15 Haziran 2014 Pazar

Neslihan’ın (Şah-Rû), Okuma Şenliği / Bahar 2014

12. Kategori (45 puan): Aynı yazardan en az 1.200 sayfa kitap okuyanlara
Lev Nikolayeviç Tolstoy – Savaş ve Barış (4 Cilt)
Sentez Yayıncılık

Cilt 1 / 542 Sayfa
Okunan Tarih: 23 / 28 Nisan 2014
Yorum: Henüz seriyi tamamlamadan genel bir yorum yapmak doğru olmaz. Fakat başlangıç için özellikle yazım ustalığıyla bile çarpıcı bir eser olduğunu belirtmeliyim. Karakterlerin, dönemin bol ışıltılı ve özenti Rus sosyetesindeki yaşamları ve gelişmeler eşliğinde derin bir felsefe ile hayatı sorgulayışları bile iki farklı türde eser çıkartabilecekken bunların savaş eşliğinde bir bütün halde kurgulanması gerçekten etkileyici. Hem üst tabaka yaşamın hem de cephenin aynı derecede detaylıca ve gerçekçi aktarılması da dikkat çeken bir başka özellik. Belki tek sıkıntı başlarda karakter fazlalığından ve benzer soyadlardan ötürü biraz karışıklık olması. Fakat kitap son derece akıcı olduğundan okuyucuyu çabucak içine çekiyor.

Cilt 2 / 524 Sayfa
Okunan Tarih: 5 / 11 Mayıs 2014
Yorum: İkinci ciltte de öncelikle yazım ustalığı en dikkat çeken nokta. Ele alınan her konu adeta o konunun uzmanı veya o deneyimin birebir sahibi ağzından aktarılırcasına detaylı ve sürükleyici anlatılıyor. Konu ister savaş, ister hikaye sırasında geçen bir sahne eseri, isterse karakterlerin "üst tabaka" yaşantısı olsun hiç farketmeksizin kaynak oluşturabilecek derecede işlenmiş. Ayrıca artık karakterler okuyucunun kafasında da iyice bir yer ettiğinden daha çok karakterleriyle öne çıkan bir cilt olmuş. Her karakterin düşünceleri ve yaşam tarzları son derece ilgi çekici olmakla birlikte özellikle Piyer karakterinin hayatı sorgulayışı ve arayışı çok etkileyici.

Cilt 3 / 558 Sayfa
Okunan Tarih: 12/17 Mayıs 2014
Yorum: Tam anlamıyla savaş cildi. Seri boyunca süren Fransız-Rus çekişmesinin zirvesi. Napolyon'un sonunda Moskova'ya girmesiyle sona eren ciltte hemen hemen her rütbe açısından askerlik incelikle ele alınmış. Verilen kararlar, fedakarlıklar, sorumluluklar, savaşın ve yıkımın etkilerinin askerler üzerinde bıraktığı etki bir yanda, aynı koşulların halk üzerindeki etkileri diğer yanda tam bir savaş psikolojisi panoraması. Yazarın ülkesine duyduğu sevgi de bolca hissediliyor. Ayrıca bu yoğun sevgiye rağmen objektifliğini koruması da hayranlık uyandırıcı. Öyle ki keskin mizahından ve ustaca taşlamalarından hem Fransız hem Rus tarihçiler nasibini almış. Piyer karakterinden sonra favorim olan Prens Andrey'in hayatının muhasebesini yaparken keşfettiği yaşam sevgisi ile ilgili düşünceleri de bu cildin en etkileyici kısımlarından.

Cilt 4 / 478 Sayfa
Okunan Tarih: 18/22 Mayıs 2014
Yorum: Fransızların, tarihçilere göre değişik sebeplerden ötürü Moskova'dan çekilmesiyle başlayan bu sonuncu cilt zamanına göre oldukça cüretkar bir tarih bilimi irdelemesiyle sona eriyor. Seri boyunca ilk kez zaman atlamalarıyla Napolyon'un düşüşüne kadar ilerleyen roman, karakterlerinin de son hallerine bir bakış atarak okuyucuya bir nevi veda şansı veriyor. 3. ciltteki savaş atmosferinin etkileyiciliği gibi bu ciltte de galip ve mağlup tarafların yer değiştirmesiyle ortaya çıkan savaş sonrası psikolojisi -özellikle de askerler üzerindeki- müthiş etkileyici.

Bütüne bakıldığında ise sanki 2000 küsur sayfa okumamışım gibi hissettiriyor. Bazen bir olaya verilen örnek bile en ince ayrıntısına kadar aktarıldığı halde oldukça sade bir yazım dili kullanılmış olması kitabı biçim olarak ağırlaştırmaktan kurtarmış, su gibi akıp gidiyor adeta. İçerik olarak ise taş gibi kaya gibi bir eser. Bugün sahip olduğumuz çeşitlilikten ötürü bazen bu çeşitliliğe sahip olmamızı sağlayan o ilk çıkışları başlatan bazı klasikleri beğenmeme züppeliğini gösterdiğim hatta zaman zaman bu niye klasik olmuş ki demişliğim bile vardır. Savaş ve Barış'tan sonra ise bu fikrim azalacağına arttı. Zira bu kitap, kelimenin tam hakkıyla gerçek bir klasik.

10. Kategori (25 puan): Kendisi doğmadan en az 100 yıl önce yazılmış bir kitap okuyanlara 
Dante Alighieri – İlahi Komedya (Tek Cilt / Rekin Teksoy Çevirisiyle)
Oğlak Yayıncılık, 838 Sayfa

Okunan Tarih: 23 mayıs / 4 Haziran 2014
Yorum: Kendisinden sonra neredeyse her türde sanat dalına ilham olmuş muazzam bir eser.

Yüzeysel olarak cehennemi daha eğlenceli bulduğumu söyleyebilirim. Gerçekten fantastik işkenceler vardı. Araf'ın işleme sistemi pek içime sinmedi doğrusu. Cennet'in alt basamağı gibi bir şey. Cennet ise gerçekten sıkıcı bir ortammış.:)

İşin şakası bir yana ciddi olarak çok tartışmalı bir eser. Sadece eleştiri babında değil inceleme olarak da uzunca ele alınır. Aşırı koyu Hristiyan olan üstadın böyle bir yolcuğa çıkma ve canlıyken kendini cennete çıkabilecek konumda görmesi bana kalırsa büyük bir kibir örneği. Evlilik dışı ilişki yaşayan din adamlarını cehennemde işkenceden işkenceye sürerken, evli olmasına rağmen vazgeçmediği Beatrice'ye duyduğu aşk da bir diğer ironi. Sevmediği, kınadığı, gözünde en büyük acılar çekmeye layık kim varsa tıkmış cehenneme. İşin gerçeği müthiş bir sanatsal güçle yazılmış olsa da büyük bir kindarlık belgesi aynı zamanda. Sırf bu yüzden bile etkileyici bence. Ayrıca modern İtalyanca'nın ilk örneği olması, astrolojiden sembolizme felsefeden dine tarihten bilime birçok konunun ayrıntılı olarak ele alınması ve başlı başına matematik üzerine kurulu olması da eseri sadece Rönesans eşiğindeki Ortaçağ'ın değil insanlık tarihinin en üst dereceli eserlerinden biri yapıyor.

Çeviri olarak ise Rekin Teksoy, açıklamaları bir kenara koyarak harikalar yaratmış. Çevirinin en uç noktası şiir çevirisidir. Kafiyeye dayalı bir yazım türünü başka dile oturtmak çok ama çok zordur. Şüphesiz orijinalini okumadan birebir çeviri başarısını tayin etmek mümkün olmaz. Ama uyarlama olarak çok iyi. Gelgelelim açıklama kısmı bazı yerlerde gerçekten bu kadar da olmasaydı dedirtti. Eğer biraz Yunan mitolojisine ve Hristiyanlık tarihine hakimseniz açıklamalara takılmadan okuyabilirsiniz. Çeviri zaten o kadar iyi yani. Fakat hadi kişileri geçtim eylemlere kadar açıklamak?

