21 Temmuz 2014 Pazartesi

Neslihan'ın (Şah-Rû) Yaz Okuma Şenliği İlk Ay Raporu

20. Kategori (10 puan): Polisiye/gerilim/korku vb. türde bir kitap.
İşte benim kategorim.:) Bir gerilim ve polisiyesever olarak daima elimin altında bulunan bir tür olduğundan benim için en kolay kategoriydi. Sonuçta seçimim Bahar Okuma Etkinliği’nin son kısmı dolayısıyla bir süredir ertelediğim favori yazarımdan yana oldu.

Ahmet Ümit – Beyoğlu’nun En Güzel Abisi
Everest Yayınları, 418 Sayfa

Okunan Tarih: 22/25 Mayıs 2014
Yorum: İstanbul Hatırası’nı yorumlarken “Sanırım Ahmet Ümit'in polisiyesi zayıfladıkça hikayeciliği güçleniyor.” demiştim. Sonrasında gelen Sultan’ı Öldürmek de polisiye olarak nispeten zayıftı. Beyoğlu’nun En Güzel Abisi de bu geleneği devam ettirmiş. Yazıldığı sürecin ya da romanda ele alınan dönemin toplumsal olaylarına daima değinen yazar yine düşüncesini karakterleri aracılığı ile bizlerle paylaşmaktan geri kalmamış, Beyoğlu’nun bu sefer Tarlabaşı kesimini oldukça güzel anlatmış, bizi bol bol Nevzat Başkomiserle başbaşa bırakmış ve polisiyeyi gerçekçi tutmuş. Kabul etmek gerekir ki bizim topraklarda polisiye yazmak zor iş. Evet maalesef cinayet çok ama çoğunluk çakmak misali birden parlayan bir toplum olduğumuzdan planlı programlı hani “ilham” verecek çok vaka çıkmıyor bu memleketten. Dahası teşkilat olarak da lanet olası federaller gibi kulağa havalı gelecek bir oluşum yok.:) Dolayısıyla Türk polisiyesi batı tarzı polisiyeler gibi kurgulandığında çok sırıtıyor. Bu yüzden Ahmet Ümit eserlerini beğenerek okumuşumdur. Bu yoklukta bile iyi iş çıkardığı için. Polisiye olmasına rağmen polisiyesi zayıf kalan eserlerinde bile gerçeğe yakın çizgide gittiği için. İşte bu kitabında son iki eserine göre daha çok hissediliyor bu durum. Hukuk sistemimizdeki açıklar, teşkilatın hali, polisler arasındaki farklı görüşler/yönelimler, sokakların kendi kanunu… Yani gazetede okuduklarımız gibi. Kurgu olarak şaşırtmıyor hatta heyecanlandırmıyor. Ama dingince sanki eski dost Nevzat bir akşam uğramış da o anlatıyormuş gibi akıyor roman.

Yalnız bu sefer gittikçe gelişen anlatıcılığına ek olarak yazar kendini de dahil ederek bizlere bir sürpriz yapmış. Pek sevmem aslında böyle şeyleri çünkü yazarla karakteri karşılaştığı andan itibaren fantastik bir gelişme olacakmış gibi geliyor. Bu yüzden kitabın finaline dair hoşnutsuz bir beklentiye girmiştim. Fakat kıyısından dönülerek fena sayılmayacak bir şekilde bağlanmış neyse ki.

Ahmet Ümit’in en zirve kitabı Kavim’dir benim için. Onu belki de bir daha geçemeyecek ama teşkilatın en güzel abisiyle daha uzun yıllar nice maceralar paylaşmak dileğiyle.

