28 Ocak 2013 Pazartesi

Denizin Altındaki Ada - İsabel Allende

Yazarı: İsabel Allende
Yayınevi: Can Yayınları
Çevirmeni: İnci kut
Sayfası: 592
Türü: Roman

              Tavsiye etmiş olduğu her kitabı çok beğendiğim doktor arkadaşım, İsabel Allende için şu cümleyi kullanmıştı: "Bazı yazarların her kitabı okunur, okunmalıdır. İsabel Allende'nin de her kitabını hiç tereddütsüz alıp okuyabilirsin." Arkadaşım öyle söyleyince kitap konusunda ona çok güvendiğim için yazarın aynı anda üç kitabını almıştım."Canım Sevgilim İnes", "Ruhlar Evi" ve "Denizin Altındaki Ada". İlk olarak  "Denizin Altındaki Ada"yı okudum. Arkadaşım beni yine hayal kırıklığına uğratmadı. Kitabı çok beğendim. Buraya ne yazsam kitap hakkındaki düşüncelerimi ve duygularım için yetersiz kalacaktır. Yazarın anlatımı, kurgusu mükemmel. Yazarın edebiyatı gerçek  şaheser eserlerde olduğu gibi kusursuz.
             Romanın arka kapak yazısında hikayenin gerçek olaylardan kurgulanmış olduğu yazılmış.  Şilili yazar İsabel Allende bu kitabını uzun bir araştırma sonucunda kaleme almış. Bu nedenle yazılanlar gerçeğe çok yakın. Yazarın büyülü anlatımı ile de kitabı elinizden bırakmanız mümkün olmuyor. Zarite adlı köle kadının dokuz yaşından kırk yaşlarına kadar olan hayatı anlatılıyor. Zarite daha küçücük bir kızken özgür ruhu onu sürekli kaçıp özgür olması için harekete geçiriyor. O vakitler kaçma girişimlerinde bulunuyor. Özgür olmak istiyor. Tam anlamıyla özgürlüğüne 30 yaşında kavuşuyor. 
            Zarite kendisini hep diğer kölelerden daha şanslı görüyor. Öyle de...Dokuz yaşındayken toprak zengini bir adama satılıyor. Orada hanımı onu diğer tüm kölelerden ayrı tutuyor. Zarite de hanımını seviyor. Hanımına üzülüyor çünkü kadın ruhsal olarak sağlıklı değil. Doğum yapıyor, çocuğunu bilmiyor. Zahite'den başkasını yanında istemiyor. Efendisi Zarite'ye daha küçükken göz koyuyor ve onun kadın olmasını bekliyor. Zarite kadınlığa ilk adımını atınca da Efendi ona hunharca tecavüz ediyor. Bu tecavüzü Zarite asla unutamıyor. Ondan iki çocuğu oluyor. İlk bebeği olan oğlu doğar doğmaz efendisi elinden alıyor. Karısının öğrenmesini istemiyor. Karısı da bir erkek çocuk dünyaya getiriyor. Zarite o çocuğu oğlu yerine koyuyor ve onu çok büyük bir şefkatle büyütüyor. Çocukta onu çok seviyor. Zarite'ye 'mamam(anne)' diyor. Buna efendi şiddetle karşı çıkıyor. Hanımı artık kendini bilmeden yatıyordur. Zarite, hanımına bebeğiymiş gibi itina ile bakıyor. Onun salyasından, dışkısından hiç bir zaman iğrenmiyor. Altını temizliyor, salyasını siliyor. Bunları yaparken hanımını incitmemeye özen gösteriyor. Hanımı da dünya ile tüm ilişkisi kopmuş olmasına rağmen Zarite'yi hissediyor ve ondan başkasının yanına yaklaşmasını istemiyor. Zarite evde hanımın tüm ihtiyaçlarını kendisi karşıladığı gibi hanımın oğluna öz annesiymiş gibi bağlanarak onu öz annesi gibi koruyup, gözetiyor ve ilgileniyor. Gece olunca da efendinin göz işaretiyle odasına gidip onun cinsel ihtiyaçlarını gideriyor. Zarite bu ilişkiden nefret ediyor. Midesini bulandırıyor. Zarite ikinci kez hamile kalıyor. Efendi karısının dünya ile kopuk olmasından dolayı çocuğun kendisinden olduğunu anlayamayacağı için Zarite'ye "kızın yanında kalabilir." diye izin veriyor.
            Zarite diğer köleler gibi kırbaçlanmıyor, efendi kesin olarak Zarite'ye kimsenin dokunamayacağını söylediği için ona göz koyan kölelerin kahyası ona tecavüz edemiyor, şeker kamışı tarlalarına da gidip ağır koşullarda çalışmıyor ama biliyor ki yaşam onun değil. Bu da ona acı veriyor. Çok zeki, akıllı, merhametli, iyi yürekli kadın Zarite. Hep kızının ve kendisinin özgür olduğunu hayal ediyor. Kaderine razı olmuyor ve özgürlüğü için çabalıyor. Özgür oluyor. Eskiden kendisi gibi köle olan sevdiği adamla evleniyor. Ondan da çocukları oluyor.
             Roman  Zarite'nin hikayesiyle birlikte o yılların Güney Amerika'sının tarımı, politikası ve ekonomisi ile kolonileşmeyi de yazarımız kaleme almış. Olayları güzel bağlamış. Karakter de çok fazla ama "Yüzyıllık Yalnızlık" gibi karışık değil. Çok kolay hafızada kalabiliyor. İsimler benzer değil.

27 Ocak 2013 Pazar

Aşkın Ateşi - Rita Hunter


Yazarı: Rita Hunter
 Yayınevi: Epsilon Yayınları
Sayfası: 488
Türü: tarihi Aşk Romanı

              Yazar Rita Hunter esasında bir Türk ve Türkiye'de yaşıyor.Gerçek Türk kimliği ile kitaplarını yayınlamıyor olmasının kendince çok haklı sebepleri olabilir. Yazarın tarihi aşk romanı okumak isteyenler için güzel kitapları var. Daha öncesinde yayınlanmış olan iki romanını okumuş ve onları da kendi tarzlarında beğenmiştim. Beyninizin dağınık olduğu zamanlarda elinize hemen okuyup geçebileceğiniz, üzerinde düşünmeyeceğiniz türde kitaplar okumak isterseniz veya okuduğunuz kitapların arasına çerez katmak istediğiniz zaman okunabilecek yazarlardan diye önerebilirim.

             Romanda kadın karakteri sevdim ve kitabın kapağındaki resim İsabella'ya çok uymuş. Erkek karakter Adrian'ı sevmedim. Çok kaba, kadın duygularını hiçe sayan bir karakter ortaya çıkmış. Yer yer çok eğlenceli bir kitaptı. Diyaloglar komik olabilmiş. Bu da hoşuma gitti.

Anayurt Oteli - Yusuf Atılgan

Yazarı: Yusuf Atılgan
 Yayınevi: Yapı Kredi yayınları
Sayfası: 108
Türü: Psikolojik Roman

              Romanın kahramanı olan Zebercet çevresi ve kendisiyle iletişimi olmayan,toplumdan kopmuş,  ruhsal bunalımlı bir adamdır. Anayurt Otelinde  yaşar. İşi de evi de orasıdır. Zorunlu olmadığı sürece otelden dışarıya çıkmaz. Monoton bir hayat sürmektedir. Doyurulmamış bir cinsel istekle otelde temizlik işlerine bakan kadınla sadece boşalmak amaçlı ilişkiye giriyor. Bu onu gerçek anlamda hiç bir zaman tatmin etmiyor. Zebercet gerçek bir kadın özlemi içinde yalnızdır ve bunalımlıdır. Yazar romanının kahramanı Zebercet'in iç dünyasını çok iyi yansıtmış. 

Çocukluğun Soğuk Geceleri - Tezer Özlü

Yazarı: Tezer Özlü
Yayınevi: Yapı Kredi Yayınları
 Sayfası: 65
Türü: Roman

            14 Ocaktan beri (neredeyse on beş gün olacakmış) okumuş olduğum kitapları yorumlayamadım. 24 saat bana yetmiyor. Çocuklarım, eşim, annem, babam, evim ve ihmal etmeyi asla istemediğim akrabalarım,  dostlarım ve arkadaşlarım olunca blogum ihmal edilmiş oldu:(( 
         Okuduklarıma gelirsem eğer "Çocukluğun Soğuk Geceleri", "Anayurt Oteli", "Denizin Altındaki Ada" ve çerez niyetine arada okumuş olduğum, tarzı içerisinde okunabilir diye düşündüğüm "Aşkın Ateşi" oldu.

            "Çocukluğun Soğuk Geceleri" yazarın yaşamından izler taşımış olduğu bir romanıymış. Yazarın hayatına baktığımızda bunu görebiliyoruz. Yaşamı onun için hiç kolay geçmemiş. Hastanede uzun süre tedavi görmüş. Daha sonra ise meme kanserine yakalanıp genç yaşta hayata gözlerini kapamış. Yazar hakkında bilgi sahibi olmak için bile bu kitap okuna bilinir diye düşünüyorum. Kitap çok az sayfalı olmasına rağmen ama bir yaşamı içine almış. Ben yaklaşık iki saatte bitirmiştim. Yazarın dili ve anlatımı çok yalın. Akıcı bir kitap. Edebi değeri çok yüksek bir eser. Yazarın diğer romanlarını da inşallah okuyacağım.


14 Ocak 2013 Pazartesi

Anna Karenina - Lev Nikolayeviç Tolstoy


Yazarı: Lev Nikolayeviç Tolstoy
Yayınevi: Türkye İş Bankası
Çevirisi: Ayşe hacıhasanoğlu
Sayfası: 1062
Türü: Dünya Klasiği Edebi Roman
               Oğlumun Rusça kurs öğretmeni olan Rus bayan oğluma "Anna Karenina" yı okuyup okumadığını sormuş. Oğlum okumadığını çünkü böyle aşk kitaplardan hoşlanmadığını söyleyince Rusça öğretmeni "Ama Murat, Anna Karenina'ya sadece aşk romanı olarak bakmak doğru değil. Dönemin Rusya'sını çok başarılı anlatıyor. Ben her yıl tekrar tekrar okurum. En sevdiğim romandır. Muhakkak okumalısın. Sende çok beğeneceksin." demiş. Kadın çok haklıymış. "Anna Karenina" da her ne kadar aşk daha baskın olsa da kitabın bütününe sadece aşk kitabı olarak bakılmamalı. Aynı zamanda o dönemin Rus aristokratının ve Rus köylüsünün yaşayışını, aile yapısını ve dönemin sorunlarını anlatan çok güzel bir eser "Anna Karenina".
               Anna Karenina çok güzel, alımlı ve inanılmaz zarif bir kadındır. Etrafındaki kişileri hemen etkisi altına alabilecek bir sevimliliğe ve de doğallığa sahip olup güzelliği dillerdedir. Güzelliğinin ve zarafetinin kendisi de çok farkında. Kendisinden 20 yaş büyük olan yüksek devlet memuru eşiyle aşk evliliği yapmamıştır. Eşinden bir oğlu olur. Oğluna çok düşkün olan Anna, Vronski adlı yakışıklı bir konta aşık olur. Bu yasak ilişkiden Anna (anne ve babası Ani derler) adını verdiği bir kızı olur. 
              Yasak aşkın kadın için ne kadar büyük bir yıkım olduğunu Anna Karenina'nın ağır psikolojik durumunu ele alarak anlatan yazarımız olayları bizlere anlatırken çok başarılı olmuş. Adeta olayları okuyucuya yaşatıyor. Kitabın sonunda göz yaşlarımı tutamadım ve gece yatağa girdiğim vakit uzun süre Anna ve Vronski'yi aklımdan çıkaramadım. Tabii kızı ve oğlunu da...İntihar edip arkasında suçlu bıraktığı Vronski'nin hali beni çok etkiledi.
              Yasak olan bu aşkta erkeğin saygınlığı korunurken kadına düşmüş gözüyle bakılması ne acı. Bunu Anna yaşadı. Toplumdan dışlanması nedeniyle ruhsal bunalıma girdi, artık çekilmez bir kadın oldu.
               En az Anna'nın öyküsü kadar Levin adlı zengin toprak sahibinin yaşamına da romanda geniş yer verilmiştir.Onun öyküsü eşi Kiti ve oğlu ile birlikte mutlu biter. Burada Levin'in aslında yazarın kendisini anlattığı söylemektedir..

