27 Mart 2013 Çarşamba

Rosshalde - Hermann Hesse


Yazarı: Hermann Hesse
Yayınevi: Yapı Kredi Yayınları
Çevirmeni: Kamuran Şipal
Sayfası: 167
Türü: Roman

         Üstesinden gelemediği hiç bir resmin olmadığı ressam Veragut uluslararası bir üne sahiptir. Eşi ve küçük oğlu ile birlikte Rosshalde'de yaşarlar.
             Veragut'un başından beri sorunları olan bir evliliği sürdürmesindeki tek sebebi küçük oğlu Pierre'den ayrı kalmaya dayanamayacak olduğu içindir. Eşi Adele cıvıl cıvıl bir kadın değildir. Her zaman sakin, ağır başlı, ciddi, suskun bir kişiliğe sahiptir. Veragut ise tam aksine duygularını daha kolay yansıtabilen, çocuklar gibi neşelenip, coşan, kimi zaman hırçın, kaprisli ve istekleri olan bir adamdır. Adele, eşinin bu hırçınlığını, kaprislerini ve isteklerini sabırla, sessiz, sedasız karşılamış sürekli. Adele acı çeke çeke kaderine razı olmuştu ama Veragut için bu durum daha çekilmez gelir. Veragut, eşi  Adele'ye yaklaşmaya çalıştıkça eşi daha içine kapanmaya başlar. Veragut bunu kendisi için büyük başarısızlık olarak görmektedir. Ressam Veragut, büyük oğluları Albert'e sahip olmak ister. Onu annesinden kıskanmaya başlar. Ona sahip olmaya çalıştıkça oğlan anneyle daha yakınlaşır ve babadan uzaklaşır. Albert'in anne ile sırdaş olup babasına düşman kesilmesi üzerine Veragut onu yatılı bir okula vererek evden uzaklaştırır. Artık dört elle küçük oğlu Pierre'ye bağlanmıştır. Onu çok sever. Onun için yapamayacağı bir şey söz konusu değildir. Eşi Adele'ye eğer Pierre'yi ona vermeyi kabul edip boşanmaya razı olursa tüm malını mülkünü kendisine bırakacağını söyler. Eşi buna şiddetle karşı çıkar.
          Pierre annesi ve babası arasında sürekli gelip gitmektedir. İkisi de ona çok bağlıdır. Aralarındaki tek iletişim küçük oğlan Pierre olup akşam yemeklerinde bir araya gelmelerine sebeptir. Veragut işinde başarılarla dolu bir yaşamı olmasına rağmen aslında başarısız bir hayat sürmektedir. Yalnızdır. Artık umursamaz bir adam olmuştur. Daha çok işine  zaman ayırır. Rosshalde'ye bir ek bina yapar. Orasını kendisi için atölye olarak ve yatacak yer olarak kullanır. Akşam yemeklerinde malikaneye gider. Pierre ise evle babasının atölyesi arasında gider gelir. Babası onun gelmediği zamanlar kendisini daha da yalnız hisseder. Adele'nin sırdaşı olan ve onu seven büyük oğlu Albert vardır. Veragut'un ise sadece dünyada Pierre'si vardır. 
          Ressamın tek dostu ve sırdaşı Otto'dur. Otto, arkadaşının evliliğinin ve yaşamının taşlaşmasına,  kavrulup solmasına çok üzülür. Hindistan'a uzun bir tatil yapması için birlikte gitmeyi teklif eder. O da gitmeye karar verir. Yaşama daha çok sarılan Veragut oğlu Pierre'nin amansız hastalığı ile daha da yıkılır. Pierre'nin ölümü onları daha da darmadağın edecektir. 


             Kitaptan seçtiklerim:
            "İnsan karşılaştığı olayları çocukluğunda tüm derinliği ve tazeliğiyle yaşar ancak, yani on üç-on dört yaşına kadar, ondan sonra hazırdan yer, çocukluğundaki yaşantılarla beslenir hep."

            "Bana öyle geliyor ki, insan ne kadar öğrense, yine de öğrenmediği çok şey kalıyor."

             "Umudunu yitirmemiş kişi mutludur."

             Alman Edebiyatının önde gelen yazarlarından Hermann Hesse'nin  "Rosshalde" adlı eseri bana çok gerçek, çok hayatın içinden geldi.
              Kitabın arka kapağında bu eser için yazarın kendi yaşamından izlerin taşıyor olduğu belirtilmiş. Psikolojik yönü ağır basan, hazin bir öykü. Elimden neredeyse hiç bırakmadan bir günde okudum. Ben kitabı çok beğendim. Uzun tasvirler ve doğa betimlemelerden benim gibi hoşlanan bir okur iseniz  "Rosshalde"yi daha da çok seveceksiniz.