29. Kategori (Her bir kitap 10 puan, tüm kitaplar okunursa ekstradan 30 puan, toplamda 70 puan): Şimdiye kadar hiç kitabını okumadığınız dört yazardan birer kitap. Yazarların ikisi Türk, ikisi yabancı, ikisi kadın, ikisi erkek olmalı.
Gerek sabırla okunmayı bekleyenler, gerek sırada bekleyen yokmuş gibi merak edilip yeni alınanlar, gerek arkadaşlardan ödünçler derken evde ciddi bir kitap sirkülasyonu olduğundan bu kategori de pek zorlamadı beni. İlk hedefim her fırsatta kayırdığım polisiye ve gerilim türü oldu tabii.:) İsmini çok satanlar listesinde sıkça gördüğüm ama bizzat listeye alerjim olduğu için bugüne kadar okumadığım bir yazar olan Lawrence Block’un kitabını arkadaşımın kütüphanesinden misafir getirmiştim. Peşinden, okumamakla ihmal ettiğimden kategoriler açıklanmadan önce başka bir kitapkurdu arkadaşımdan ödünç almış olduğum İnci Aral’ı bu vesile ile okumak istedim. Kalan iki tercihim de kütüphanede bekleşenlerden yana oldu.

İnci Aral – Hiçbir Aşk Hiçbir Ölüm
Turkuvaz Kitap, 200 Sayfa

Okunan Tarih: 26 / 27 Haziran 2014
Yorum: Dikkat çekici bir "kadın" romanı. Anne-kız ilişkisi üzerinden kadın olma hallerine dair oldukça cesur ve vurucu gözlemler içeriyor. "Anne" olarak bireyselliğini kaybedip toplumsal kimlikle anılmaya başlayan kadınlar ve onların yetiştirdiği kadınlar... Birinin özgürlüğünün bittiği yerde diğerininki mi başlar? Kan bağı bir insanı tanımaya yeter mi? Peki aynı kan bağı iki insanı gerçekten birbirine bağlar mı? Sorduran, cevap aratan, düşündüren bir eser. Yazım dili olarak biraz ağır ama yorucu türden değil.

Ayrıca evlilik ve insan ilişkilerine de güzel dokundurmalarda bulunan kitap gayet ibretlik tespitler de içeriyor. Sanırım bu açıdan biraz yaşanmışlık isteyen bir roman. Kendi adıma daha toy bir çağımda okusam yeterince anlamaz hatta sıkılabilirdim belki. Fakat aksine uzun zaman sonra bir kitapta bir cümle beni böylesine duraksattı. "Unutmak, duyulan acıları sindirip kendine katmaktır." Gerçekten o kadar isabetli bir tespit ki kitabı elimden bırakıp sesli tepki verdirdi bana. Doğru, unutulmuyor aksine bir şekilde kabullenilip hafızadaki yerini alıyor tüm acılar.

Lawrence Block, Tetikçi 
Koridor Yayıncılık, 296 Sayfa

Okunan Tarih: 28/29 Haziran 2014
Yorum: Aslında polisiyeden çok suç romanı. Tamamiyle kiralık katil olan başkarakterin tarafını anlattığı gibi kovalamaca ve hesaplaşma aşamaları da polisten çok yine başka bir suç örgütü arasında oluyor. Belki bunun da etkisiyle her biri kendince şık bir espri anlayışına sahip olsalar da karakterleri sempatik bulamadım. Bir de, hadi suç dünyasında olanların soğukkanlılığına tamam güzel de yansıtılmış ama olabildiğine sade bir yaşam süren Julia’nın profesyonel suçlulara taş çıkartan sakinliği ve hiçbir gelişmeyi yadırgamaması bana biraz zorlama geldi. İçerik olarak basit, dil olarak akıcı, kaçma teknikleri konusunda aydınlatıcı bir eser.:)

Ahmet Altan – Kristal Denizaltı
Alkım Yayınevi, 159 Sayfa

Okunan Tarih: 30 Haziran 2014
Yorum: Kadınlar, ilişkiler ve insani duygular üzerine öykü tarzı denemelerden oluşan bir eser. Fazla derinlikli değil ayrıca yeni ya da bilinmedik bir şey anlatmıyor. Ama kendi adıma bazı tespitleri son derece isabetli buldum. Özellikle "Ben Bayağıyım Ama Yazdıklarım Öyle Değildir" başlıklı konuya katım katım katılıyorum. Bunun dışında yazarın kadınları oldukça iyi çözümlediğini gözlemledim. Genel olarak süslemeden uzak kendini tekrar eden bazı kalıp betimlemelerden oluşan bir yazım tarzına sahip. Ayrıca kullanılan örneklere bakılırsa gerek dünya edebiyatına gerekse sinema sanatına da oldukça hakim ve ilgili bir yazar. Romantizmden pek hoşlanmayan biri olarak bu edebi birikim, duygusal tespitlerden daha çok ilgimi çekti şahsen.

