5 Mayıs 2014 Pazartesi

Neslihan’ın (Şah-Rû), Okuma Şenliği / Bahar 2014 İlk Ay Sonuçları

Ben okuma sırama göre listeledim

11. Kategori (25 puan): Rus edebiyatından bir kitap okuyanlara 

Alexander Soljenitsyn – Lenin Zürih’te
Kervan Yayınları (Haziran 1976 Basım), 210 Sayfa

Okunan Tarih: 18/19 Mart 2014

Yorum: Günce tarzında bir Lenin incelemesi. 1. Dünya Savaşı sebebiyle Zürih'ten ayrılamayan Lenin'in yer yer kendi ağzından yazılmış havası veren eserde, Avrupa ülkelerinin emparyalist savaş çabasına karşı sınıfsal savaş için verdiği mücadele, devrim hazırlıkları ve Bolşevik-Menşevik çekişmeleri dikkat çekiyor. Yakın Rus tarihi ve Leninizme dair bir çok bilgi veren kitap Şubat Devrimi ile son buluyor. 

Yazım dili olarak yer yer şiirsel tarzda cümleler var. Yazarın başka eserini okumadığım için bunun kendi tarzı mı yoksa Lenin'i yorumlayış biçimi mi olduğunu kestiremiyorum. Kaynakça olmadığı için ne kadarının gözleme dayandığı da belirsiz. Sondaki sözlükte romanda geçen isimlerin hakkında bilgi verilmesi ise iyi olmuş.


6. Kategori (20 puan): Şimdiye kadar hiç bir kitabını okumadığı bir kadın yazardan bir kitap okuyanlara 

Virginia Woolf – Dalgalar
Kırmızı Kedi Yayınevi, 254

Okunan Tarih: 20/23 Mart 2014

Yorum: Roman kategorisinde olsa da kendine ait bir tür yaratabilecek bir eser. Düz yazıya dökülmüş şiirsel bir biçim ve yoğun metafor kullanımı kitaba masal tadı vermiş. Fakat pek öyle çiçekli böcekli pembe panjurlulardan değil, bir nevi kara masal. 

Objektif olarak, hayalgücü ve karakter/karakterlerin iç dünyalarının yansıtılışının çok başarılı olduğunu belirtebilirim. Toplumsal dokundurmaları ve kurgusu da dikkat çekiyor. Subjektif olarak ise pek bana hitap eden bir tür değil. Aşırı betimleme beni olayın özünden uzaklaştırdığından zaman zaman dikkatimi toplamakta zorlandım. Bir de edebiyatta romantizmden (edebi tür olarak, yani sadece aşk meşk değil toptan) hoşlanmamam da şiirsel anlatımı benim için iyice zorlaştırdı. 


3. Kategori (15 puan): Herhangi bir edebiyat ödülü kazanmış bir kitap okuyanlara 

Kyung-sook Shin – Lütfen Anneme İyi Bak
Doğan Kitap, 231 Sayfa
2011 Man Asian Literary Prize 

Okunan Tarih: 24/25 Mart 2014

Yorum: Annelik üzerine çok etkileyici bir eser. Aynı zamanda aile hayatına dair de ibretlik tespitler var. Yazım tarzı olarak Gao Xingjian’ın Ruh Dağı isimli eserini hatırlatıyor. Burada da yazar özne yerine okuyucuyu koyarak hikayeyi okuyucunun ağzından aktarır gibi anlatıyor. Bu da empatiyi had safhaya çıkartıp özeleştiriye dönüştürüyor. Bu açıdan hemen herkes mutlaka eserin bir yerinde kendinden bir şeyler bulabilir. 