Aşırı koyu Hristiyan olan üstad: Dante :)

11. Kategori (25 puan): Rus edebiyatından bir kitap okuyanlara 
Alexander Soljenitsyn – Lenin Zürih’te
Kervan Yayınları (Haziran 1976 Basım), 210 Sayfa

Okunan Tarih: 18/19 Mart 2014
Yorum: Günce tarzında bir Lenin incelemesi. 1. Dünya Savaşı sebebiyle Zürih'ten ayrılamayan Lenin'in yer yer kendi ağzından yazılmış havası veren eserde, Avrupa ülkelerinin emparyalist savaş çabasına karşı sınıfsal savaş için verdiği mücadele, devrim hazırlıkları ve Bolşevik-Menşevik çekişmeleri dikkat çekiyor. Yakın Rus tarihi ve Leninizme dair bir çok bilgi veren kitap Şubat Devrimi ile son buluyor.

Yazım dili olarak yer yer şiirsel tarzda cümleler var. Yazarın başka eserini okumadığım için bunun kendi tarzı mı yoksa Lenin'i yorumlayış biçimi mi olduğunu kestiremiyorum. Kaynakça olmadığı için ne kadarının gözleme dayandığı da belirsiz. Sondaki sözlükte romanda geçen isimlerin hakkında bilgi verilmesi ise iyi olmuş.

6. Kategori (20 puan): Şimdiye kadar hiç bir kitabını okumadığı bir kadın yazardan bir kitap okuyanlara 
Virginia Woolf – Dalgalar
Kırmızı Kedi Yayınevi, 254

Okunan Tarih: 20/23 Mart 2014
Yorum: Roman kategorisinde olsa da kendine ait bir tür yaratabilecek bir eser. Düz yazıya dökülmüş şiirsel bir biçim ve yoğun metafor kullanımı kitaba masal tadı vermiş. Fakat pek öyle çiçekli böcekli pembe panjurlulardan değil, bir nevi kara masal.

Objektif olarak, hayalgücü ve karakter/karakterlerin iç dünyalarının yansıtılışının çok başarılı olduğunu belirtebilirim. Toplumsal dokundurmaları ve kurgusu da dikkat çekiyor. Subjektif olarak ise pek bana hitap eden bir tür değil. Aşırı betimleme beni olayın özünden uzaklaştırdığından zaman zaman dikkatimi toplamakta zorlandım. Bir de edebiyatta romantizmden (edebi tür olarak, yani sadece aşk meşk değil toptan) hoşlanmamam da şiirsel anlatımı benim için iyice zorlaştırdı.

3. Kategori (15 puan): Herhangi bir edebiyat ödülü kazanmış bir kitap okuyanlara 
Kyung-sook Shin – Lütfen Anneme İyi Bak
Doğan Kitap, 231 Sayfa
2011 Man Asian Literary Prize 

Okunan Tarih: 24/25 Mart 2014
Yorum: Annelik üzerine çok etkileyici bir eser. Aynı zamanda aile hayatına dair de ibretlik tespitler var. Yazım tarzı olarak Gao Xingjian’ın Ruh Dağı isimli eserini hatırlatıyor. Burada da yazar özne yerine okuyucuyu koyarak hikayeyi okuyucunun ağzından aktarır gibi anlatıyor. Bu da empatiyi had safhaya çıkartıp özeleştiriye dönüştürüyor. Bu açıdan hemen herkes mutlaka eserin bir yerinde kendinden bir şeyler bulabilir.

Anneliği tanımı ise çok başarılı. Anne olduktan sonra bir birey olarak değil toplumsal kimlikle anılmaya başlayan kadınların ağıdı adeta. Yaptıkları fedakarlık diye düşünülmeden zaten yapılması gerekenmiş gibi algılanan, hiç çocuk ya da genç olmamışlar da hep “anne” imişler gibi düşünülen bu yüzden hep ihmal edilen anneler, annelerimiz… Onları gerçekten tanıyor muyuz ya da hiç bir insan olarak tanımaya ve anlamaya çalıştık mı diye sorduran bir eser.

4. Kategori (15 puan): Bir öykü kitabı okuyanlara 
Şebnem İşigüzel – Hanene Ay Doğacak
İletişim Yayınları, 101 Sayfa

Okunan Tarih: 26 Mart 2014
Yorum: Sansürden çok çekmiş bu sert ve sarsıcı öykü kitabı içerik olarak gerçekten rahatsız edici. Toplum olarak varlığını bal gibi bilip de bilmek istemediğimiz, görmezden geldiklerimize dokunuyor. Ama üslup olarak irrite edici değil. Ucuz olmayan, sansasyon yaratma amacı taşımayan doğal bir akışı var. Bu açıdan yaş sınırı gerektiğine inanıyorum zira belli bir olgunluğa erişmeden okumak iyi bir fikir değil. Fakat komple sansür de kafayı kuma gömmekten başka bir şey değil.