Bonnie Marson – Schubert’le Yaşamak
Kelebek Yayınları, 383 Sayfa

Okunan Tarih: 1/3 Temmuz 2014
Yorum: Hani bazen biri beklenmedik bir yetenek gösterdiğinde "içine falanca kaçmış" gibi bir tabir kullanılır ya, peki gerçekten içinize biri kaçsa? Ve bu "biri" dünyaca ünlü besteci Franz Schubert olsa?

Fantastik bir fikre sahip olsa da garip bir şekilde gayet gerçekçi yazılmış bir eser. Yani sanırım 19. yüzyıldan bir ruh gelip bedeninize yerleşse ancak böyle ifade edilebilirdi.:) Müzikle ilgisi çocukken aldığı piyano dersleri ile sınırlı olan Brooklyn'li bir avukatın birden bedenini ve zihnini Avusturyalı besteci ile paylaşmaya başlamasının yer yer eğlenceli, yer yer düşündüren, bol müzikle dolu ilginç öyküsü. Son derece zor bir deneyim olsa da Liza karakterinin yavaş yavaş dünyayı bestecinin gözünden görüşü ve birbirlerine olan katkıları gerçekten güzel anlatılmış. Akıcı bir anlatıma sahip olan kitap Schubert'in hayatından da kesitler sunarken klasik müzik bilgileri ve tasvirleriyle de dikkat çekiyor.

Kitabın sonundaki yazarın samimi paylaşımı da hayata dair güzel bir meydan okuma aslında. "Neden korkayım ki? Ben bu işi daha önce hiç yapmadım."

Kitabı bitirdikten sonra böyle bir tecrübe ister miydim diye kendime sordum da sanırım istemezdim. Galiba. Yani belki belirli bir süre olmak kaydıyla dünyayı Osman Hamdi Bey'in gözlerinden görmek hoş olabilirdi.:)

2. Kategori (10 puan): Sadece tek bir kitabını okuduğunuz ve sevdiğiniz bir yazardan bir kitap.
Yazarın ilk ve tek olarak Keşke Gerçek Olsa isimli eserini okumuştum. Bana göre fazla romantik ama masalsı tarzından ötürü sevimli gelmişti. Sonsuzluk İçin Yedi Gün’ü de yine etkinlikten önce arkadaşımdan ödünç almışken bu kategoride değerlendireyim dedim.

Marc Levy – Sonsuzluk için Yedi Gün
Can Yayınları, 231 Sayfa

Okunan Tarih: 4/5 Temmuz 2014
Yorum: Yazarın ilk kitabı gibi fantastik bir romantikliğe sahip. Fakat Keşke Gerçek olsa kadar derinlikli gelmedi bana. Belki ondan çok daha fantastik olmasındandır. Yaratıcı bir fikir iyi işlenememiş gibi. Biraz daha karanlık bir atmosferi olsaymış daha etkileyici olurmuş. Gelgelelim Levy dünyanın en iyimser insanı sanırım.:) "Beyefendi" ve "Başkan"ın kurgularında hoş muziplikler var. Bununla birlikte kitabın gerçekten tek etkileyici kısmı bence Jules'un "dünyanın akışını değiştirecek bir şey yapmayı seçsen ne seçerdin" minvalindeki soruya verdiği cevap üzerine gelişen diyalogda söyledikleriydi. (sayfa:76/77).

