha iyi anlayabiliyorsunuz. Yazarımız Ana ile hem analık duygularını, aynı zamanda kadınlık duygularını çok iyi anlatmış.
         Bu baş yapıttaki kahramanımız olan anamız yiğit, çalışkan bir Çinli kadındır.. Çok yoksul bir ailedir anamızın ailesi. Küçük yaşta kendisinden iki yaş küçük olan bir erkekle evlendiriliyor. Erkeğini hep seviyor. Oğullarına bakarken bile "erkeğim gibi yakışıklısı yok. "diyecek kadar  hayranlık duyuyor. Her yıl hamile kalıyor. Onun için doğurgan olmak çok yüce bir durum. İstiyor ki hep doğursun. Eşi ise "Ben dünyaya bu piçlerin karnını doyurmak için mi geldim. Benim yaşamım bu mudur?" diyecek kadar babalık duygularından yoksun bir adam. Böyle olmasına rağmen ana çoğu zaman eşini çok sıktığını düşünüp, onu rahat yaşatmak için canla başla eşine hizmetinde geri kalmıyor. Çoğu zaman eşi rahat etsin, kendisine vakit ayırsın diye tek başına tarlaya gidip çalışıyor, eve gelip üç çocuğuna ve kaynanasına bakıyor. Yemek yapıyor. Yemeğin en has kısmını, en etli kısmını eşinin tabağına koyuyor. Adam artık her gün aynı şeyleri yapmaktan sıkılıyor. Bunu da sıkça dile getiriyor. Ana için her gün aynı yaşam mutluluktur ama koca öyle düşünmüyor. Ana ile kavga ediyorlar ve kasabaya gidiyor. Bir daha da dönmüyor. Ana en yakını olan eşinin emmi oğlu ve karısına bile kadınlık gururundan dolayı doğru olan eşinin evini  terlettiğini söyleyemiyor. Sorana "çalışmaya gitti." diye yalan söylüyor. Bu yalan onu rahatsız ediyor ama yapacağı bir şey yok diye düşünüyor.
         Üç çocuk ve kaynanasının bakımını sağlamak için tek başına tarlada erkek gibi çalışıyor. Artık bir kadının asla başaramayacağı yerde ise emmi oğlu ananın hep yanında yer alıyor. Ananın en büyük destekçileri emmi oğlu ve onun eşi olur. Büyük oğlan daha çok küçük yaştan itibaren anasına yardımcı olmak için bedeninin kaldıracağından daha fazla çalışmaya başlar. Ananın gönlü razı değildir ama büyük oğlan anayı pek dinlemez. Küçücük yaşta bu kadar ağır işler yapmak oğlanın belini bükmüştür. Ortanca çocuk olan kızın ise iltihaplı gözleri tedavi edilmediği için kör olma noktasına gelmiştir. Böyle olmasına rağmen kız anasına elinden geldiğince ev işlerinde yardım eder. Görmeyen gözlerine rağmen evi çekip çeviriyor, küçük erkek kardeşine bakıyor.
         Ana tarla sahibinin çekici vekiline karşı koyamıyor ve onunla yatıyor. Bu kaçamaktan hamile kalıyor. Derdini emmi oğlunun karısına açıyor. Emmi oğlunun karısıyla bir ilaç yardımıyla bu bebekten kurtuluyor.
Büyük oğlu çok hamarat bir kızla evleniyor. Gelin kör görümceye evde doyuracak bir boğaz olarak başlarına sıkıntı diye düşünüp evlenmesini istiyor. Kızı ana istemeye istemeye evlendiriyor. Evlendirildiği kapı kendilerinden bile yoksul. Kız daha fazla dayanamıyor. Ölüyor. Bu ana için büyük acıdır. Ana işlemiş olduğu günahın vebalini kızının ödediğini düşünüp kendisini suçluyor. Gelin de hamile kalamıyordur. Bunun için de kendisinin işlemiş olduğu günaha bağlıyor.
        Büyük oğlan tıpkı ana gibi yiğit, çalışkan olmasına rağmen evin küçük oğlu ise aynı babası gibi gezmeyi seven bir genç oluyor. Ana küçük oğlanı babasına benzetiyor ve onu diğer iki çocuğundan çok seviyor. Yedinci senenin sonunda gelin hamile kalıyor.
      Çin'de Komünist faaliyetleri başlıyor. Bu faaliyetlere küçük oğlan karışmıştır. Büyük bir grupla birlikte idam edilen küçük oğlan içinde ana yine işlemiş olduğu günahın sebep olduğunu düşünüp kendisini suçluyor  ve tanrıya " Daha verdiğim bedeller yetmedi mi? " diye yalvarıp yakardığı sıra büyük oğlan koşarak "Ana oğlum oldu..Ana torunun oldu. Kocaman, çok güzel bir oğlan." diye ananın acısını birazcık olsa dindirmiş oluyor.
        Amerikalı yazar Pearl Buck yaşamının büyük kısmını Çin'de geçirmiştir. Çin halkının duygularını bu nedenle iyi hissedebilmişti.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder