23 Nisan 2013 Salı

Canavar - Andres Roslund / Börge Hellström

Yazarı: Andres Roslund / Börge Hellström
Yayınevi: Pegasus Yayınları
Çevirmeni: Levent Aydoğan
Sayfası: 416
              "Canavar" iki yazar tarafından kaleme alınmış oldukça başarılı bir eserdir. Bernt Lund yaşları çok küçük olan kızlara akla gelmedik şekillerde işkenceler yaparak tecavüz etmektedir. İnsanlık dışı işkencelerine hiç bir küçük kız dayanamaz ve çoğu iç kanama sonucu hayatlarını kayıp ederler.En son olarak yaşları 8-10 olan iki kıza tüyler ürpertici bir şekilde tecavüz edip öldürür. Bernt yakalanır. Dört sene sonra başka bir hapishaneye nakli sırasında görevlileri yaralar ve kaçar. Kaçmış olduğu gün güvenlik kurumlarının tüm önemlerine rağmen yine soluğunu küçücük kızların olduğu bir okulun bahçesinde alır. Cani avını yakalar. Sapık emellerini bu sefer ormanda gerçekleştirir. Öldürmüş olduğu kızın babası,  Bernt'in bir daha hiç bir kızın canını yakmaması için izini sürüp öldürmeye karar vermiştir. Kızın babası, sapığı yine bir okulun bahçesinde pusuda bulur. Acılı baba Bernt'i öldürür. 
             Babayı, eylem hazırlığında olan bir caniyi engellemiş olduğu için suçsuz bulurlar. Olaylar bundan sonra başka türlü gelişir. Bir insanın hayatını her ne olursa olsun bizler alabilir miyiz? Eğer ben o babanın yerinde olsam aynı şekilde can alır mıydım? Hala bunu düşünüyorum. Ben olsam ne yapardım, ne yapardım.
             Kitaptan çok etkilendim ve de çok beğendim. Her ne kadar gerilim romanı olarak kaleme alınmamış olsa da okurken okuru çok rahatsız ediyor. Okumaya dayanabilecek olan okusun derim. 21 yaşındaki kızım bu kitabı okuyacak olsa  günlerce etkisinden kurtulamaz. Bunu bildiğim için ona "Bu kitap kesinlikle sana göre değil. Dayanamazsın." diyerek okumasını şimdilik engelledim. Rahatsız edici boyutu yüksek olan bu çok çarpıcı ve düşündürücü romanı okumak için karar sizin.


           


Dünyanın Ucundaki Fener - Jules Verne

Yazarı: Jules Verne
Yayınevi: İthaki yayınları
Sayfası: 284
Çevirmeni: Alev Özgüner
            Dünyanın ucundaki bir adada gemi kazalarını önlemek amaçlı sürekli yanan bir fener vardır. Bu fenerin üç bekçisi bulunmaktadır. Gemilerin güvenlikleri için, dünyanın ucunda ıssız bir adada bekçilik yapan bu üç kişi büyük bir tehlike içinde olduklarından habersizlerdir. Adada yaşayan vahşi bir çete vardır. Bu çete çok tehlikelidir.
            Çete bekçilerden ikisini öldürür. Sağ kalan Vasquez yanına az miktarda yiyecek ve tabancasını alıp kaçar. Çetenin arama çalışmaları sonuçsuzdur. Ellerinden kaçırdıkları bekçiye bir türlü ulaşamazlar. Vasquez'in ise düşündüğü kendi hayatı değildir. Çok sevdiği iki arkadaşının intikamını almak ve adaya yaklaşmakta olan  gemileri bekleyen felaketi önlemek için yaşamak zorundadır.
          Aydınlanmamış olan adaya yaklaşan bir gemi kaçınılmaz son ile paramparça olmuştur.  Çeteden önce Vasquez gemiden yiyecek erzak alır. Hiç kimsenin sağ kalmadığından emin olan Vasquez  geminin ikinci kaptanını ağır yaralı bulur. Onu çete görmeden saklanmış olduğu yere götürür. Tedavi eder. Kaptan John Davis içinde artık tek bir amaç vardır. Çetenin daha fazla insanların hayatını almalarına engel olmaktır. 
             John Davis ve Vasquez birlikte sayıları oldukça fazla olan çeteyi yok edebilecekler mi? 
             Eser çok heyecanlı ve sürükleyici. Ben beğendim. Yazarın kurgusu çok iyi.