22 Mart 2013 Cuma

Kızıl ile Kara - Stendhal

Yazarı: Stendhal
Yayınevi: Can Yayınları
Sayfası: 677
Çevirmeni: Nurullah ATAÇ


       Bu ölümsüz eser Fransız yazar Stendhal'ın en önemli iki yapıtından birisidir. Diğer önemli yapıtı ise "Parma Manastırı"dır.
            Tutkulu bir aşkı anlatmakta olan "Kızıl İle Kara", o dönem Fransa'nın genel görünüşünü de çok iyi anlattığından dolayı değerli tarihçimiz İlber Ortaylı'nın önemle bu kitabın okunması gerektiğini üzerinde durmasını sağlıyor.
            Romanın baş karakteri Julien Sorel taşralı yoksul bir gençtir. Ait olduğu sosyal sınıftan iğreniyor, soyluların sınıfında yer almak istiyor. Soyluların sınıfına girebilmek için gözü hırsla bürünmüş olan Julien Sorel çok zeki ve kadınları etkisine çok çabuk alan, ikiyüzlü ve sahte bir yapıya sahiptir. Napoleon'a hayrandır ama bunu gizler.
            Belediye Başkanı'nın eşi Madame de Renal'in, Julien'e duyduğu aşk tutkuludur. Bu tutkulu aşk onun ölmesine sebep olacaktır.
              Her anlamda çok iyi bir klasik olan "Kızıl İle Kara" için okunması gerekli olduğunu söyleyen onca edebiyatçıların ve tarihçilerin  yanında benim bu kitabı öneriyorum diye yazmam haddime değildir.

21 Mart 2013 Perşembe

Sefiller (Les Misérables)


          Kızımla bilikte bu filme gitmeyi istemiştik. Onun ders saatlerini ancak dün ayarlayabildik ve okul çıkışında buluşup filmi izledik.
          Viktor Hugo'nun ölümsüz eseri "Sefiller" kitabından uyarlanma oldukça başarılı müzikal film olmuş. Oyuncu kadrosu çok iyi performans göstermiş. Ben ve kızım çok beğendik.


15 Mart 2013 Cuma

Seni İçime Gömdüm - Andrew Jolly

Yazarı: Andrew Jolly
Yayınevi: Ayrıntı
Sayfası: 124
Çevirmeni: Tomris Uyar
Türü: Roman

             "Seni İçime Gömdüm" adlı romanını okunmadan önce bir aşk hikayesi sanabilirsiniz. Eser bir aşk hikayesinden ziyade yalnızlığı ve topluma baş kaldırışı anlatmaktadır. 
             Meksikalı Kabrero, Kızılderili hasta bir kıza tutulmuştur. Onla evlenmek istediğini abisine açıklar. Abisi Kızılderili bir kızla evlenmesini uygun bulmaz. Kahramanımız bunun üzerine rahibe gider. Rahipte bu evliliği onaylamayacağını söyler. Kabrero yaşadığı toplumun karşı çıkmasına aldırış etmeden hasta Kızılderili kızla evlenir ve dağın başında karısıyla birlikte bir kulübede aşkı ve yalnızlığı tercih ederek iki yıl yaşar. İki yıl sonra gözü gibi baktığı karısı kollarında ölür. Kabrero dağda kazacağı mezarın kayalar nedeniyle derin olmayacağını bildiği için onu güzelce yıkar, temizler, en güzel kıyafetlerini giydirip gerçek bir mezara yatırmak adına kasabasına taşımaya başlar. Tek başına dağın tepesinden kasabaya kadar bir cesetle gitmesi hiç kolay olmamıştır. Bir kaç kez ölümle karşı karşıya gelir ama hiç aldırış etmez. Yolun sonunda öleceğini bilse, karısını gerçek mezara yatıracaktır. Yolda haydutlarla karşı karşıya gelir. Onu kolundan yaralarlar.
             Kabrero kasabaya yorgun, hasta ve bitkin halde ulaşmıştır. Onu gömmek için rahibe gider. Rahip ölüyü bile kabul etmez. Böylesine yozlaşmışlığın, cahilliğin içinde kahramanımız yine tek başına kalmıştır.
Tekrardan haydutların rehinesi olarak dağda kulübelerine ulaşırlar. Kabrero karısına "Yat sevgilim. Kıpırdama. Yat bir tanem. Seni içime gömdüm."der ve yürüyüp gider.
               Sevdiği kadınla evlenmek için yaşadığı toplumdan ayrılan yalnız bir adamın bu hazin öyküsünü kesinlikle öneriyorum. Basit bir hikaye gibi görülen bu eser insanı düşünmeye zorluyor. Bu anlamda bu kitap bana John Steinbeck'in kitaplarınında ki tadı almamı sağladı. Kitabı bitirince yazarın başka ne kitabı varsa alıp okuyayım diye araştırdım ama maalesef ben başka bir kitabına rastlamadım.

