21 Eylül 2014 Pazar

Neslihan'ın (Şah-Rû) Yaz Okuma Şenliği 3. Ay Raporu

8. Kategori (10 puan): Bir savaş kitabı.
Önemli bir kategori. Hiçbir kitap o korkunçluğu tam manasıyla aktaramaz belki ama biraz olsun anlamak ve geçmişten ders almak için okumak, incelemek ve hangi milletten olursa olsun masa başında alınan kararlarla cepheye sürülüp ama bir ideal ama bir tutku adına can veren insanları saygıyla anmak gerek.

Sebastian Faulks – Kuşların Şarkısı
Epsilon Yayınevi, 571 sayfa

Okunan Tarih: 22/27 Ağustos 2014
Yorum: Birinci Dünya Savaşı'nı oldukça çarpıcı bir şekilde aktaran fakat bu etkiyi roman boyunca sürdüremeyen bir eser. Şimdi bu geri dönüşlerle anlatma işinde büyük bir incelik var. Eğer zaman değişikliği doğru noktada yapılmazsa bütün etkileyicilik kaybolup araya reklam girmiş hissi veriyor. Hele de bu eserdeki gibi geriye değil de ileriye doğru anlatılmış hissi verecek kadar ciddi bir konu ele alınıyorsa. Böyle durumlarda gelecekten araya giren kısımlar okuyucuyu akıştan koparıyor. Bu roman tam da bu sorundan bolca muzdarip. Bir de baştan savaşa gelene kadar olan kısım gereksiz bir uzatma ve erotizm içerdiğinden sonrasında yine bir atlamayla aniden ortasından dalınan savaş anları suni geliyor. Oysa ki kesintisiz aktarılan bölümlerde savaşın acımasızlığı, askerlerin psikolojisi özellikle de tünellerde verilen mücadeleler çok etkileyici ve insanı sorgulatacak cinsten. Fakat işte bütüne bakıldığında tıpkı cephedeki askerlerin yaşadıklarına rağmen Londra'da günlük hayatını devam ettirip bir yerlerde süren savaşı hatırlattıkları için cepheden dönen askerlerden tedirgin olan insanlar gibi okuyucu da sayfaları sıkıntıyla çevirip etkilenmeksizin kitabın sonuna varıyor. Ki zaten finalin bağlanma noktası da ne kadar bir nevi yıllar sonra yerine gelen bir vasiyet olarak anlamlı olsa da Stephen karakterinin tünelde yaşadıklarıyla aşık bile atamayacağından çok yanlış bir final tercihi olmuş bana göre.

Yani diyeceğim odur ki, bir Savaş ve Barış kolay yazılmıyor demek.

24. Kategori (10 puan): Daha önce okuyup da tekrar okurum dediğiniz bir kitap.
Hemen hiç düşünmeden, açıklayıcı cümleyi bitirdiğim gibi karar verdiğim bir kategori oldu. Defalarca okuyup defalarca daha okuyabileceğim, favori yazarlarımdan olan Stephen King’in imzası haline gelen gerilim tarzının tamamen dışında çok ama çok güzel bir eseri. Neredeyse ezberlememe rağmen etkileyiciliğini bir türlü yitirmeyen, kütüphanemin baş taçlarından, eskitmekten öte artık yıprattığım bir kitap. Filmi de kabul edilebilir birkaç değişikliğiyle birlikte yapılmış en iyi kitap uyarlamalarındandır. Ve hem kitabı hem de filmini gönül rahatlığıyla tür farkı gözetmeksizin tavsiye edebilirim.

Stephen King – Yeşil Yol
Altın Kitaplar, 428 Sayfa

Okunan Tarih: 28/30 Ağustos 2014
Yorum: Kaç kere okursam okuyayım gözümden birkaç damla yaş süzülmeden kitabı bitiremiyorum. Etkisini hiç yitirmemesi benim gözümde bu kitabın en büyük başarısıdır. Yazım tarzı olarak da Paul karakterinin ağzından günlük şekilde yazılması sebebiyle adeta bir masal gibi akıp gitmesi, sürekli beslenen merak unsuru, kendini çok sevdiren karakterleri ve içerdiği fantastik sayılabilecek öğelere karşın bir o kadar da dingin olması eseri çok üst sıralara taşıyor. Bu nasıl bir yetenektir, nasıl bir kitap yazmaktır? Hayır bunu yazan adam gidip Kemik Torbası'nı da yazıyor ya pes.