12. Kategori (10 puan): Beyaz perdeye aktarılmış bir kitap.
Tüyap Kitap Fuarı’ndan beri, belki okuma şenliklerinden birinde isim bazlı kategori (misal adında şehir olan bir kitap) olur da o zaman okurum diye diye bekletiyordum.:) Artık espri konusu olmaya başlamıştı ki başka bir kategoriyle değerlendirmek istedim.

Pascal Mercier – Lizbon’a Gece Treni
Kırmızı Kedi Yayınevi, 397 Sayfa

Okunan Tarih: 6/8 Temmuz 2014
Yorum: Yakın Portekiz tarihi, kuvvetli seyahat betimlemeleri ve yaşam felsefesiyle bir kaçış romanı ya da arayış. Bakış açısına göre kendinden kaçış ya da kendini arayış. Bir açıdan da katmanlı bir eser. Prado karakterinin yazdığı kitap ve mektuplar iç katman, bunun peşine düşen Raimund "Mundus" Gregorius'un arayışı üst katman. Prado'nun mu yoksa Gregorius'un mu yalnızlığı daha çok dokunuyor insana bilemiyorum. Diğer yandan Gregorius'un sıkça sorduğu gibi hayatın boşa harcanıp harcanmadığını, okucuyu da sık sık kendine soruyor. Yine de bir kelime ile her şeyi bırakıp bir anda çekip gidebilmek müthiş bir şey. Sırf bu yüzden bile, Prado'yu ölümünden sonra tanımış olmak bile o hayatı değerli kılmaya yeter bence.

Müthiş bir hafızaya sahip olan karakterler oldukça derinlikli, kanlı canlı hissi veriyorlar. Örneğin Prado'nun Oğuz Atay karakterlerini anımsatan bir hüznü ve dünyanın geri kalanına uyum sağlayamama hali var. Gregorius ise bir çoğumuz gibi hayatı belli bir kalıp içinde sürdüren çoğunlukla hayatı ıskalamış biri. Kişisel olarak çok saygımı kazanan bir karakter de Joao Eça oldu.

Dil olarak biraz ağır ama düşündüren türden bir ağırlık. Ucu açık bir tür finale sahip fakat genelin aksine benim merak ettiğim tek şey Coutinho'nun vedalaşırken sorduğu sorunun cevabıydı.

2013 yapımlı Bille August yönetimindeki filmi ise çok yavan bir uyarlama olmuş. Olay sıralaması kitaptakinden farklı ve çok çabuk gelişiyor. Oysa ki Mundus’un arayışı, adım adım Prado’nun izinden gidişi kitabın en önemli felsefesiydi. Zira Mundus sadece iz sürmek değil adeta Prado olmak, onun hayatına dokunmak istemişti. Film ise turistik gezi tadında kalmış. En önemli eksiklik ise Portekizce olmaması. Bu da Antik Diller öğretmeni olan Mundus’un Prado’dan bile önce sırf Portekizce’nin ahengine kapılarak bu maceraya başlamış olması gerçeğini tümden değiştirmiş. Oyuncu kadrosu oldukça isabetli seçilmiş. Mundus / Jeremy Irons, Peder Bartolomeu /Christopher Lee, João Eca / Tom Courtenay ve özellikle de 3 yıldır Boardwalk Empire da Richard karakteriyle gönlümüze taht kuran Jack Huston / Prado rolüne müthiş yakışmış. Fakat oyuncu başarısına rağmen kesinlikle kitabın derinliğini veremeyen bir film.

15. Kategori (10 puan):Bir masal kitabı.
Bu yeni kategoriyi çok sevdim. Gerçekten ne kadar oldu masal okumayalı? Bir de yetişkin gözüyle okuduğumda ne hissedeceğim acaba? Sevimli gibi dursa da oldukça deneysel bir kategori olmuş aslında. Diğer etkinliklerde de olsa sevinirim şahsen.:)