11 Ocak 2013 Cuma

Cebelavi Sokağı’nın Çocukları – Necib Mahfuz



Yazarı: Necib Mahfuz
Yayınevi: Kırmızı Kedi
Sayfası: 456
Çevirmeni: Leyla Tonguç Basmacı
Türü: Roman
           Geçtiğimiz aylarda organize edilmiş olan Ankara kitap fuarından Necib Mahfuz'un "Cebelavi Sokağı'nın Çocukları" ve "Kuştimur Kahvehanesi" adlı iki kitabını almıştım. Pinuccia'nın 'Yazar Ayları' etkinliği kapsamında Ocak ayı yazarının Necib Mahfuz'u uygun bulmasına bu nedenle memnun oldum. Böylelikle yazarın almış olduğum iki kitabından  "Cebelavi Sokağı'nın Çocukları" nı okumuş oldum.
          Meğer bu kitap "Dini aşağılıyor" iddiasıyla yayınlandığı ülkeleri ayağa kaldırmış...Bir çok gösterilere neden olmuş. Ve yazara bu kitabından dolayı öldürme girişiminde bulunulmuş. Türkiye'de ise kitap tam elli sene sonra yayınlanmış ve yayınlandığı gün toplatılmış. Alırken böyle olaylı kitap olduğunu bilmiyordum. Bilsem Kırmızı Kedi yayın evi standında hangi kitabı alayım diye bir an düşünmez, hemen bu kitaba elimi uzatırdım. Yasaklanan ve olaylı kitaplar hep daha çok ilgimi çeker:)) 
         Kitap alegorik bir hikaye ile insanın yeryüzündeki yüzlerce yıllık macerasını anlatıyor. Cebelavi çölde bir konakta yaşayan hüküm sahibi, mal varlığı sınırsız bir adamdır. Burada Cebelavi Allahtır. Dört çocuğu var. Çocuklarından İdris, Edhem, Rıdvan ve Abbas arasında annesi köle olan en küçük oğlu Edhem'e vakfının yönetimini devreder. Buna en büyük oğul İdris karşı çıkar. Babasına hakaret eder ve tehditler yağdırır. İdris kitapta Şeytan'dır. Cebelavi İdris'i konaktan kovar. Edhem ise anlaşılacağı üzere Adem'dir. Köle bir kıza aşık olur ve onunla evlenir. Mutlu bir hayat sürerken İdris Edhem'in babasına ihanet etmesi için kandırır. Edhem'in ihaneti sonucu Cebelavi Edhem'i hamile karısıyla birlikte evden kovar. Adem hiç bir zaman İdris gibi Cebelavi hakkında kötü konuşmaz ve her zaman suçlu olanın kendisi olduğunu söyler. Umutla babasının bir gün kendisini affetmesini bekler. İdris ise öyle kötülükler yapar ki yaptığı bu kötülüklerle "Bakın işte Cebelavi'nin oğlu bu."denilsin ister. Amacı Cebelavi'yi kötülemektir. Bunları yapadururken konaktaki o ihtişamlı hayata dönmek için konak kapısının önüne bir baraka yapmıştır orada eşiyle birlikte yaşar. her an konağı ve Edhem'in evini gözetmektedir. Edhem'in Hüman ve Kadri adlarında ikiz erkek çocukları olur. Bunlar ise Habil ve Kabil'dir. Hüman çok iyi bir çocuktur. Cebelavi bir gün onu konağa çağırır ve mallarının idaresini ona devrettiğini ve hemen konağa taşınmasını söyler. Hüman Cebelavi'den ailesinin de affedilip konakta yaşamasını ister. Cebalavi şiddetle reddeder. Kadri Hüman'ı kıskanır ve tartışma sırasında istemeden Hüman'ı öldürür. Hikayeler böyle böyle devam eder. Hikayede kendi halkını bir araya getirmeye çalışan Cebel adlı yılan eğiticisi ise Hz. Musa'dır. Ondan sonra marangoz bir adamın oğlu olan Rıfat ise Hz. İsa'dır. Kasım'da tıpkı Hz. Muhammet gibi küçük yaşta yetim kalır ve amcası tarafından büyütülür. Adaletli ve hoşgörülüdür.. 
          Kitap Edhem, Cebel, Rıfat, Kasım ve ilmi temsil eden Arif bölümlerinden oluşan beş kısma ayrılır. Kasım'dan sonraki kısım Arif kısmıdır. Burada Arif sorgulamaya başlar. Aklı önde tutar. Bunlar sırasıyla sokakta yaşayan ve yüzyıllarca hikayeleri dilden dile dolaşan Cebelavi soyundan insanlardır. Kitapta ifade edilmek istenilenlerden bana yanlış gelen yerler oldu ama bunları okumam benim için artıdır diye düşünürüm. Aklım var düşünebiliyorum ve bu nedenle kendi fikirlerim var. Doğru veya yanlışı benim düşünmemle bulmam lazım gelir. Yasaklanarak iyi bir şey yapılamaz. Doğrusuyla yanlışıyla olaylı bir eser olan "Cebelavi Sokağı'nın Çocukları"nı iyi ki okumuşum diyorum. 