23. Kategori (10 puan): Mektuplardan veya anılardan oluşan bir kitap.
Bu da çok ihmal ettiğim türlerden. Oysa ki anı eserlerini severim. Ama niyeyse tercihlerim yine edebiyat çevresinden derlenen anılar oluyor. Bu sefer özellikle bir eğitimciyi tercih ederek Robert Kolej’in kurucusu Cyrus Hamlin’in anılarını okumayı istedim.

Cyrus Hamlin – Türkler Arasında 
Meydan Yayıncılık, 294 Sayfa

Okunan Tarih: 31 Ağustos/1 Eylül 2014
Yorum: Amerikalı bir misyoner olan Cyrus Hamlin’in 1839 yılında Osmanlı İmparatorluğu’na gelmesinden Amerika’ya dönüşüne kadar geçen 35 yıllık süreyi ele aldığı bu kitabında sadece zamanın Kostantiniyye’sinde geçirmiş olduğu mücadele dolu yıllar ve imzasını attığı aralarında Robert Kolej’in de bulunduğu başarılı işler yok. Aynı zamanda Osmanlı’nın kuruluşundan içinde bulunduğu sona yaklaşma dönemine kadar olan gözlemini de objektif bir şekilde aktarmış. Bunda, bu topraklarda oldukça uzun bir zaman geçirmiş olması ve bu kültürü iyi anlamış olmasının etkisi büyük. Gerçekten Hamlin gerek karşılaştırmalarında gerek değerlendirmelerinde görevine sonuna kadar sadık kaldığı gibi tespitleri de oldukça isabetli. Bu yüzden bu eğitim ve misyon insanının yaptıkları kadar Osmanlı’nın bu dönemindeki günlük yaşam ve düzeni merakla okutuyor kendini. Eserde kolera salgınına alınabilecek önlem ve ilaçlar için yazmış olduğu mektuptan, din çekişmelerine, güçsüz düşen bir devletin nasıl dünyanın gerisinde kaldığından, Protestan ve Müslüman halkın yer yer gülümseten dayanışmalarına, eğitimin öneminden, Kırım Savaşı’na, Gülhane Hatt-ı Hümayunu’ndan, İslam incelemesine kadar çok zengin bir içerik var.

10. Kategori (10 puan): Fantastik kurgu/bilimkurgu/distopya/steampunk vb. türde bir kitap.
Kış Okuma Şenliği’nde Peter Straub’un Cehennem Kulübü eserini okuduğumdan beri Kara Ev’i tekrar okumak aklımdaydı. Zaten Straub’u da o ortak eserden sonra takibe almıştım. Fakat hem Kara Ev’i okumamın üzerinden büyük kısmını hatırlamayacağım kadar çok zaman geçti, hem de o zamanlar henüz Stephen King’in Kule Serisi’ni okumamıştım. Eserde Kule serisine dair bir çok detay ve gönderme barındırdığından biraz eksiklik duygusu uyandırdığını hatırlıyorum. Dolayısıyla tekrar okumak farz oldu. Ben de nihayet uygun bir kategori bulmuşken değerlendireyim dedim. Ayrıca iki yazarın yazım tarzlarının hangi kısımlarda etkin geldiğini gözlemleme niyetindeyim.

