19 Aralık 2013 Perşembe

Her Kadın Gibi / Sigrid Undset

 Sigrid Undset

           "Her Kadın Gibi"nin yazarı Sigrid Undset, küçük, şirin bir Danimarka şehrinde; 20 Mayıs 1882 yılında, Kalundborg'da dünyaya geliyor. Daha çok küçük yaştan, sanata karşı bir heves duymuştu. Okulda dersleriyle pek ilgilenmiyordu. Onun en sevdiği şeyler; resim yapmak, kırlarda dolaşıp çiçek toplamak, ırmakta kürek çekmekti. Derslerine çalışmayışı tembelliğinden değil, onlara karşı ilgi duymayışındandı. Kendisini yakından tanıyan, arkadaşları, öğretmenleri onun "bambaşka yaradılışta" çocuk olduğunu anlıyorlardı.
        Sigrid on bir yaşındaydı, babası öldü. Fakir kaldılar. İki kardeşi daha vardı. Anneleri, çalışıp çabalayarak, onları zor geçindiriyordu. Sigrid'i babası Kristiana'da açılan özel karma bir okula vermişti. Okulun sahibi, kızı, haylazlığından dolayı, pek sevmezdi. Sigrid'in kaydı oradan silindi.
           Annesi onu, geçinmelerine de yardımı olsun diye; ticaret okuluna verdi. Hayata atıldı. Az çok para kazanıyor, kendi istediği gibi çalışmaya da imkan buluyordu.
            Yirmi beş yaşına geldiği vakit iki kitabı çıkmıştı. Onlardan da biraz para kazanmaya başlamıştı. Sonra sonra kendini büsbütün okuyup yazmaya verdi. Babasından kalan tarih kitapları, bilgi kaynakları onun önüne geniş bir dünya seriyordu


            Sigrid Undset 1911'de bir ressamla evlendi. Üç çocuğu oldu.
        İlk kitabı "Gelin Tacı", ikincisi "Her Kadın Gibi" olan bu romanlar, XX. yüzyıl dünya edebiyatının şahikalarından biri, belki de başlıcasıdır.
            Sigrd Undset 1928'de, Nobel Edebiyat Ödülü'nü "Her Kadın Gibi" eserinden kazandı.
            Sigrid Undset 1949 yılında hayata gözlerini yumdu. 


Edit: Kitaptaki üç sayfalık yazar hakkındaki bilgilerden, yazarın hayatını özetledim.


Her Kadın Gibi
         
Yazarı: Signid Undset
Yayınevi: Elips Yayınları
Çevirisi: Samih Tiryakioğlu
Sayfa: 384

             "Her Kadın Gibi" de fırtınalı bir aşkın hikayesidir. İçli ve çok hassas bir kadın olan Kristin'in destansı olan aşkı anlatılıyor.

           Çok güzel bir kız olan Krstin evin iki çocuğundan büyük olanıdır. Babası Lavrans'ın gözbebeğidir. Babası, Kristin'e karşı her zaman şefkatli olmuştur. Lavrans, hep Kristin'le övündü. Hayatta en çok Kristin'i sevdi. Öyle ki karısı, kızına olan sevgisini kıskanacak diye çekinirdi.

          Babası, kızını mesut edeceğine inandığı Simon ile Kristin'i nişanlamıştı. Simon ile nişanlıyken, Kristin, Erlend'le karşılaşır. Erlend'i çok sever. Erlend'i kendisine bağlamak için onunla birlikte olur. Tek istediği onun sevgisini kazanmaktı.

           Simon hayatı boyunca namuslu ve dürüst yaşayan çok asil bir genç adam oldu. Simon yıllar sonra Kristin'in hayattaki tek kardeşi olan kız kardeşi Ramborg'la evlenir. Simon, Kristin'e karşı hep iyi davranır. Başka bir erkeği ona tercih etmesine rağmen onun için kötü düşünmez, kin duymaz, intikam almaya kalkışmaz. Kristin'e karşı her zaman anlayışlı olan tavrını sürdürür. Simon, Kristin'in her zor anında yanındadır. Ona hep destek olur.

         Kristin'in Simon ile olan nişanı bozulmuştur. Erlend'se, metresi Eleni'yi bırakarak Kristin'le evlenmek için babasından kızını ister. Erlend'in Eleni'den bir kız, bir erkek iki evladı vardır. Erlend hiç bir zaman Eleni ile bir evlilik düşünmemiştir. Buna rağmen Eleni bu olay üzerine intihar eder. Kristin üvey oğlunu hep sevmiştir. Onu, babasından bile daha çok düşünür. Üvey kızıyla ise bir türlü iyi geçinemezler. Aralarında her zaman sorunlar olur. Tüm bu zamanlarda Kristin olgunluğunu elden bırakmaz. Sabırlı olur.