12 Mart 2013 Salı

Üveyanneye Övgü - Mario Vargas Llosa

Yazarı: Mario Vargas Llosa
Yayınevi: Can Yayınları
 Çevirmeni: Celal Üster
Sayfası: 142

              Pinuccia'nın Yazar Ayları etkinliğindeki Mart ayı yazarımız Mario Vargas Llosa'ydı. Okumak için benim seçtiğim yazarın kitabı ise "Üveyanneye Övgü" olmuştu. 
             "Üveyanneye Övgü"  ye ben övgü dolu cümleler maalesef yazamayacağım.
             Kırk yaşlarında çekici bir kadını, küçük yaştaki üvey oğlu baştan çıkarır. Çocuğun amacı evde istemediği üvey annesine tuzak kurup kovdurmaktır. Burada çocuk adeta içine şeytan kaçmış kadar sinsice planlar yapıyor. Baba Don'un geceleri yapmış olduğu çok tiksindirici temizlik ayinleriyle, üvey anne ve küçük yaştaki çocuk arasındaki erotik ilişkiyi anlatan bu kitabı sevmedim. Sayfaları nasıl hızlı hızlı geçtim kendime şaştım. Kolay kolay elime aldığım bir kitabı bırakmamaya çalışırım. Bu kitabın sayfa sayısı az olmasına rağmen etkinlik kitabım olmasaydı yarısına gelmeden bırakacağım kitap olurdu.
               Yazarın dil ve anlatımı imgelemelerle güzel olmuş ama maalesef beni sarmadı. Önereceğim kitaplar listeme giremez.

Küçük Prens - Antoine De Saint-Exupéry

Yazarı: Antoine De Saint Exupery
Yayınevi: MaviBulut Yayıncılık
Sayfası: 96
Türü: Hikaye
                Kızımın almış olduğu "Küçük Prens" adlı bu kitabı ilk gördüğümde vermiş olduğum tepki "Bu çocuk kitabını neden aldın?" olmuştu. Bu tepkime oğlum ve kızım çok sert yanıt verdiler. Onların bu sert çıkışını hak etmişim. Hem de fazlasıyla. Büyüklerin bile anlamakta zorluk çekeceği bu kitap için cahilliğimden olacak ki çocuk kitabı diye okumadan değerlendirme yapmıştım. Yanılgım büyük hem de çok büyüktü. İtiraf ediyorum, aynı şekilde büyük bir yanılgıyı Harry Potter için de yapmıştım.:((
                 Kitap, çocukların gözüyle biz büyüklerin dünyasına giriliyor. Küçük Prens küçük bir gezegende yaşamaktadır. Bir gün farklı farklı gezegenlere yolculuğa çıkar. Bu gezegenlerde büyüklerle karşılaşır. Böylece büyüklerin anlamsız davranış ve yaşayışlarını görmüş olur.
              Bu minik dev eserde altı çizilecek yığınla cümle var. Onları buraya yazmaya kalsam sanıyorum kitabın tamamını yazmış olurum. Bu zengin dünyamızda aslında ne kadar fakir yaşadığımızı anlatan çok güzel bir kitap. Bizler bir şeyleri gözümüzle görmek istiyoruz. Önemli olan gözle görmek değil, yüreğimizle görmemizdir. Emek vermeden sevgi olmaz. Emek vermekten kaçınmamamız lazım gelir.
                  Herkesin bu kitabı okuması gerekli olduğunu düşünüyorum. Ben tekrar tekrar okuyacağım.