Lyman Frank Baum – Oz Büyücüsü
Epsilon Yayınevi, 139 Sayfa

Okunan Tarih: 9 Temmuz 2014
Yorum: Çocuk masallarını yetişkin gözle okumanın keyfi bir başka oluyormuş. Biraz da hüzün vermiyor değil hani. Misal ilk okuduğumda o varolmayan ülkeler ve aslında canlı olmayan canlı karakterlerle büyülenmişken, şimdi alt metni ve Amerikan tarihi simgelerini ayırt edebiliyorum. Donanım açısından iyiye işaret olsa gerek fakat masal olarak değil bir romanmış gibi okuduğum da bir gerçek. Ama en önemli farkı finalde hissettim. Çocuk aklımla sadece bir arkadaşlık öyküsü olarak kabul etmiştim. Şimdi ise önemli bir yaşam deneyimi olarak gördüm. Kendine inanmak açısından bir çok kişisel gelişim kitabıyla kapışır hatta.

1. Kategori (10 puan): İsminde yaz mevsimini çağrıştıran bir kelime geçen veya olayların yazın geçtiği bir kitap.
Arkadaş desteği ile kolaylıkla bulabildiğim bir kategori oldu. İsim bazlı kategorileri seviyorum, ileriki etkinliklerde de değişik isim seçeneği versiyonlarıyla yer almasını umuyorum.

Selim İleri – Bu Yaz Ayrılığın İlk Yazı Olacak
Doğan Kitap, 185 Sayfa 

Okunan Tarih: 10 Temmuz 2014
Yorum: Bir tür otobiyografik anı kurgulu roman. O nasıl bir tür derseniz kendine has bir tür diyebilirim.:) Yazarın anılarıyla süslediği eserde yoğun bir yalnızlık duygusu hakim. Hayat, ölüm, duygular, duygusuzluklar, sanat için yazmak, satmak için yazmak ama en çok da yalnızlık. Hitap şeklinin sürekli değiştiği (birinci, ikinci ve üçüncü tekil şahıs hatta bazen hepsi birden) sırasız geçişli ve zamansız bir anlatım dili var. İçerik olarak karamsar tarzı sevmeyen okuyuculara bu tarz bir yazım karışık ve sıkıcı gelebilir. Ama Oğuz Atay tarzına aşina olanlar için hangi anının hangi virgülün devamı olduğunu ayırt etmek olağan gelecektir.

6. Kategori (10 puan): Nobel ödüllü bir yazardan bir kitap.
Yine fuardan alınıp sırasını bekleyen kitaplardan. Büyük ihtimal ödüllü bir kategoride değerlendiririm diyordum, 1998 yılının Nobel Edebiyat Ödülü sahibi olarak aynen öyle oldu.

Jose Saramago – Yitik Adanın Öyküsü
Kırmızı Kedi Yayınevi, 319 Sayfa

Okunan Tarih: 11/14 Temmuz 2014
Yorum: İlgi çekici bir yol hikayesi. Öyle ki yolun kendisi de yol almakta.:) İber Yarımadası fantastik ya da belki de çok sıradan sebeplerle Avrupa'dan kopacak olsa? Dahası kopmakla kalmayıp Atlas Okyanusu'na doğru yelken açsa? Bunun yarım"ada" sakinleri üzerindeki etkisi nasıl olurdu? Peki ya coğrafi ve siyasi tarih nasıl bir değişikliğe uğrardı? Bu doğaüstü gelişmeyi kendilerinin tetiklediğini düşünen 5 ana karakterin eşliğinde doğal afetler karşısında toplumsal hareketler ve insan doğası irdelendiği gibi pek de geri sayılamayacak bir planda gerek dünya siyaseti gerekse dini otoriteler bolca iğnelenmiş.

Yazım tarzı olarak diyalogların dahi düzyazı olması ve aynı cümle içinde virgüllerle ilerleyen ek bilgi ve görüşler sebebiyle biraz ağır ilerliyor. Fakat yazarın eğlenceli ve okurla sohbet eder üslubu sayesinde içerik olarak sıkıcı değil. Yine de bütüne bakıldığında harika bir fikir yeterince işlenememiş gibi. Sanırım final biraz bu etkiyi pekiştiriyor.