          Kristin evlenmeden önce bir erkekle birlikte olduğu için büyük bir günah işlediğini düşünür. Ailesinin şerefini, namusunu berbat ederek yok ettiği kanısından bir türlü kurtulamaz.

          Kristin, birlikte işledikleri günahtan dolayı kocasını affedemiyordu. Bu nedenle sürekli kocasını kışkırtıyordu. Aralarında tartışmalar çıkarıyordu. Kocasına derinden, gizli bir hınç duyuyordu. Ailesinden sert söz işitmediği için kocasından işitince de çok ağırına gidiyordu. İçli ve çok hassas olan Kristin, kocasıyla yaptığı tartışmalardan dolayı hem kendisini hemde kocası incitiyordu. Buna rağmen Kristin, Erlend'i her zaman güzelliğiyle büyülüyordu. 

          Ailesinin ona göstermiş olduğu iyilikleri, onlara acı çektirerek mükafatlandırdığı düşüncesiyle kendisini mutsuz eden Kristin, evlenmeden önce işlediği günahı, babası bağışlamadı sürece rahata, huzura kavuşmadı. 

          İlk oğluna Erlend'le ilk kez birlikte oldukları an hamile kalır. Bu nedenle, Tanrının işledikleri günahı çocuğundan çıkaracağına inanır. O çocuk için "bu bir günah çocuğudur" der. Doğum anına kadar hep çocuğun bir ucube olacağına kendisini iyice inandırmıştır.  Hayata gelen yedi oğluysa  Kristin'in düşüncelerinin aksine çok güzel doğarlar ve çok yakışıklı delikanlı olurlar.

         Kristin, çok hoş, mağrur bir duruşa sahipti. Her zaman dik bir duruşu vardı. Yedi çocuk doğurmasına rağmen hep genç bir kız kadar güzel ve çekiciydi. Çok yumuşak bir kalbi vardı. Ç ok içli ve hassas bir kişiliğe sahipti. 

         Kristin, hayatı boyunca Erlend'i çok sevdi. Başına her ne gelirse gelsin, hep cesur, sakin göründü. Kocasının çiftliğinin bakımını bir alın yazısı gibi kabul edip, bıkmadan, yorulmadan uğraştı, çabaladı. Çok becerikli, bilgili bir ev hanımı oldu.

          Tüm gebeliğin sıkıntılarına, doğum ıstıraplarına sabırla dayandı. Her doğan çocuğuyla birlikte kendisini daha cesur ve kuvvetli, zengin hissediyordu. hep aklı çocuklarıyla doluydu. Ne yapıyor, ne düşünüyorsa, hep onlar içindi. 

         Erlend'se başkasına yapmış olduğu kötülükleri üzerine alma sorumluluğuna sahip olmayan bir karaktere sahipti. 

           "Her Kadın Gibi" yi Kış Okuma Etkinliği kapsamında "5. Kategori (15 puan): Nobel Edebiyat Ödülü kazanmış bir yazarın bir kitabını okuyanlara." kategorisi için okudum kitaptır. Özellikle bu kitabı seçmemdeki sebep ülkemizde neredeyse hiç tanınmayan, Nobel Edebiyat Ödülü almış kadın yazar Signid Undset'i tanımak, tanıtmaktı. Çok doğru bir seçim yaptığımı düşünüyorum. Yazar, kadın dünyasını çok iyi tahlil etmiş. Bunu da kitabı ile çok iyi anlatmış. Boşuna değilmiş bu kitabıyla Nobel Edebiyat Ödülüne layık görülmesi. Çevirinin yeterli olmadığı düşünceme rağmen yazarın anlatımındaki muhteşemliği okurken çok iyi hissettim.  Kadın ruhunu çok iyi anlatıyor.  Kitabın adı "Her Kadın Gibi", tam olarak kitabın içeriğinin özetidir. İçeriğine çok uygun bir ad olmuş.

2 yorum:

  1. Yazarı ilk defa duyuyorum ama gerçekten çok etkileyici bir hayatı olmuş, eseri de gerçekten ilginç, keyifli okumalar:)

    YanıtlaSil