Satranç - Stefan Zweig

Yazarı: Stefan Zweig
Yayınevi: Can yayınları
 Çevirmeni: Ayca Sabuncuoğllu
Sayfası: 71
Türü: Öykü

              "Satranç", Stefan Zweig'in ölümünden kısa bir süre önce yazmış olduğu bir öyküdür. Yazarın eserlerinde ele almış olduğu karakterlerin psikolojik çözümlemelerindeki üstün başarısı bu kitapta da görülmekte. Satranç oyununu hiç bilmediğim için kitabın ilgimi çekeceği konusunda endişe duyarak okumaya başladım. Bu kitap hayranı olduğum yazar, Stefan Zweig'in olmayıp, hiç bilmediğim bir yazarın olsaydı yanına yaklaşmaya bilirdim. Stefan Zweig ne yazsa okurum diye almış olduğum bir kitaptı. Yazar için düşüncelerimde yanılmadım gördüm. Kitap küçük ama çok derin bir öykü. Anlatım, kurgu mükemmel.
              Doğru dürüst konuşamayan, anlama kabiliyeti zayıf ve hayal gücü olmayan Czentovic bir köyde yaşar. Küçük yaşta ailesini bir kazada kaybetmiştir. Onu bir rahip büyütür. Tesadüfen satranç oyunundaki yeteneği fark ediliyor. Satrançta dünya şampiyonu olacak kadar başarılı oynuyor. Hızlı yükselişi devam ederken bir gemi yolculuğu esnasında Hitlerin işgali sırasında sorgulanmak için aylarca dört duvar otel odasına kapatılan ve sonradan işgalcilerin elinden  kurtulan Dr. B  ile karşı karşıya gelir. Dr. B otel odasından sorguya götürüldüğü sırada bir kitap görür. Bu kitabın ne olduğuna bakmadan onu gizlice cebine koyar. Satranç kitabı olduğunu görünce önce üzülür. Daha sonra o kitaptaki oyunları inceler. Kendi başına satranç tahtası ve taşları olmadan oyun oynamaya başlar. Satrancın tüm inceliklerini öğrenmiş, tam bir usta olmuştur. Satranç oyununa kendisini öyle kaptırmıştır ki, o otel odasında yemek yemek için bile vakit ayırmaz hale gelir. Hiç uyumadan sürekli oyunlar kurar. Artık sinirleri iyicene yıpranmıştır ve krizler geçirmeye başlar. Czentovic ve Dr. B nin karşılaşmasını merak ediyor olmalısınız. O zaman okuyun.:)) 
               Yaklaşık iki saatte bitireceğiniz bu 70 sayfalık kısa öykü bittiğinde yazarın eseri kısa tutmasına üzüleceksiniz. Bir baş yapıt olduğunu düşündüğüm "Satranç"ı kesinlikle öneriyorum. 

Tenimdeki Mühür -Andrea Kane


Yazarı: Andrea Kane
Yayınevi: Siyah İnci Yayınları
Sayfası: 456
Türü: Roman
              Anne ve babamın aylık ilaçlarını yazdırmak için gitmiş olduğum aile hekiminin önünde her zaman kitaplar görürüm. Her gittiğimde ne okuyor diye merakla masasına bakınmaktan kendimi alamam. Böylece kadın doktorla kitap sohbetimiz başlar. Bu sohbette bana söylemiş olduğu bir düşüncesini çok beğendim. "Her zaman ağır spor yapılmaz. Zaman zaman bedenimizi yormayacak sporlar yapmalıyız. Ben kitap okumayı beynimizin sporu olarak görüyorum ve zaman zaman ağır olmayan kitaplara beynimizin ihtiyacı olduğunu düşünürüm. Her zaman ağır spor yapılmayacağı gibi her zaman ağır kitaplar da okunmaz." Belki siz buna katılmayabilirsiniz Ama ben bu düşünceye katılıyorum. Ben, zaman zaman okuyup geçeceğim, okurken üzerinde düşünmeyeceğim tarzda kitapları okuma ihtiyacı duyarım. Bu tarz kitapların içinde çok eğlendiğim ve sevdiklerim oluyor. "Tenimdeki Mühür" hafif saydığım türde sevdiğim bir kitap oldu.
              Historical roman tarzında, 1817 yılların da geçen bir aşk hikayesi anlatılmakta. Bu tarzda romanlar okuyanlar hikayelerde kadının iş dünyasında olmadığını bilirler. Bu romanda kızımız iş kadını. Erkek kahramanımız da aşık olduğu bu kıza iş hayatında söz sahibi olması için destek oluyor ve kadının zekasına, kararlarına, dürüstlüğüne güveniyor. Kadınların da iş dünyasında olması gerekli olduğunu biliyor. Bu anlamda erkek kahramanı çok sevdim diyebilirim.
               Amca ve aynı zamanda teyze çocukları olan Anastasia ve Breanna birbirlerine ikiz kardeş kadar çok benzemektedirler. Bu iki kız birbirlerine çok bağlılar. Breanna'nın babası Anastasia'nın annesine aşıkmış ama kadın onu değil Anastasia'nın babasına aşık olmuş ve evlenmişler. Çok mutlu bir evlilikleri olmuş. Breanna'nın babası sevdiği kadının kardeşiyle evlenmesini bir türlü kabul edememiş. Bu nedenle ikisinden de nefret etmiş. Amca bunun üzerine sevdiği kadının  ikiziyle evlenmiş ama mutlu olmamış ve çevresini de mutlu etmemiş. Anastasia ne kadar özgür ve söz sahibi bir kadın olarak yetiştirilmişse Breanna ise o derece baskı altında hiç bir söz hakkı verilmeden, hem ruhsal, hem de fiziksel şiddet görerek acımasız baba tarafından yetiştirilmiş.
                Anastasia'nın amcası Anastasia'dan onu öldürece kadar nefret etmekte. Erkek kardeşi ve sevdiği kadından intikam almak için Anastasia bir fırsattır. Ama planları hiçte işe yaramaz. Anastasia zekası ve sevdiği adam Damen'in zekası birleşince, birde Breanna 'nın babası hakkındaki gerçekler öğrenip Anastasia ve Damen'in birleşmesi için elinden gelecek her türlü fedakarlıkları gözü kapalı yapması sayesinde amcadan kurtulmak zor olmayacaktır.
                Aşk, intikam, tutku, bağlılık, nefret...Her şey hikayede var. Tenimdeki Mühür"de Anastasia ve Damen'ın aşkı anlatıldı. Kitabın devamı olan Kalbimdeki Mühür"de ise  Breanna'nın aşkı anlatılıyormuş. O kitabı da okumayı istiyorum. Tarzı arasında farklı olan bu kitabın kurgusunu ve anlatımını sevdim.