8 Ocak 2013 Salı

Eylül - Mehmet Rauf


Yazarı: Mehmet Rauf
Yayınevi: Kabalcı Yayınevi
Sayfası: 302
Türü: Psikolojik Roman

            Türk edebiyatının ilk psikolojik romanı olan "Eylül" bir şaheserdir. Kitapta anlatılan yasak aşktır. Bu aşkın kahramanları Necip ve Suat'ın ruh halleri çok başarılı anlatılmış. Aynı zamanda doğa betimlemelerinin ve tasvirlerin çok güçlü bir anlatımla okuyucuya sunulması da eserin başka bir güzel yanı olmuş.
           Eser Suat, Necip, Süreyya ve Süreyya'nın kız kardeşi Hacer ile onun eşi Fatin arasındaki ilişkileri anlatıyor. Necip ve Suat'ın kendilerinden  iç durumlarını okuyoruz. Suat mutlu bir evliliği olduğunu sanan son derece naif , düşünceli, asil bir kadındır. Süreyya ile evlidir. Süreyya evine eşine bağlı bir adamdır ama eşinin ilgi alanlarıyla pek ilgilenmez ve hatta sıkılır durumdadır. Yaşamında denize büyük yer ayırmıştır. Suat ve Süreyya arasında gerçekten birbirini seven eşlerde olduğu gibi birbirine yetebilen bir arkadaşlıkları yok. İkisinin de zevk aldıkları alanlar bambaşka olması ilişkilerinde derin çukurlar açacaktır.
           Necip, Süreyya'nın yakın akrabasıdır. Bekardır. Sık sık evli çiftleri ziyaret eder. Bu ziyaretten Suat ve Süreyya çok memnun olurlar. Necip olmadan hiç bir günleri tam olmayacak kadar onlara boş gelir. Süreyya denize gittiği vakit Suat piyano çalar. Necip onu büyük zevkle dinler ve onun çalmasına destek olur. Ona besteler getirir.
           Necip'in evlenmesi için baskı yapılmaktadır. Necip için evlilikse Suat gibi naif, asil, tertemiz bir kadın olmadıktan sonra nereye yarayacaktır ki... Düşüncesi budur ama dile getiremez. Suat'a olan hayranlığının aşk olduğunu anlaması uzun sürmeyecektir. Artık içten içe Suat'la evli olan Süreyya'yı kıskanmaktadır. Suat en yakın arkadaşı olarak Necip'i görür ama zamanla bu dostluk onun için aşka dönüşür. O da aşık olduğunu anlar ama ikisi de birbirlerine söyleyemezler... Bu aşk için onlar acı çekmekteydiler  Suat eşi Süreyya'ya bağlıdır ve ona şefkat duyar. Yasak aşkla Necip'i sevmesi ona günden güne çok ağır gelecektir.
           Bir gün Suat eldivenin tekini bulamaz. Kaybettiğini düşünür. Oysa ki eldivenin tekini Necip alıp kalbinin üzerindeki cebinde taşır. Eldiveni koklar ve sever. Onun için o Suat'ın kokusudur. Onun tenine değmiştir. Tesadüfen Suat eldiveninin Necip'te olduğunu öğrenir. Birbirlerine anlamlı şekilde bakarlar. Bundan sonra onlar için mutluluk sadece ufak bir bakıştır. Sadece bu bakışlar onlara yetecekti. Bakışlarıyla birbirlerine ne kadar sevdiklerini anlatacaklardır.
           Kitabın sonu çok hazin. Aramızda okumayanınız varsa bu hazin sonu yazarak kitabın büyüsünün bozulmasını istemem ama şu kadarını yazabilirim ki Suat'ı, Necip mi yoksa Süreyya mı gerçekten seviyor son bunu çok açık gösteriyor. Bu anlamda bu hazin son Necip ve Suat'ın arasında yaşanan gerçek aşkın büyüklüğünü daha iyi anlattığı için güzel olmuş diye düşünüyorum.

          Geçen ay gerçek sevginin ve iki sevgilin arasındaki ilişki durumunun nasıl olması gerektiğini anlatan iki felsefi kitap okumuştum. "İle" ve "Biz - Romantik Aşkın Psikolojisi". Bu iki kitapta anlatılan ilişkinin sağlam olması için çiftlerin asıl çok iyi arkadaş olmaları gerektiği ve birbirlerini önemsemeleridir. "Eylül" de anlatılan aşk bunu kanıtlar cinstendir.