30. Kategori (Her bir kitap 10 puan, tüm kitaplar okunursa ekstradan 50 puan, toplamda 80 puan): 17., 18. ve 19. yüzyılda yazılmış birer kitap.
Hem arkadaşların kütüphanesini talan ederek hem de uzun süredir almak istediğim Genç Werther’in Acıları’nı alarak tamamladığım bir kategori oldu. Tabi tarihte geriye gittikçe seçenekler fazlasıyla daraldığından biraz zorladı da doğrusu.

Blaise Pascal – Düşünceler (1669)
Kaknüs Yayınları, 285 Sayfa

Okunan Tarih: 15/16 Temmuz 2014
Yorum: Matematik dehası Pascal'ın dinsel deneyimi üzerine ölümünden sonra toplanan yazılarıyla meydana gelen deneme tarzı bir eser. İçerik olarak bir bilim insanının inancı irdelemesi açısından ilginç. Daha ilginç olanı bir çok yerde bilgiye ve bilime karşı durması, hani neredeyse cehalet mutluluktur sonucunu çıkarması. Bu da din ile bilimin bir türlü geçinemediğine en büyük kanıt olsa gerek. Bana göre en doğru tespiti "inanç akılla değil kalple olur". Zira akıl kanıt ister somutluk ister, inanç ise maneviyattır. Yine de bir çok yerde okuyucudan çok kendini ikna etmeye çalışmış gibi bir izlenim edindim. Bunun sebebi de ne kadar okuyucuyu sorgulamadan inanmaya telkin etse de çağının en zeki insanlarından biri olarak sorgulamadan duramayışı olsa gerek.

Jane Austen – Aşk Ve Gurur (1813)
Engin Yayıncılık, 400 Sayfa

Okunan Tarih: 17/20 Temmuz 2014
Yorum: Her ne kadar kült bir aşk romanı olarak anılsa da aynı zamanda isabetli bir toplum eleştirisi. Zaten yazarın bir nevi kendi döneminin önemli başkaldırılarından olduğu da göz önüne alınırsa, kişisel fikirlerinin esere oldukça yön verdiği dikkatten kaçmayacaktır. Başarılı karakterleri ve basit kurgusu üzerine yazarın eğlenceli ve akıcı yazım tarzı da eklenince kitabın tarihi önemine hak vermemek elde değil. Sırf Baba Bennet karakteri bile başlı başına bir devrim olsa gerek. Fakat doğal olarak en çığır açan karakter şüphesiz Mr. Darcy.:)

Johann Wolfgang von Goethe - Genç Werther’in Acıları (1774)
Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 126 Sayfa

Okunan Tarih: 20 Temmuz 2014
Yorum: Yazarın kendi aşk acısını Werther karakteri üzerinden kurguladığı eserin en dikkat çekici yanı intihar fikrini bu kadar cesurca ve hani neredeyse mantıkla savunması. Dönemin intihar vakalarını artırdığına şaşmamak gerek. İnsanı etki altında bırakabilecek yanları var gerçekten. En azından o çağda yaşayanları. Bu çağda bıraktığı etkiye gelirsek eğer sebebi tutku olmasaydı, misal hayat kavgası ya da sadece hayatla uyum sağlayamama nedeniyle böyle bir yol seçseydi işte o zaman dünya nüfusunu ciddi oranda azaltabilirdi. Yine de Werther'in baştaki umutlu düşünceleri ile finalde vardığı nokta arasındaki hüzünlü gelişimi çarpıcı. Yazım türü olarak mektuplar şeklinde ilerleyen, içerik olarak ise buhranlı bir eser.

18. Kategori (10 puan): Bir tiyatro oyunu.
İşte benim ikinci kategorim. Bir tiyatrosever olarak bu kategoriye çok sevindim. Benim de aklıma önce Shakespeare gibi kült ama yabancı oyun yazarları gelse de yakın dönem Türk tiyatrosunun başarılı oyun yazarlarından Özen Yula’nın Toplu Oyunlar Serisi’nin ilk kitabını tercih ettim.