Anneliği tanımı ise çok başarılı. Anne olduktan sonra bir birey olarak değil toplumsal kimlikle anılmaya başlayan kadınların ağıdı adeta. Yaptıkları fedakarlık diye düşünülmeden zaten yapılması gerekenmiş gibi algılanan, hiç çocuk ya da genç olmamışlar da hep “anne” imişler gibi düşünülen bu yüzden hep ihmal edilen anneler, annelerimiz… Onları gerçekten tanıyor muyuz ya da hiç bir insan olarak tanımaya ve anlamaya çalıştık mı diye sorduran bir eser. 


4. Kategori (15 puan): Bir öykü kitabı okuyanlara 

Şebnem İşigüzel – Hanene Ay Doğacak
İletişim Yayınları, 101 Sayfa

Okunan Tarih: 26 Mart 2014

Yorum: Sansürden çok çekmiş bu sert ve sarsıcı öykü kitabı içerik olarak gerçekten rahatsız edici. Toplum olarak varlığını bal gibi bilip de bilmek istemediğimiz, görmezden geldiklerimize dokunuyor. Ama üslup olarak irrite edici değil. Ucuz olmayan, sansasyon yaratma amacı taşımayan doğal bir akışı var. Bu açıdan yaş sınırı gerektiğine inanıyorum zira belli bir olgunluğa erişmeden okumak iyi bir fikir değil. Fakat komple sansür de kafayı kuma gömmekten başka bir şey değil.

9. Kategori (20 puan): Kütüphanesinde en uzun süredir okunmayı bekleyen o kitabı okuyanlara 

Peter Straub – Yitik Oğlan Yitik Kız
İthaki Yayınları, 351 Sayfa

Okunan Tarih: 27/30 Mart 2014

Yorum: Sınıflandırılışına göre başarısı değişen bir roman. Misal sadece polisiye olarak okunursa finali hayal kırıklığı yaratır. Gerilim dersek, fena olmamakla birlikte tamamen ifade etmeye yetmez. En doğru tanım fantastik, polisiye, gerilim olacaktır. Zira soyut ve yoruma açık bir bağlanışa sahip.

Romanın başlarında tercih edilen şiirsel yazım dili biraz adaptasyonu güçleştiriyor. Günlük şeklinde aktarılan kısımların bazen olayın ilerleyişinden önce geçmesi ve sonra olaya geri dönülmesi de akıcılığı sekteye uğratıyor. Yani hemen hemen yarısından sonra açılmaya başlayan türden bir roman. Bununla birlikte merak ve gizem duygusu sonuna kadar korunmuş. Ayrıca gizemli metruk ev gibi çekici bir objeye sahip olmakla birlikte alt metinde Amerikan tarzı zayıf aile ilişkileri eleştirisi de seziliyor.


2. Kategori (15 puan): Bir şiir kitabı okuyanlara 

Orhan Veli – Bütün Şiirleri
Yapı Kredi Yayınları, 247 Sayfa

Okunan Tarih: 31 Mart / 1 Nisan 2014

Yorum: Yakın arkadaşları Oktay Rifat ve Melih Cevdet Anday ile Garip Akımı’nın (Birinci Yeni) öncülerinden olan şair “sanat, sanat için midir yoksa toplum için midir” sorusunu cevaplarcasına şiirlerinde klasik şiir kurallarını reddederek, aruz ve hece vezinlerini kullanmadığı gibi kafiyeden de genelde uzak durmuştur. Gerek konu gerekse biçim olarak halk ağzı kullanan şair edebiyat çevresi tarafından çokça eleştiriye maruz kalmıştır. Dolayısıyla kitapta tüm eserleri derlendiği için şiirlerin tadına varıldığı kadar şairin de izlediği yolu gözlemleme şansı oluyor. Örneğin “Dergilerinde Yayımladığı Ama Kitaplarına Almadığı Eski Biçimli Şiirleri” kısmındaki klasik usulde yazılmış şiirlerinde bir memnuniyetsizlik, bir arayış göze çarpıyor. Garip Akımı biçimli şiirlerinde ise alabildiğine özgür, duygularını paylaşmakta daha cömert. Ayrıca şiirlerin bir çoğu okurların sadece gözlerine değil kulaklarına da hitap ediyor zira eserleri musikiye çokça uyarlanmış şairlerimizdendir.