16 Nisan 2013 Salı

Kötü Karma - David Safier

Yazarı: David Safier
Yayınevi: Pegasus Yayınları
Çevirmeni: İlhan Yabantaş
Sayfası: 320
Türü: Roman

            Almanya'nın başarılı haber sunucularından olan Kim Lange, kızını ve eşini kariyeri için hep ihmal etmektedir. Kim'in kariyer hırsı nedeniyle ailesine yeterince zaman ayırmaması  artık evliliklerinde ciddi çatlaklara yol açmaya başlamıştır. Kim, için önemli olan işinde rakipsiz olmaktır. Bu nedenle önüne kim çıkarsa onu acımasızca ezerken hiç vicdanı sızlamaz. İnsanlara faydalı olmayı hiç istemez. Kırıcıdır, ezicidir.  Karşısındakini anlamayı hiç bir zaman istemez. Annesini dahi anlamaya çalışmaz. Böyle bir kişiliğe sahip olduğu için çevresinde sevilen bir insan değildir.
           Alman TV Ödülü verileceği gün kızının doğum günüdür. Eşi, Kim'in kızının doğum gününde onu bırakıp gitmesini istemediği halde o gider. Ödülü de Kim alır. Ödül almış olduğu gece Rus Uzay İstasyonu'ndan kopan bir parça başına düşer. Bu parça Kim'in hayatına mal olur. Kim, yeni hayata karınca olarak geri döner. Kim defalarca yine, yine ölür. Bir kaç kez karınca, fare, köpek, solucan ve daha bir çok hayvan olarak yeniden dünyada yaşamaya başlar. Kim en son olarak Suma güreşçisi kadar çok şişman olan bir kadının bedenine girer. 
           Kim, ilk hayatında çok güzel şeylere sahipti. Güzel bir beden ve zeka ile birlikte onu seven bir eş, çocuk, iyi bir iş. Mutlu bir aile hayatını işiyle birlikte dengeleyebilecek zekaya sahip olmasına rağmen bunu kullanamadı. İnsan ömrünü boşa harcamış olduğunu ilk karınca olarak dünyaya yeniden geldiğinde anladı. Başkalarına yardım etmenin önemini de çok iyi kavramıştı. Ölümden sonraki hayatında, ölümden önce neyin önemli olduğunu artık çok iyi anlamıştı ama artık çok geçti. Yazar erkek olmasına rağmen kadının duygularını çok güzel kaleme almış.
            Çok basit bir dille yazılmış olan "Kötü Karma" aynı zamanda çok eğlenceli ve bir o kadar da düşündürücü olması nedeniyle çok keyifle okunuyor. Ben çok sevdim. Zaman zaman çok eğlenmiş olmama rağmen Kim'in, ailesini ölmeden önceki yaşamındaki umursamazlıkları nedeniyle duymuş olduğu pişmanlıkları okuyunca hüzünlendim. Bazı yerlerde gözlerim doldu. 
             Kimi okur, romanın zahmetsizce kaleme alınmış olduğunu düşünebilir. Bence yazar anlatmak istediğini çok iyi kurgulamış. Okuru sıkmadan, eğlendirici bir dille keyif alarak okumasını sağlarken aynı zamanda okurun düşüncelere sevk ediyor. Basit cümlelerle yazılmış olan eser kendi hayatınızı gözden geçirmenizi de sağlıyor. 