Özen Yula – Toplu Oyunları 1
Yapı Kredi Yayınları, 80 Sayfa

Okunan Tarih: 20/21 Temmuz 2014
Yorum: Eserde yazarın Ay Tedirginliği ve Dünyanın Ortasında Bir Yer isimli iki oyunu yer alıyor. Her iki oyun da özellikle kadın hikayeleri olmalarıyla dikkat çekiyor. Geçmişi yaralı kadınlar ve hayattan öç alma şekilleri, bir oyunda kuytu bir köşede sohbet halinde gelişirken diğer oyunda bir söylenceye dönüşüyor. Söyleyecek sözü olan oyunlardan.

Ay Tedirginliği'ni izleme şansım olmamıştı ama Dünyanın Ortasında Bir Yer oyununu 2007/2008 sezonunda İstanbul Devlet Tiyatrosu’nda sahnelenirken Ayşenil Şamlıoğlu yönetiminde izlemiştim. Son 3 sezondur ise İstanbul B.B. Şehir Tiyatroları’nda Nurullah Tuncer yönetiminde sahnelenmekte.

13. Kategori (10 puan): Aynı zamanda çevirmenlik de yapan bir yazar tarafından yazılmış bir kitap.
Kategori için çevirmenleri düşünürken önce hep yeni dönem yabancı eserlerin çevirmenlerinden kitap yazan var mı acaba diye araştırdım. Sonra etkinliğe katılan arkadaşların listelerini incelerken bu kategoride Sabahattin Ali’yi görünce dank etti kafama. Bir çok kült yazarımız kendi dönemlerinde çevirmenlik de yapıyordu, neden onları göz ardı etmiştim ki? Bu aydınlanma anından sonra hemen gönül bağım olan yazarlarımızdan Sait Faik Abasıyanık’tan bir eser seçtim.

Sait Faik Abasıyanık – Semaver
Yapı Kredi Yayınları, 105 Sayfa

Okunan Tarih: 21 Temmuz 2014
Yorum: Öykücülüğünün ilk dönem eserlerinden olan bu kitapta yazarın hayatıyla paralel öyküler yer almakta. Çocukluktan, gençliğe ve Fransa'da yaşadığı zamanlara dair hikayeler adeta sırasıyla ele aldığı dönemlerle birlikte ilerlemiş ve yazarın tarzı daha bir oturmuş gibi. Bir nevi Sait Faik'in yazım gücünün gelişmesine de tanıklık edebileceğiniz bu eserde gelecekte tarzı olacağı üzere yalnızlık olgusu kendini hissettiriyor. Yalın insanlara ve hayatlara dair gözlemleriyle sarmalanmış hikayelerinde özellikle ekonomik olarak alt sınıf diye tanımlanabilecek insanlara olan sevgi ve umutla yaklaşımı da ayrıca dikkat çekiyor.

22. Kategori (10 puan): İlk kitabı 2010 yılında veya daha sonrası yıllarda çıkmış bir yazardan bir kitap.
Arkadaşımın uzun süredir takip edilecek yazarlar listesinde olan ve listelerimiz bitmek bilmediği için bir türlü sıra gelmeyen yazarlardandı Mahir Ünsal Eriş. Bu bahar uzun süredir tadilatta olduğu için bir türlü açık yakalayamadığımız Sait Faik Abasıyanık Müzesi’ni gezerken Sait Faik Hikâye Armağanı köşesinde 2014 yılı ödülünün sahibi olduğunu görünce tekrar hatırımıza düştü ve alınacaklar listesinde önemli bir torpil yaparak üst sıralara çektik.:) Yaz Okuma Etkinliği’nin kategorileri açıklandığında da sevgili kitapkurdu arkadaşım direk bu kategoriyi kendisinin karşılayacağını belirterek güzel bir yardım ve jestte bulundu. Elveda Selanik gibi güzel bir kitabın çevirmenlerinden ve Sait Faik Hikaye Armağanı’nın 60. sahibi olarak iki ayrı kategoriye daha uysa da ben Bangır Bangır Ferdi Çalıyor Evde isimli ilk öykü kitabı 2012 yılında çıktığı için bu kategoride değerlendirmek, dahası Sait Faik ile peş peşe okuyarak kendimce bir anlam katmak istedim.