8. Kategori (20 puan): Sinemaya uyarlanmış bir kitabı okuyup filmini izleyenlere 

Victor Hugo – Sefiller
Kum Saati Yayınları, 424 Sayfa

Okunan Tarih: 2 / 5 Nisan 2014

Yorum: Kişisel olarak romantizm türünü pek sevmediğimden oldukça sadeleştirilmiş olan bu versiyonu benim açımdan çok isabetli oldu. Tasvirlerin olay örgüsünün önüne geçmesinden hoşlanmadığımdan layıkıyla klasik olan bu esere haksızlık etmek istemezdim doğrusu. Tabi sadeleştirmenin dozunun kaçırıldığı yerler de yok değil. En azından isimler orijinal bırakılsaymış daha iyi olurmuş. 

Berbat bir kelime oyunu gibi dursa da yazar gerçekten sefilliğin kitabını yazmış. Zira Jean Valjean’ın aç yeğenleri için çaldığı bir ekmekle altüst olan hayatını ifade edecek başka bir kelime yok. Kitabın diğer en etkileyici karakteri olan Javert ile bitmek bilmez kovalamacası gerisinde Temmuz Devrimi öncesi Fransası’nın başarılı bir portresi yer alıyor. Gerek yazarın adeta bir cehennem gibi tasvir ettiği Paris sokaklarıyla gerekse toplumun farklı kesimlerini temsil ederken her biri farklı bir toplumsal soruna eleştiri olan karakterleriyle gerçekten akıllara kazınan türden bir eser.


1998 yapımlı Bille August yönetimindeki filmi ise başlarda romana oldukça sadık gitmekle birlikte yarılara doğru orijinalden sapmaya başlıyor. Sinema tekniğine uygun bulunan birkaç detay hoş görülebilir fakat Thénardier’lerin yok denecek kadar az yer alması, Eponine’in neredeyse isminin bile geçmemesi, Marius’un devrimci tayfanın başıymış gibi gösterilmesi, Cosette’in gerçekleri evlenmeden önce öğrenmesi ve en çok da Jean Valjaen ve Javert’in son karşılaşmasındaki yorum farkı göz ardı edilemeyecek noktalar. Kitabın orijinalinin değil de benim okuduğum sadeleştirilmiş versiyonun da özeti tadında bir filmdi. Yalnız rol seçimleri mükemmelmiş. Valjean (Liam Neeson), Javert (Geoffrey Rush) ve Uma Thurman (Fantine) çok iyiydiler. Yine de benim favori kadrom Broadway müzikalindeki Colm Wilkinson (Jean Valjaen), Philip Quast (Javert) ve Ruthie Henshall (Fantine). Ayrıca daha önce izleyip çok beğendiğim müzikalden uyarlama olan 2012 yapımlı Tom Hooper yönetimindeki film bence romana daha sadık ve daha başarılı bir uyarlama. 


7. Kategori (20 puan): İlk kitabı 2010 yılında veya daha sonrası yıllarda çıkmış bir yazardan bir kitap okuyanlara 

Ayşe Erbulak – Limoni Ölüm
Destek Yayınevi, 411 Sayfa

Aslında yazarın ilk kitabı olan Çok Şekerli Ölüm’ü okuyacaktım fakat bir online kitap tedarik (edememe) sitesinin siparişimi rezil rüsva etmesi sonucunda D&R hem de bir kampanya ile imdadıma yetişti ve dolayısıyla yazarda olmasa bile kitapta değişiklik yapma durumunda kaldım.