9. Kategori (20 puan): Kütüphanesinde en uzun süredir okunmayı bekleyen o kitabı okuyanlara 
Peter Straub – Yitik Oğlan Yitik Kız
İthaki Yayınları, 351 Sayfa

Okunan Tarih: 27/30 Mart 2014
Yorum: Sınıflandırılışına göre başarısı değişen bir roman. Misal sadece polisiye olarak okunursa finali hayal kırıklığı yaratır. Gerilim dersek, fena olmamakla birlikte tamamen ifade etmeye yetmez. En doğru tanım fantastik, polisiye, gerilim olacaktır. Zira soyut ve yoruma açık bir bağlanışa sahip.

Romanın başlarında tercih edilen şiirsel yazım dili biraz adaptasyonu güçleştiriyor. Günlük şeklinde aktarılan kısımların bazen olayın ilerleyişinden önce geçmesi ve sonra olaya geri dönülmesi de akıcılığı sekteye uğratıyor. Yani hemen hemen yarısından sonra açılmaya başlayan türden bir roman. Bununla birlikte merak ve gizem duygusu sonuna kadar korunmuş. Ayrıca gizemli metruk ev gibi çekici bir objeye sahip olmakla birlikte alt metinde Amerikan tarzı zayıf aile ilişkileri eleştirisi de seziliyor.

2. Kategori (15 puan): Bir şiir kitabı okuyanlara 
Orhan Veli – Bütün Şiirleri
Yapı Kredi Yayınları, 247 Sayfa

Okunan Tarih: 31 Mart / 1 Nisan 2014
Yorum: Yakın arkadaşları Oktay Rifat ve Melih Cevdet Anday ile Garip Akımı’nın (Birinci Yeni) öncülerinden olan şair “sanat, sanat için midir yoksa toplum için midir” sorusunu cevaplarcasına şiirlerinde klasik şiir kurallarını reddederek, aruz ve hece vezinlerini kullanmadığı gibi kafiyeden de genelde uzak durmuştur. Gerek konu gerekse biçim olarak halk ağzı kullanan şair edebiyat çevresi tarafından çokça eleştiriye maruz kalmıştır. Dolayısıyla kitapta tüm eserleri derlendiği için şiirlerin tadına varıldığı kadar şairin de izlediği yolu gözlemleme şansı oluyor. Örneğin “Dergilerinde Yayımladığı Ama Kitaplarına Almadığı Eski Biçimli Şiirleri” kısmındaki klasik usulde yazılmış şiirlerinde bir memnuniyetsizlik, bir arayış göze çarpıyor. Garip Akımı biçimli şiirlerinde ise alabildiğine özgür, duygularını paylaşmakta daha cömert. Ayrıca şiirlerin bir çoğu okurların sadece gözlerine değil kulaklarına da hitap ediyor zira eserleri musikiye çokça uyarlanmış şairlerimizdendir.

8. Kategori (20 puan): Sinemaya uyarlanmış bir kitabı okuyup filmini izleyenlere 
Victor Hugo – Sefiller
Kum Saati Yayınları, 424 Sayfa

Okunan Tarih: 2 / 5 Nisan 2014
Yorum: Kişisel olarak romantizm türünü pek sevmediğimden oldukça sadeleştirilmiş olan bu versiyonu benim açımdan çok isabetli oldu. Tasvirlerin olay örgüsünün önüne geçmesinden hoşlanmadığımdan layıkıyla klasik olan bu esere haksızlık etmek istemezdim doğrusu. Tabi sadeleştirmenin dozunun kaçırıldığı yerler de yok değil. En azından isimler orijinal bırakılsaymış daha iyi olurmuş.

Berbat bir kelime oyunu gibi dursa da yazar gerçekten sefilliğin kitabını yazmış. Zira Jean Valjean’ın aç yeğenleri için çaldığı bir ekmekle altüst olan hayatını ifade edecek başka bir kelime yok. Kitabın diğer en etkileyici karakteri olan Javert ile bitmek bilmez kovalamacası gerisinde Temmuz Devrimi öncesi Fransası’nın başarılı bir portresi yer alıyor. Gerek yazarın adeta bir cehennem gibi tasvir ettiği Paris sokaklarıyla gerekse toplumun farklı kesimlerini temsil ederken her biri farklı bir toplumsal soruna eleştiri olan karakterleriyle gerçekten akıllara kazınan türden bir eser.