Mahir Ünsal Eriş – Olduğu Kadar Güzellik
İletişim Yayınları, 124 Sayfa

Okunan Tarih: 21 Temmuz 2014
Yorum: Bu hikayeler o kadar bizden ki. Ama bizde hikaye çok zaten, bu kuşağın insanları hiç bir şey yaşamasa bile tanık oldukları 80'lerin sonu 90'ların başında çocuk olma durumu ve dahi gençliğe denk gelen milenyum dolayısıyla yeterli malzemeye sahip. Peki biz bu kadar güzel anlatabilir miydik? Cevap ortada.

Yazarın tarzında en çok hoşuma giden sade ve süssüz, olduğu kadar anlatımı oldu. Koca koca cümleleri okuyucunun kafasına kakmamış, Haniyse oturmuş Erdek'te bir çay bahçesinde sohbet ediyormuş gibi akmış gitmiş tüm hikayeler. Tanıdık, samimi, komik, hüzünlü... Misal Dayımın Avrupa'ya Kaçırılışı hikayesine kahkahalarla gülerken "en kötü felaket bile, ihtimalinden daha ağır değildir" gibi bir ibretlik tespitle karşılaşmak duraksatıyor insanı. Ve kişisel olarak, baştan sona çok güzel olan bir hikayenin kapanışında "Bak, Rus Pazarı burasıydı işte" cümlesinde, kum saati gibi tersine akıp durduğumuz babamın vakti zamanında Rus Pazarından aldığı boncuklu çantaya bakarak içime bir öküz oturttuğu için teşekkürlerimi sunarım.

Katılmış olduğum okuma etkinliğine naçizane tavsiye ettiğim "İlk kitabı 2010 yılında veya daha sonrası yıllarda çıkmış bir yazardan bir kitap" kategorisinin bana en güzel kazanımlarından biri oldu Mahir Ünsal Eriş. Ve özellikle peş peşe denk getirdiğim Sait Faik eserinden sonra okumak da bir o kadar lezzetli.

Toplam Kitap Sayısı: 16 (160 Puan)
Toplam Sayfa Sayısı : 3847 (38 Puan)
29. kategori tamamlandığı için + 30 Puan
30. kategori tamamlandığı için + 50 Puan
Toplam 278 Puan

Sanırım puanlama bu şekilde, bir hatam varsa affola.:) Gittikçe daha keyifli hale gelen bu güzel etkinlik için Pınar Hanım’a ve verdiğim zahmetler karşın desteği için Eral Ablam’a teşekkürlerimle.

5 yorum:

  1. Biriciğim, zahmet olur mu? Senin postlarını blogumda yayınlamak benim için keyiftir.
    Seçtiğin kitaplar harika ama kitap yorumların ondan harika. Çok iyi yorumcusun. Çok iyi eleştirmensin. Bu güzel yorumlarını bizlerden esirgemediğin için sana ben teşekkür ederim.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok çok teşekkürler Ablacım. Hem zahmet ediyorsun hem de uğraşıp güzelleştiriyorsun, kitap adlarını renkli yapman ne güzel olmuş. Ellerine sağlık. Güzel sözlerin için de teşekkür ederim. Pek profesyonelce değil ama o kitaptan ne edinmişim aktarmaya çalışıyorum elimden geldiğince.

      Sil
    2. Aktarımların çok yerinde ama. Sen hep oku ve hep bizlere yorumunu hep aktar canım.

      Sil
  2. Harika kitaplar okumuşsunuz ne güzel Şah-Ru :) Ahmet Ümit konusunda haklısınız ben de en çok Kavim'i beğenmiştim.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok teşekkür ederim, kategorilerimi hep özenle seçiyorum :) Değil mi? Kavim, benim gözümde yazılmış en iyi Türk Edebiyatı eserlerinin arasında kesinlikle.

      Sil