12 Nisan 2013 Cuma

Kızıl Damga - Nathaniel Hawthorne


Yazarı: Nathaniel Hawthorne
Yayınevi: Bilge Kültür Sanat
Sayfası: 264
Çevirmeni: Utku İlban Çoşkunoğlu
Türü: Roman

            Kızıl Damga" kitabının arka kapağında konu şöyle özetlenmiş.
         "Tutkulu bir genç kadın, onun korkak aşığı ve intikam ateşiyle yanıp tutuşan ihtiyar kocası...Bunlar 17. yüzyıl Boston'unun katı, geleneklerle örtülü dünyasında vuku bulan, tutkuyla geleneklerin çatıştığı bir trajedenin başkahramanları. Evli bir kadın olan Hester Prynne işlediği zina suçunun cezası olarak, üzerinde ahlak düşkünlüğünü simgeleyen kızıl bir harf taşımak zorunda bırakılır; bir anlamda içinde yaşadığı toplumun değer yargılarını hiçe saydığı için 'öteki' olarak damgalanır.Yaşadığı bu trajediyle sahip olduğu gücün farkına varan Hester, bu gücü ve duruşu ile doğmakta olan modern Amerika kadın kahramanın müjdecisidir. O günahlarıyla tek başına yüzleşirken adlarını açıklamaya yanaşamadığı korkak ve ikiyüzlü aşığı ile intikam hırsının çılgına çevirdiği kocası suçluluk, pişmanlık, intikam duyguları ile kendilerini bekleyen çarpıcı ve hazin sonu kendi elleriyle hazırlarlar."

            Altı yıl önceydi sanıyorum, "Kızıl Damga" adlı filmi izlemiş çok beğenmiş, çok etkilenmiştim. Dost Kitapevi'nde rafların arasında gezinirken  "Kızıl Damga" adlı bir romanı görünceye kadar çok beğendiğim filmin kitap uyarlaması olduğunu bilmiyordum. Aldım, okudum fakat beni filmi gibi etkilemedi. Bu benim için aslında bir ilk oldu diyebilirim. Çünkü okumuş olduğum kitabın eğer ondan uyarlanmış olan  filmi veya dizisi varsa kitabından daha çok beğenmemişimdir. Acaba diyorum filmini önce izlediğim için olabilir mi? Bir film veya dizi şayet kitaptan uyarlanıyorsa öncelikle o kitabı okur öyle filmini, dizisini izlerim. Bunun etkisinin olabileceğini düşünüyorum.
    "Kızıl Damga"nın başkahramanı Hester gibi başına her ne gelirse gelsin yıkılmadan ayakları üzerinde durabilen, gururlu, asil, dürüst, çalışkan kadınları anlatan kitapların beni çok etkilemesine rağmen bu kitap çok etkileyemedim. Katı din kurallarının cezası olan kızıl "A" damgasını insanların arasına karışıp herkesin bulunduğu yerlerde yürüyüp dolaşırken başını hep dik tutan, asla insanların içinde ezilip, büzülmeden, göğsünün için için ne kadar yandığını hissettirmeden taşıyan Hester'ın hikayesi sizi etkileyebilir. Bence sizin okumanızda fayda vardır. 