1998 yapımlı Bille August yönetimindeki filmi ise başlarda romana oldukça sadık gitmekle birlikte yarılara doğru orijinalden sapmaya başlıyor. Sinema tekniğine uygun bulunan birkaç detay hoş görülebilir fakat Thénardier’lerin yok denecek kadar az yer alması, Eponine’in neredeyse isminin bile geçmemesi, Marius’un devrimci tayfanın başıymış gibi gösterilmesi, Cosette’in gerçekleri evlenmeden önce öğrenmesi ve en çok da Jean Valjaen ve Javert’in son karşılaşmasındaki yorum farkı göz ardı edilemeyecek noktalar. Kitabın orijinalinin değil de benim okuduğum sadeleştirilmiş versiyonun da özeti tadında bir filmdi. Yalnız rol seçimleri mükemmelmiş. Valjean (Liam Neeson), Javert (Geoffrey Rush) ve Uma Thurman (Fantine) çok iyiydiler. Yine de benim favori kadrom Broadway müzikalindeki Colm Wilkinson (Jean Valjaen), Philip Quast (Javert) ve Ruthie Henshall (Fantine). Ayrıca daha önce izleyip çok beğendiğim müzikalden uyarlama olan 2012 yapımlı Tom Hooper yönetimindeki film bence romana daha sadık ve daha başarılı bir uyarlama.

7. Kategori (20 puan): İlk kitabı 2010 yılında veya daha sonrası yıllarda çıkmış bir yazardan bir kitap okuyanlara 
Ayşe Erbulak – Limoni Ölüm
Destek Yayınevi, 411 Sayfa

Aslında yazarın ilk kitabı olan Çok Şekerli Ölüm’ü okuyacaktım fakat bir online kitap tedarik (edememe) sitesinin siparişimi rezil rüsva etmesi sonucunda D&R hem de bir kampanya ile imdadıma yetişti ve dolayısıyla yazarda olmasa bile kitapta değişiklik yapma durumunda kaldım.

Okunan Tarih: 6 / 10 Nisan 2014
Yorum: Taze bir yazarın eseri olarak hiç fena sayılmaz. Maktülün geçmişi ile ölüm sonrası ikili kurgu olarak ilerliyor. Polisiyeseverler için pek sürprizli ya da şaşırtıcı diyemem, biraz basit gelecektir hatta. Sadelikten kaynaklanan bir akıcılığı var. Tek kusuru birden fazla yinelenen yerler. Agatha Christie tarzı karakter tanıtımı hoş olmuş. "Hafiye Karılar" Medcezir Dedektiflik Bürosu'nun sahibeleri Meral ve Zeynep ise daha yeni tanıştığımız için pek fikir vermiyorlar. Belki ilerleyen maceralarda tarzları ve aralarındaki ilişkiler daha bir oturur.

5. Kategori (20 puan): Adında bir çiçek adı olan veya "çiçek" sözcüğü geçen bir kitap okuyanlara 
Şebnem İşigüzel – Sarmaşık
Everest Yayınları, 388 Sayfa

Okunan Tarih: 11 / 15 Nisan 2014
Yorum: Bir "tesadüfler" romanı. Fakat bu romanda hiçbir tesadüf acayip gelmiyor ya da yok artık dedirtmiyor. Öyle bir kurgu ve hayal gücü var ki sarmaşık gibi birbiri içinde kayboluyor, tek bir gövdeye dönüşüyor söz konusu yaşamlar. Yazarın üslubu yine oldukça sert. Bal gibi bildiğimiz ama bilmezden geldiklerimize nalına mıhına gitmiş. Ama insanı irkiltmiyor aksine özgürleştiriyor sanki. İşte tarzın önemi burada ortaya çıkıyor. Bazı "konular" ucuzlatmadan da aktarılabiliyor demek.