Stephen King & Peter Straub – Kara Ev
Altın Kitaplar, 640 Sayfa

Okunan Tarih: 2/5 Eylül 2014
Yorum: Fantastik kısımları çıkardığımızda sürükleyici bir polisiye. Fantastik kısımları kattığımızda Stephen King'in zihnine yolculuk. Kule Serisi'ne bolca gönderme içeren ve yine iki yazarın ortak yazdığı Tılsım romanının bir nevi devamı olan eser belki iki eseri de okumamışlar için fantastik unsurların ağır basmaya başladığı andan itibaren sıkıcı gelebilir. Ki ben de ilk okuduğumda henüz Kule Serisi'ni okumamıştım. Bu yüzden tekrar okumak ve iki yazarın birbirini nasıl etkilediğini görmek istedim. Öncelikle uyumlarını yine sürdürmüşler. İki yazarın tarzı ortak bir eserin altından kalkabilecek kadar uyumlu. Fakat Stephen King'in daha etkin olduğu bariz. Daha doğrusu Kule'nin büyüsünün daha baskın olduğu. Straub bu konuda alttan alan taraf olmuş. Etkileyici karakterlerde King, kasvet betimlemelerinde Straub öne çıkıyor. Vahşette iki taraf da elini korkak alıştırmadığından özellikle bir tarafa atfedemedim. Genele baktığımızda ise her şey Ka'ya hizmet ediyor. Ne de olsa Ka bir çember... :)

7. Kategori (10 puan): Fransız edebiyatından bir kitap.
Bu kategoriyi de yıllar önce kuşa çevrilmiş bir özetini okuduğum, bu yüzden uzun zamandır doğru düzgün okumak istediğim bir eserle değerlendirmek istedim.

Gustave Flaubert – Madam Bovary
Kum Saati Yayınları, 383 Sayfa

Okunan Tarih: 6/7 Eylül 2014
Yorum: İnsanı durduk yere feminist yapabilecek bir eser.:) Emma karakteri bir yere kadar anlaşılabilirdi belki. Mutsuzluğunda, hayallerine ulaşamamasında ve bunların yarattığı hayalkırıklıklarında anlaşılmaz ya da kınanacak bir durum yok. Fakat hemen hemen tüm yaşantısına duygularının yön vermesi ve dolayısıyla aklını pek kullanmaması işi değiştiriyor. Misal kocasını aldatması kendi üstleneceği bir vebalken, hiç geliri olmadığı halde sonunda eve haciz getirtecek kadar har vurup harman savurması, sevgililerinden para dilenmesi onu ziyadesiyle alçaltıyor. Keza hiç çabalamadan ve kendini geliştirmeden daha üst bir hayat seviyesi beklemesi gibi tavırları da iyice iticileştiriyor. Dolayısıyla eseri sadece bir kadının iç dünyasının yansıması olarak değerlendirmek haksızlık olur, zira sıkı bir toplumsal bir eleştiri içeriyor. Zaten Emma'nın yer yer öf çektiren hezeyanlarının arasında kaynamaması gereken Eczacı Homais karakteri bile bunu tek başına kanıtlamaya yeter. Ayrıca Homais ve Papaz'ın atışmaları da bir başka dikkat çekici unsur.

Emma karakteri yüzünden empati kurmak zorlaştığından bunaltıcı gelebilecek bir eser. Fakat bu bunaltıcılıkta, uzayıp giden betimlemelerin etkisinin çok fazla olduğunu da belirtmeliyim.

4. Kategori (10 puan): Adında bir sayı geçen bir kitap.
Favori kategorilerimden.:) Ararken çok eğlenceli oluyor isme göre düşünmek. Bu sefer kütüphane sakinlerinden birini ağırlıyorum.

Glenn Cooper – Yedinci Oğlun Sırrı
Say Yayınları, 408 Sayfa

Okunan Tarih: 8/11 Eylül 2014
Yorum: Polisiye olarak ortalama bir eser. Asıl ilgi çekici olan ise fantastik çıkış noktası. Fakat bu varsayımın altı yeterince doldurulmamış gibi. Merakla okunan geçmiş sahnelerinde bu sırrın sebebi hakkında daha çok şey bekliyor insan. Geçmiş ve gelecek arasındaki geçişler de biraz çiğ kalmış. Oysa ki birbirinden bağımsız olarak iki kısım gayet iyi gidiyor. İnişli çıkışlı bir seyri var diyebilirim. Bununla birlikte gerek akıcı yazım dili gerekse kurgu olarak sıkmadan ilerliyor.