9 Nisan 2013 Salı

Piyango Bileti - Jules Verne

              
Yazarı: Vules Verne
Yayınevi: İthaki Yayınları
 Çevirmen: Ender Bedisel
Sayfası: 262
              Sevgili Pinuccia'nın düzenlemiş olduğu Yazar Ayları etkinliğinde bu ay okuyacağımız yazar Jules Verne'ydi. Yazarın okumak için iki kitabını belirlemiştim. "Piyango Bileti"ni okudum ve beğendim. Darısı "Dünyanın Ucundaki Fener"de olsun.
                Eşini kısa süre önce kaybeden Madam Hansen, iki çocuğu ile birlikte Dal'da yörenin itibarı en iyi, en çok tercih edilen otelini işletmektedir. Oğlu Joel aynı zamanda turistlere rehberlik yapmaktadır. Kızı Hulda'ysa dürüst, mert, çalışkan, denizci kuzen Ole ile nişanlıdır. Ole evlilik hazırlıklarına gerekli olan  parayı kazanmak için son bir kez daha denize açılır.
              Madam Hansen, kocasının ölümünden sonra, riskli işlere girişip servetini artırmayı denemiş, elinde bulunan az miktardaki parayı çarçabuk eritmiştir. Bankalardan borç almaya başlar. Memleketin hiç sevilmeyen, duygusuz, çok tanınmış tefecisine oteli ipotek ettirerek banka borcunu kapar. Bunları çocuklarından saklayan, zor durumdaki Madam Hansen'in içine kapanması çocuklarını çok tedirgin eder. Çocuklar, annelerinin sıkıntısını sormaktan çekinirler.
                Ole'nin belirlemiş olduğu tarihte hala eve dönmemiş olması, annelerinin sıkıntılı halleri Joel ve Hulda'yı üzmektedir. Joel çok endişeli olan kız kardeşini birazcık düşüncelerinden uzaklaştırmak için onu da kendisiyle birlikte bir turisti gezdirmek için yanına almıştır. O turist çok iyi kalpli, zengin milletvekili Sylvius Hog'dur.
                Profesör Hoğ, tıpkı kendisi gibi paraya değil manevi değere önem veren Joel ve Hulda'yı hiç sahip olmadığı evlatları kadar çok sever. Onlar için canını verse az bile yaptığını hala düşünecektir.
Sylvius Hog, çocukları  yerine koymuş olduğu Hulda ve Joel'in mucizeleri olabilecek mi? 

                Elinizden bırakamayacağınız kadar sürükleyici, etkileyici bir eser. Çok keyif alarak okudum. Öneriyorum.

8 Nisan 2013 Pazartesi

Diriliş - Lev Tolstoy

Yazarı: Lev Tolstoy
Yayınevi: Can yayınları
 Çevirmeni: Nihal Yalaza Taluy
Sayfası: 521
Türü: Dünya Klasikleri Roman

            Kitabın önsözünde "Diriliş"in konusu verilmiş. Konuyu oradan aktarırsam daha iyi anlaşılacaktır.
        "Prens Nehludov, genç yaşından beri halalarının evine her uğrayışında ilgilenmekten geri kalmadığı Katyuşa adlı güzel, zeki bir evlatlığı, askere gitmeden önceki son ziyareti sırasında baştan çıkarır. Bu ayartma, içini sarsıp sızlatsa da ayrılırken kızın eline bir yüz ruble sıkıştırmakla her şeyin yoluna girdiğine inanır, bir daha da zavallı kızla ilgilenmez. Soylular hayatının zevkleri, istekleri içinde yuvarlanıp gider. Ama beklenmedik bir karşılaşma, içinde çok derin bir sarsıntı uyandırır: Üye seçildiği ağır ceza mahkemesinin daha ilk oturumunda zavallı Katyuşa'yı zehirleme zanlısı olarak karşısında görür. Katyuşa, çocuğunu doğurduktan sonra halalarının evinden kovulmuştur. Ondan sonraki hayatı tam bir düşüşün öyküsüdür. Bu öykü genelev hayatından zindana kadar dayanmıştır, Sibirya'ya kadar uzanacaktır. Nehludov'un içindeki büyük değişiklik, yalnız Katyuşa'yı kurtarma isteğinden gelmez. O, büsbütün bambaşka bir insan olmuştur. Büyük günahını bağışlatmak için hayatını baştan sona değiştirecek, boşluğuna inandığı gündelik şatafatlı yaşayışının bütün zincirlerinden kendisini kurtaracaktır. Onca asıl hayat, dış süslerden, kabuklardan temizlenmiş olan ruhun, kurtuluşu aşk yolunda araması, başkaları için kendisine kıymasıdır."
             Bana göre "Diriliş" Tolstoy'un "Anna Karenina"sı kadar önemli bir eseridir ("Savaş ve Barış"ı henüz okumadığım.). Okumuş olduğum eseri çok beğenmişsem o eser hakkında çevremdekilerle konuşma isteğimi bir türlü bastıramam. "Diriliş"i evdekiler henüz okumadığı için maalesef onlarla konuşamıyorum. Bu nedenle patlayacak haldeyim.=) Umarım kitap hakkındaki tanıtımım çok uzamaz. 