11 Mart 2013 Pazartesi

Dögüş Kulübü - Chuck Palahniuk

Yazarı: Chuck Palahniuk
Yayınevi: Ayrıntı Yayınları
Sayfası: 224
Çevirmeni: Elif Özsayar
Türü: Yeraltı Edebiyatı Roman
               On beş gün olmuş okuduğum kitaplarımı blogumda değerlendirmemem. Bu on beş günde okuduklarımı sırasıyla kısa kısa da olsa değerlendirmek istiyorum. 
                İlk okumuş olduğum kitap "Dögüş Kulübü" oldu. Bu kitap hakkında nasıl bir değerlendirme yapmam gerektiğine karar veremiyorum. Esasında bu kitap hakkında yazı yazmam belki de yanlış olacak ama içinizde benim durumumda olabilecek olan vardır diye de düşünmeden edemiyorum.
                Kızımın almış olduğu bu kitap hakkında çok iyi yorumlar okuyordum. Okumak için elime aldığımda oğlum ve kızım kitap için "Bu kitap çok iyidir." yorumunda da bulundular. Böyle olunca bu kitaba çok büyük beklentilerle giriş yapmış oldum ama "Dögüş Kulübü"nün ortalarına kadar kitabın içine giremedim. Hatta sonuna kadar.:)) 
                Yaşamış olduğu hayattan nefret eden, bu nedenle sürekli dövüşen bir adamın öyküsünü anlatıyor. Filmi de çok beğenilmiş olan "Dögüş Kulübü"nü bir daha okusam eminim anlayabileceğim. Daha sonra bir daha elime almayı diliyorum.

8 Mart 2013 Cuma

8 Mart Dünya Kadınlar Günümüz Kutlu Olsun.



                 Erkekler için yaşamın çok daha kolay olduğu bu dünyada kadın olduğum için her zaman kendimi şanslı hissettim. Kadın olmak bambaşka bir şeydir. Yaşamımın hiç bir döneminde keşke erkek olsaydım dediğim bir anım olmadı. Çok mu rahat yaşadım? Bizim ülkemizde kadın olarak rahat yaşayabilir misin? Asla. Kadın olmanın zaman zaman sıkıntılarını fazlasıyla yaşadım ama onlarla baş etmesini ve de sabır etmesini hep bildim. Kadınların, erkeklere göre duyguları çok daha yoğun yaşamalarını seviyorum. Kadınların ince, hassas olmasını seviyorum. Asaleti ve zarafeti çok güzel taşımalarını seviyorum.  Kısacası kadınlar gerçekten çiçekler kadar güzel varlıklar. Kadınlara hak ettikleri değerin verilmesini istemek hakkımızdır.