16. Kategori (10 puan): Herhangi bir edebiyat ödülü kazanmış bir kitap.
Ben de bazı eserlerin birkaç yılda bir tekrar okunması gerektiğini düşünenlerdenim. Kategoriler için kütüphaneyi karıştırırken göz göze geldiğim bu eser de tam bu sınıfa girecek türden. Vakti zamanında tarihe meraklı bir lise öğrencisiyken okuyup çok etkilenmiştim. Şimdi bir de yetişkin gözüyle okuyarak değerlendirmek istiyorum.

Frank McCourt – Angela’nın Külleri
EpsilonYayıncılık, 458 Sayfa
(1997 Pulitzer Ödülü)

Okunan Tarih: 12/15 Eylül 2014
Yorum: Yoksulluk kavramını tekrar gözden geçirtecek kadar gerçekliğine inanması güç bir yaşam. Yazarın böyle bir hayattan sağ çıkmış olması mucize gibi geliyor. Eserin gerçek bir hayata ait olmasından sonra en çarpıcı yanı yazım dilinin sadeliği olsa gerek. Yazar adeta bir yetişkin olarak geriye dönüp çocukluk anılarını anlatmamış da sanki o yaşlardan beri tuttuğu günlüğünü paylaşmış gibi. Kurduğu cümleler ve hayatı kavrayışı sayfalar ilerleyip Frank büyüdükçe gelişiyor. O kadar ki okuyucu da dünyayı Frank’in gördüğü kadar görüp onun kadar kavrıyor. Bu çok az otobiyografi/anı kitabında rastlanabilecek bir başarı. Ve söz konusu hayat öyle dramatik ki insan o çocuğu satırlardan çıkartıp bol güneşli bir eve taşımak istiyor. Şöyle kent dışında, ağaçlıklı bir ev. Önünden şırıl şırıl akan bir dere. Her tarafta kuş cıvıltıları...

25. Kategori (10 puan): Yabancı dilde bir kitap veya orijinal dilinde okumayı gönlünüzden geçirdiğiniz bir kitap
Bu kategoriyi tam olarak hakkını verip yabancı bir dilde okumak isterdim gerçekten. Fakat hiçbir yabancı dile o kadar hakim değilim maalesef.:( Belki İngilizce ince bir çocuk kitabı okuyabilirdim ama bu da bana geçiştirmek gibi gelirdi. Ayrıca benim görüşümde bir dili sadece konuşmak yetmez o kültüre de biraz hakim olmak o dili gerçekten “anlamak” gerek. Bu yüzden sonradan Pınar Hanım’ın incelikle eklediği üzere orijinal dilinde okumayı istediğim bir eser olarak tahmin edileceği üzere Uzakdoğudan bir eser seçtim. Genel olarak Kore ve Japon edebiyatına ilgim yeterince belli olmuştur. Ama özellikle gerçekten orijinal dilinde okuyacak kadar Japonca’ya ve bana göre incelenmelik bir vaka olan Japon toplumuna ve kültürüne daha çok hakim olmak isterdim.

Yasunari Kavabata – Bin Beyaz Turna
Doğan Kitap, 132 Sayfa

Okunan Tarih: 16 Eylül 2014
Yorum: Melankolik bir eser. Teknik olarak özellikle zıtlıklarda Haiku tarzı göze çarpıyor. Fakat içerik olarak da hüzünlü ve şairane bir yanı var. Çay seremonisi gibi ince bir gelenekle tartışmalı insan ilişkilerinin birlikte kurgulanması dikkat çekici. Aynı zamanda uzun ömür simgesi turna ile karakterlerin hayat yollarındaki seçimleri de. Japon kültüründen ve yaşamından özet denilebilecek kısa bir kesit. Metaforları da yazım dili kadar sade olduğundan akıcı bir kitap. Yine de Uzakdoğu kültürüne mesafeli olanlar için kendi içine kapanık bir eser gibi gelebilir.