            Nehludov, mahkemede Katyuşa'yı gördüğünde çok şaşırır. O vakit içindeki ses pişmanlık olur ama buna kendisini kaptırmak istemez. Mahkemede yorgun düşen jüri heyetinin, yanlış yazdırmış olduğu bir cümlesi, suçsuz Katyuşa'nın dört yıl kürek cezası almasına sebep olur. Katyuşa'nın kürek cezası alması Nehludov kendisine getirir. O vakit Katyuşa'yı kurtarmayı aklına koyar. Zavallı kızın başına gelenlerin hep kendi suçu olduğunu kabul ettiği için de onunla hemen evlenmek ister. Vicdanı ona büyük baskı yapmaktadır. Ne pahasına olursa olsun Katyuşa'yı karısı yapacak, onun yanından hiç ayrılmayacaktır.

           Nehludov validen almış olduğu özel izin belgesiyle Katyuşa'yı sık sık görüp, onla konuşur. Evlenme teklifinde bulunur ama Katyuşa kabul etmez. Katyuşa çok zeki bir kadındır. Onun kendisiyle sadece vicdanını rahatlatmak için evlenmek istediğini anlamıştır. Nebludov onu sevmiyor ama Katyuşa, Nebludov'un ona yaptıklarına rağmen hala seviyordur. Ama ona yüz ruble verip terk etmesinin üzüntüsü içinde çok büyüktür. Katyuşa'nın koğuşunda birlikte kaldığı kadınlar Nehludov'un kendilerine de yardım etmesi için Katyuşa'dan yardım isterler. Nebludov, Katyuşa'nın mahkumlar için istediklerini yapacağını söyler. Nebludov, mahkumlarla ve onların aileleriyle yakınlaşmaya başladıkça, hayat koşullarının suç sayılan hareketleri yapmaya zorladığı insanlar olduklarını düşünmeye başlamıştır. Mahkemelerin, hüküm verdiği çoğu insanın suçsuz olduğuna inanıyordu artık. Onlara yardım ettikçe daha çok mutlu olur ve içi huzurla dolmaya başlar.

          Nehludov'un çabaları sonuçsuz kalır. Katyuşa kürek cezasını çekmek için Sibirya'ya gönderilir. Nehludov, son bir umutla Çar'a bir mektup yazar ve Katyuşa ile birlikte Sibirya'ya gitmeye karar verir. Böylece onun hep yanında olacak ve ona gerektiğinde yardım edecektir.

     Nehludov, Sibirya'ya gidince üst makamlarla konuşarak onu eğitimli insanlar olan siyasi suçlularla birlikte kalmasını  sağlar. Katyuşa, siyasi suçluların arasında çok daha iyidir. Onlarla birlikte çalışıp, onlarla birlikte yararlı işler yapar. 

        Katyuşa, Nehludov'u çok seviyordu ama bunu onu sevdiğini asla belirtmiyordu. Nehludov'un her dediğini yerini getirmeye çalışıyordu. İçki ve sigarayı bırakmıştı. 