Yazarın kendisini hikayeye dahil ettiği eserlerden pek hoşlanmam aslında. Burada da belki tek itiraz edebileceğim nokta o olabilirdi. Fakat romanın hem birinci hem üçüncü ağızdan yazılışı biraz bunun önüne geçiyor. Ayrıca yazım dili oldukça akıcı, kurgusu da gayet sürükleyici.

1. Kategori (10 puan): Tavsiyelerine güvendiği birinin önerdiği bir kitabı okuyanlara 
Ryu Murakami – Emanet Dolabı Bebekleri
Doğan Kitap, 485 Sayfa

Okunan Tarih: 16 / 22 Nisan 2014
Yorum: Yazar, tarzı olduğu üzere yine oldukça sert bir eserle okuru yalnızca bir toplumun yeraltına değil insan ruhunun çukurlarına indiriyor. Oldukça karizmatik bir isme sahip romanda iki emanet kardeşin "kendilerine" rağmen hayatta tutunma mücadelesi gerisinde Japon toplumunun incelenmelik bir panoraması sunuluyor. Gerçekten Murakami sayesinde Japon toplumunun uçlarda yaşamasının nedenlerini iyice anladım artık. Aklımdaki tek soru şu; bunu başlatan neydi acaba? Eserlerden bağımsız olarak aklıma Hiroşima geliyor. Yarattığı yıkım ve sonrasındaki travma yeni neslin hayata bakışını kökten değiştirmiş olmalı. Zira bu sürekli arayış, her konuda en ileri en uca gitme hevesi ve tükenmişliğin açıklaması sadece karakteristik olarak duygusal bir toplum olmakla açıklanamaz.
Kitabın dili akıcı fakat cümleleri derin düşündüren türden olduğu için bir anda okunup geçilemiyor. Sindirerek okumak gerek. Bir de çeviri olarak Şeffaf Mavi ve Yok Yere daha yalındı sanki.


Toplam Puan: 250
Sayfa Sayısı: 6042

Böylelikle benim açımdan oldukça verimli ve keyifli geçen bir etkinliğin daha sonuna gelmiş bulunuyorum. Yapımda (Pınar Hanım) ve yayında (Eral Ablacım) emeği geçenlere teşekkürlerimle. :)

8 yorum:

  1. Neslihancığım, etkinlik için büyük titizlikle kitaplarını belirledin. Her bir kategori için seçmiş olduğun kitaplar birbirlerinden değerli. Seni tebrik ediyorum.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok teşekkürler Ablacım. Bunlar hep senin sayende. Senin sayende haberdar oldum, teknik desteğin sayesinde sürdürüyorum.:) Hep vurguladığım gibi seçim aşamasına çok özeniyorum. Sadece kategoriyi karşılasın gibi bir mantık yürütmüyorum. Hatta neredeyse kategoriye göre kitap değil de benim okumayı düşündüklerime uygun kategori seçiyorum gibi bir şey :) Bu yüzden çok keyifli oluyor. Senin tavsiyelerinin de bolca faydasını görüyorum tabii.

      Sil
    2. Neslihancığım, kendi sayende canım. Ben sadece seni haberdar ettim o kadar. Asıl sayende benim için çok daha keyifli geçiyor.
      Seninle etkinlik boyunca konuştuğumuz için kitap seçimlerindeki özenini iyi biliyorum. Tekrar tekrar seni kutluyorum canım.

      Sil
  2. Toplam Puan: 250
    Toplam Sayfa Sayısı: 6042
    Tebrikler ve teşekkürler bayanlar :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Pınarcığım dikkatin için çok teşekkür ederim.

      Sil
    2. Burada hata benim :) Ben geri dönüşler alınırken genel toplamdan önce sadece 2. dönemin sonuç ve yorumlarının yollanacağını sandığım için Eral Ablama öyle yollamıştım. O da buraya aktarırken benim yapmam gerekeni yapıp araya ilk yarı sonucunu da tekrar kopyalayarak aktarınca karışıklık olmuş doğal olarak. Yalnız bizden bile önce farketmenize hayran kaldım. Etkinliği böylesine güzel kılan yanlardan biri de sizin bu dikkatiniz ve özeniniz. Asıl ben teşekkür ederim, emeklerinize sağlık.

      Sil
  3. Tebrikler , ben de tamamladım , mutluyum.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkürler, ben de sizi tebrik ederim. Ortak bir kitabımız da varmış, ne güzel.:)

      Sil