17. Kategori (10 puan): Bir biyografi/otobiyografi kitabı.
İşte bu kategori zorladı beni. En titizlendiğim kategori bu çünkü. Gerçekten merak ettiğim biri olsun istiyorum diye diye sona kadar bıraktım. Tam bu esnada değerli bir kitapsever arkadaşım tam da benim ilgimi çekecek türde tarihe adını yazdırmış bir ismin biyografisini doğumgünü hediyesi olarak sununca, etkinliğin son eserini de tamamlamış oldum. Kendisine tekrardan teşekkürlerimle.

Heike B. Görtemaker – Eva Braun
Artemis Yayınları, 423 Sayfa

Okunan Tarih: 17/21 Eylül 2014
Yorum: Oldukça merak uyandırıcı bir o kadar da gizemli bir yaşam. Geriye kanıt bırakılmaması soru işaretlerini çoğaltıyor. Eva Braun hakkındaki en büyük soru işareti gerçekten Hitler gibi birine aşık mı olduğu yoksa iktidar gücünden mi etkilendiği olsa gerek. Benim ayrıca merak ettiğim husus ise siyasi olarak Hitler'i etkileyip etkilemediği ya da hiç buna çabalayıp çabalamadığı idi. Eserde bir çok bilgi tahmini olarak aktarılmış. Fakat çıkış noktaları ya da tahmini kuvvetlendirecek detayların etraflıca paylaşılması sebebiyle bir görüşten ötesi olduğuna ikna ediyor. Ayrıca yararlanılan kaynakların genişliği de bir diğer ikna sebebi. Fakat bu da kesin bir sonuç yerine okura göre değişecek sonuçlar ortaya çıkartıyor. Misal bana göre gerçekten aşık olmuş, hayat dolu ve uçarı bir genç kadın profili söz konusu. Yine de bu bir biyografi için zayıflık olarak kabul edilebilir tabi. Bununla birlikte dönem ve koşullar hakkında detaylı ve kanıta dayalı bilgiler aktarılması da bir artı. Ayrıca Artemis Yayınları'nın kitap tasarımı çok şık olmuş.

Toplam Kitap Sayısı: 9 (90 Puan)
Toplam Sayfa Sayısı : 3737 (37 Puan)
Toplam 127 Puan

Genel Toplam 12534 Sayfa, 679 Puan

Bu genel toplam puanını hep unutup sadece o ayın sonuçlarını yazıyordum, Pınar Hanım da sabırla topluyordu sağolsun. Sanırım bu sefer doğrusunu yaptım. Vee bir etkinliğin daha sonuna gelmiş bulunuyorum. Tamamlayamam belki diyordum ama şaka maka tüm kategorileri tamamladım, sevinçliyim.:) Çok keyifliydi ayrıca bu sefer bazı kategoriler zorladı biraz, üzerine çalıştım. Bu araştırma kısmı da çok değerli bana göre. Pınar Hanım’a ve Eral Ablam’a kocaman teşekkürlerimle.

4 yorum:

  1. Neslihancığım, ben senin tamamlayabileceğinden emindim canım:) Kitapların ve okumanın değerini çok iyi bildiğinden ötürü sadece tamamlamış olmak için okumuyorsun, bu etkinliğin sana katacaklarını en üst düzeyde tutarak okuyorsun.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Alabileceğim en güzel övgü bu Ablacım. Çok teşekkür ederim güzel sözlerin ve yardımların için. Gerçekten hakkı verilerek katılım sağlandığında müthiş yararlı bir etkinlik bu. Bir çok edebi türe ve konuya yer vermesi çok önemli. Zira ben de dahil bir çok kitapsever ne yazık ki çoğunlukla sevdiğimiz türün dışına çıkmıyoruz. Ayrıca kategorilere uygun eser bulmak için araştırma yapmak da bir o kadar faydalı. Bir çok eser keşfediyoruz bu sayede, ayrıca bir nevi zihin jimnastiği oluyor. Bu yüzden bu güzel övgünü mutlulukla kabul ediyorum.:)

      Sil