          Simonson adlı kürek mahkumu çok iyi eğitim görmüş siyasi bir suçludur. Simonson, Katyuşa'nın son derece iyi, az bulunur kişiliğe sahip, gururlu, çok çekmiş bir kadın olduğunu farkeder. Ona karşı çok iyi hisler  duymaya başlamıştır. Artık onun rahata ermesini canı gönülden istemektedir. Katyuşa içinse, Simonson gibi bir adamın sevgisini kazanmak onurdu, yüceltilmekti . Simonson, Katyuşa'ya evlenme teklifinde bulunur. Katyuşa, onu olduğu gibi seven ve kabul eden adamın evlenme teklifini kabul eder. Böylesi herkes için, en çok Nehludov için, daha hayırlısı olacaktır. Katyuşanın düşüncesine göre, Simonson'la evlenmesi Nehluvon'un da kurtuluşu olacaktır. Nehludov gibi soylu, asil bir sınıftan gelen mal, mülk sahibi adam için kendisi gibi bir kadınla evlenmesi bir özveridir. Katyuşa o zaman daha çok mutsuz olacağından emindir.

            Bu arada Nehludov, Çar'a ulaşmıştır ve Katyuşa'nın suçsuzluğu belgelenmiştir. Nehludov bu haberi çocuklar gibi sevinerek Katyuşa'ya verir ve hemen evlenmelerini ister. Katyuşa, Nehludov'un, ona, iyi yürekli olduğu için suçunu düzeltmek amacıyla evlenme teklifi etmesini bir kez daha reddeder.. Katyuşa, Simonson'un yanında kalıp onunla evleneceğini söyler. Simonson, onu olduğu haliyle seviyordur. Bunlar Nehludov'u bir yandan çok rahatlatmıştır. Ama bir yandan da içini hüzün kaplar.. Siyasi suçluların yanında Katyuşa, onun olmasını istediği gibi kadın olmuştur. O kadın hayran olunacak, sevilecek üstün niteliklere sahiptir. Katyuşa her ne kadar Nehludov'a onu sevdiğini söylememiş olsa da Nehludov bazen onun kendisini sevdiğini düşünüyordur. Bu ona erkeksi bir gurur verir ve şimdi Katyuşa'nın sevgisini bir başka adama verecek olmasına üzülür.

           "Diriliş", sadece yüksek sınıfın aşağı sınıfı sömürmesini, toplumsal eşitsizliği ve kendini yeniden var etme gayretini konu edinmemiş. Ceza hukukunu da bir güzel eleştirmiştir. Kitabı çok beğendim. Mutlaka okunması gerekli bir klasik olduğunu düşünüyor, şiddetle öneriyorum.

             Kitaptan seçtiklerim:

"İnsanlar seni, istedikleri kadar iyi bilsinler, ama kendi kendini aldatabilir misin?"
"Gözümüzdeki merteği zamanında görebilsek hepimiz ne kadar daha iyi olabilirdik.(Bir başkasının gözündeki çöpü görürken, kendi gözünde bir merteğin bulunduğunu hissetmiyorsun)"


             Çok uzattım yine.(mahcup ikon) Birileriyle "Diriliş"i konuşamayınca yazdım bende.=)


2 Nisan 2013 Salı

Nisan Ayı Okuma Listem

Nisan ayında okuyacağım kitaplarımı seçtim. Mayıs ayına girmeden hepsini okumayı planlıyorum (inşallah).

Nisan ayı okuma listem sırasız şöyle.
Kızıl Damga - Nathaniel Hawthorne (Bilge Kültür Sanat)
Kötü Karma - David Safier (Pegasus Yayınları)
Kitap Hırsızı - Markus Zusak (Martı Yayınları)
Canavar - Roslund & Hellström (Pegasus Yayınları)
Koku - Patrıck Süskınd (Can Yayınları)
Dünyanın Ucundaki Fener - Jules Verne (İthaki Yayınları)
Piyango Bileti - Jules Verne (İthaki Yayınları)
Venedik'te Ölüm - Thomas Mann (Can Yayınları)
Diriliş - Lev Tolstoy (Can Yayınları)
Katharina Blum'un Çiğnenen Onuru - Heinrich Böll (Can Yayınları)
Tehlikeli İlişkiler Julia London (Martı Yayınları)

Tüm kitap sevenlere keyifli okumalar diliyorum.