Okunan Tarih: 6 / 10 Nisan 2014

Yorum: Taze bir yazarın eseri olarak hiç fena sayılmaz. Maktülün geçmişi ile ölüm sonrası ikili kurgu olarak ilerliyor. Polisiyeseverler için pek sürprizli ya da şaşırtıcı diyemem, biraz basit gelecektir hatta. Sadelikten kaynaklanan bir akıcılığı var. Tek kusuru birden fazla yinelenen yerler. Agatha Christie tarzı karakter tanıtımı hoş olmuş. "Hafiye Karılar" Medcezir Dedektiflik Bürosu'nun sahibeleri Meral ve Zeynep ise daha yeni tanıştığımız için pek fikir vermiyorlar. Belki ilerleyen maceralarda tarzları ve aralarındaki ilişkiler daha bir oturur. 

5. Kategori (20 puan): Adında bir çiçek adı olan veya "çiçek" sözcüğü geçen bir kitap okuyanlara 

Şebnem İşigüzel – Sarmaşık
Everest Yayınları, 388 Sayfa

Okunan Tarih: 11 / 15 Nisan 2014

Yorum: Bir "tesadüfler" romanı. Fakat bu romanda hiçbir tesadüf acayip gelmiyor ya da yok artık dedirtmiyor. Öyle bir kurgu ve hayal gücü var ki sarmaşık gibi birbiri içinde kayboluyor, tek bir gövdeye dönüşüyor söz konusu yaşamlar. Yazarın üslubu yine oldukça sert. Bal gibi bildiğimiz ama bilmezden geldiklerimize nalına mıhına gitmiş. Ama insanı irkiltmiyor aksine özgürleştiriyor sanki. İşte tarzın önemi burada ortaya çıkıyor. Bazı "konular" ucuzlatmadan da aktarılabiliyor demek.

Yazarın kendisini hikayeye dahil ettiği eserlerden pek hoşlanmam aslında. Burada da belki tek itiraz edebileceğim nokta o olabilirdi. Fakat romanın hem birinci hem üçüncü ağızdan yazılışı biraz bunun önüne geçiyor. Ayrıca yazım dili oldukça akıcı, kurgusu da gayet sürükleyici.


1. Kategori (10 puan): Tavsiyelerine güvendiği birinin önerdiği bir kitabı okuyanlara 

Ryu Murakami – Emanet Dolabı Bebekleri
Doğan Kitap, 485 Sayfa

Okunan Tarih: 16 / 22 Nisan 2014

Yorum: Yazar, tarzı olduğu üzere yine oldukça sert bir eserle okuru yalnızca bir toplumun yeraltına değil insan ruhunun çukurlarına indiriyor. Oldukça karizmatik bir isme sahip romanda iki emanet kardeşin "kendilerine" rağmen hayatta tutunma mücadelesi gerisinde Japon toplumunun incelenmelik bir panoraması sunuluyor. Gerçekten Murakami sayesinde Japon toplumunun uçlarda yaşamasının nedenlerini iyice anladım artık. Aklımdaki tek soru şu; bunu başlatan neydi acaba? Eserlerden bağımsız olarak aklıma Hiroşima geliyor. Yarattığı yıkım ve sonrasındaki travma yeni neslin hayata bakışını kökten değiştirmiş olmalı. Zira bu sürekli arayış, her konuda en ileri en uca gitme hevesi ve tükenmişliğin açıklaması sadece karakteristik olarak duygusal bir toplum olmakla açıklanamaz. 
Kitabın dili akıcı fakat cümleleri derin düşündüren türden olduğu için bir anda okunup geçilemiyor. Sindirerek okumak gerek. Bir de çeviri olarak Şeffaf Mavi ve Yok Yere daha yalındı sanki.

Toplam Puan:180
Toplam Sayfa Sayısı: 3102

2 yorum:

  1. Canım kardeşim, okuduğun kitaplar çok iyi. Yorumların ise çok daha iyi. Seni tebrik ediyorum. Sevgilerimle.

    YanıtlaSil
  2. Hem güzel övgülerin hem de yardımların için çok teşekkürler ablacığım. Naçizane okuduklarım hakkında fikrimi belirtmeye çalışıyorum işte.:)

    YanıtlaSil