2 Ocak 2013 Çarşamba

The Hobbit - Beklenmedik Yolculuk

               Bugün kızımla birlikte sinemaya "The Hobbit"i izlemeye gittik. Ankara Panora alışveriş merkezindeki sinemaya gitmiştik. Salonda çok az sayıda insan vardı. Sanıyorum herkes izlemiş. Sona bir biz kalmışız:))
            "Yüzüklerin Efendisi" ni izleyenler ne kadar emek harcanmış olduğunu bilirler. Aynı emek ve özen "The Hobbit" için de verilmiş. Olağanüstü çekimleri, zengin kostümleri, mekanları ile bu film izlenir.
Gollum'u sahiden özlemişim:. Ne de olsa bizim kıymetlimissss.))

İle - Oruç Aruoba


Yazarı: Oruç Aruoba
Yayınevi: Metis Yayınevi
Sayfası: 232
Türü: Felsefi - Düşünce

             2012 yılının son okumuş olduğum kitabı "İle" oldu. "İle" anlaşılabilinir dille yazılmış bir eser. Sayfaların akışına şaşırıyorsunuz. Sayfaların boşluğu dikkati çekiyor. Bunu da yazar kitabında şöyle açıklıyor.
"Görüyorsun, ey Okur, buralarda ne çok yanıtsız soru, ne çok çözümsüz sorun var. Sana bir ipucu vereyim: Bu kitabın sayfalarındaki boşlukları, oralara yazacak bir şey bulamadığım için boş bıraktığımı varsay; ve, oralara yazılabilir olabilecek bir şeyleri, kendin, düşün..."

             Kadın ve erkek arasındaki ilişkiye dair yazılmış güzel bir eser. Kitabı okurken "Evet bende böyle hissediyorum." diyecek kadar kendinizden bir şeyler bulacaksınız. 
Kadın ve erkek arasındaki samimiliğin önemini çok güzel açıklamış. İlişkide asla yalana yer olmadığını vurgulamış. Yalan varsa o ilişki, ilişki değildir demiş.Yazar, sevgililer arasındaki güven duygusundan ziyade kuşkulanmamak gerektiğini gayet anlaşılır dile kaleme almış.

            Kitap altı çizilecek çok cümlelerle dolu. Bazı yerleri aktarmak istiyorum.

            "Aşk, çünkü, önemsiz; giderek, değersiz birşeydir; kişinin 'başına', nedensizce;hatta, nesnesizce 'gelir'; neden şu kişiye aşık olmuşsundur;kimdir, aşık olduğun - belirsizdir - çünkü, yanlızca bir 'etkilenim', bir 'tutku'dur - işte: bir tutulmuşluktur...

             Sevgi ise dünyanın en önemli; giderek de (enderliğinden mi acaba - herhalde...) en değerli şeyidir - çünkü, kişinin bilinçle ve tam da belirli bir kişiye yönelik, bulunabileceği en yoğun ve en yalın - anlamlı; amaçlı - eylemidir.

            Düşün:Sevgi, eylemdir."

            "Cinsellik - çok garip bir yer tutar ilişkide;-
Hem çok önemli - şiddetli, acılı - bir ağırlığı vardır; hem de, neredeyse sözü edilmeye değmeyecek - geçici, uçucu - sonuçları: bir ömür boyu da taşıyabilirsin, bir cinsel yaşantının anısına; sabah aldığın duşun suyuyla akıp gidebilir de..."

           "İlişkide 'amaç' ın çok özel bir anlamı vardır: her bir adımında, 'yapılmak istenen' çok belirgin birşey içerir ilişki: kişilerden her biri öteki ile ilgili birşey ister, bir hedef koyar, bir erek belirler, öyle bulunur eylemde - ama bu, 'hesap -  kitap' sonucu değildir hiçbir zaman: o anda, kendiliğinden belirlenen bir şeydir; öyle değilse de, yani gerçekten 'hesap' içeriyorsa kişilerden birinin ötekine ötekiyle ilgili yaptıkları, ilişki tamlığı içinde oluşturulamıyor demektir."

            "Aşk / tutkunluk / sevgi: bunlar çok iyi ayırdetmeliyiz, ilişkimiz içinde:."

             "İlişki bağlılık olmalıdır; bağımlılık değil."

              "ilişki, tam olmak için,, kişilerde tam bir kararlılık, tam bir güvenlilik, tam bir isteklilik gerektirir - karşılıklı; birlikte..."

              "İle" benim herkese tavsiye edeceğim bir kitap olmuştur. Ben keyifle okudum. İnanıyorum sizde keyifle okuyacaksınız.