26 Haziran 2015 Cuma

Bahar Okuma Şenliği 2015 Neslihan'ın (Şah-Rû) 2. Yarı Raporu

Zincirleme bir hastalık dönemi sebebiyle bu seferlik tüm kategorilerimi tamamlayamadım. Zaten amaç yarışmak değil paletimizin renklerini artırmak. Önümüze gökkuşağı seren Pınar’a ve her koldan destek olan Eral Ablam’a teşekkürlerimle.



1. Kategori (10 puan): Yaşar Kemal'den bir kitap. Kısa bir süre önce kaybettiğimiz ustaya saygı kategorisi.

Gönlümde yatan İnce Memed idi ama arkadaş kütüphanesine öncelik verdim.



Yaşar Kemal – Fırat Suyu Kan Akıyor Baksana

Yapı Kredi Yayınları, 318 Sayfa



Okunan Tarih:  13/16 Mayıs 2015

Yorum: Mübadele dönemini her iki tarafın gözünden de anlatan buram buram Sarıkamış, buram buram Çanakkale kokan roman. Ama en çok da tasvirleriyle çarpıyor. Tüm insanoğlu doğayı bu gözle görebilse zaten savaş olması mümkün olmazdı sanki. Ruhu şad olsun üstadın. İnsanın da doğanın da özüne kadar inmiş hatta her haliyle özümsemiş.



20. Kategori (Her bir kitap 10 puan, tüm kitaplar okunursa ekstradan 20 puan, toplamda 60 puan): Şimdiye kadar hiç kitabını okumadığınız dört yazardan birer kitap. Yazarların ikisi Türk, ikisi yabancı, ikisi kadın, ikisi erkek olmalı.

Yeni keşifler, keşfedilmeyi bekleyenler...



Mine Söğüt – Beş Sevim Apartmanı

Yapı kredi Yayınları, 127 Sayfa



Okunan Tarih: 17 Mayıs 2015

Yorum: Cin fikirli bir kurgu :) Kesinlikle özgün bir tarz öyle ki tanımlamak güç. Rüya tabirleri de cabası. Hikayelerin iki yüzü, birleşimi, işlenişiyle gerçekten keyifli bir eser. Açık vermeden yorumlamak zor o yüzden kısaca gelin bir dairesine de siz taşının diyeceğim. Okuduğum ilk Mine Söğüt eseri ve eminim ki son olmayacak.



Ercüment Cengiz – Çellocu

Everest Yayınları, 358 Sayfa



Okunan Tarih: 18/21 Mayıs 2015

Yorum: Oldukça dikkat çekici bir tarihi roman. Tüm renkleri ve sesleriyle Osmanlı Devleti’nin Kostantiniyesini son derece canlılıkla sunarken, psikolojisiye de şaşırtıyor doğrusu. Kıskançlığın zehir gibi yayılışı, Abdülmecit devrinin İstanbulunun sokakları ve sokaklar gibi rengarenk insan ruhu da aynı başarıyla tasvir edilmiş. Yazar insan doğasına dair elini hiç korkak alıştırmamış doğrusu. Kurgusu yerinde, altyapısı sağlam, tertemiz bir eser. Ayrıca ilk kez okuduğum bir yazarın eseri olarak beni iki kere sevindirdi. Öncelikle taa Ankaralardan :)) çok zarif bir arkadaşımın jestiyle adıma imzalı olarak geldiği yetmiyormuş gibi içeriğiyle de bir tarihi romansever olarak benim için ikinci sürpriz oldu.



Natalia Ginzburg – Sevgili Michele

Can Yayınları, 156 Sayfa



Okunan Tarih: 22/23 Mayıs 2015

Yorum: Michele karakteriyle Bir Anarşistin Kaza Sonucu Ölümünü hatırlatan bir eser. İtalya’nın 70’li yılları ile ülkemizin 80’li yılları arasında yadsınamaz bir benzerlik var. Bunun dışında genelde köklü ve geniş aile yapısı ile bilinen İtalyan aile örneğine farklı bir yaklaşım getirmiş. Genişliği yerinde fakat son derece kopuk bir aile söz konusu. Eser genel olarak mektuplar şeklinde ilerliyor. Bu mektuplar zincirinde aile bireylerinin birbirleri hakkındaki fikirleri dikkat çekmekle birlikte bütüne bakıldığında pek akıcı bir eser değil.



Stuart Woods – Ölüm Adası

Bilge kültür Sanat, 288 Sayfa



Okunan Tarih: 24/26 Mayıs 2015

Yorum: Basit kurgulu polisiyelerden. Hemen her şeyden biraz katılarak elde edilen, kısaca market polisiyesi dediğimiz türden. Gizem unsuru çok zayıf. olay örgüsü de keza. Finali çok başlardan tahmin edilebiliyor. Bununla birlikte sade ve akıcı bir dili var. Kafa dağıtmak için okunabilir.



22. Kategori (Her bir kitap 10 puan, tüm kitaplar okunursa ekstradan 40 puan, toplamda 80 puan): Kendinizin belirleyeceği bir temaya uyan dört kitap.

İşte bu kategoriye bayıldım. Hem bir serbestlik tanıyor hem de yeni fikirler ortaya koyuyor. Böylece genel kategorilere uymayan kitaplar da değerlenebilir. Benim temam fırsattan istifade tiyatro üzerine.

Tiyatroya uyarlanmış bir kitap.

Dikkat çekerim ki “uyarlanmış”. Yani oyun olarak yazılmamış normal bir roman/öykü hatta şiir kitabının daha sonra oyunlaştırılarak bir tiyatro kuruluşu ya da topluluğu tarafından sahnelenmiş olması. Sinemaya uyarlanmış kategoriyi gördükçe kıskanıyordum zaten. :)



Gabriel Garcia Marquez – Kırmızı Pazartesi

Can Yayınları, 111 Sayfa

2008/2009 İBB Şehir Tiyatroları

Yönetmen: Macit Koper



Okunan Tarih: 27 Mayıs 2015

Yorum: Bir cinayet romanı. Öyle ki cinayeti, maktulü hatta katilleri bile ilk sayfalardan itibaren biliyoruz. Ve bu eserin heyecanını ya da merak unsurunu bir nebze olsun azaltmıyor.



Yazar çocukluğunda tanık olduğu bir cinayetten kurguladığı eserde, hem “töre”yi hem mahalle baskısını hem de toplumsal duyarsızlığı dantel gibi işlemiş. Nihayetinde bu üç olumsuz güçten bir tanesi aradan çekilebilse belki de hiç gerçekleşmeyecek olan o vahşet, katillerinin bile işlemeyi istemediği bu cinayet hepimizin gözleri önünde gerçekleşiyor. Bu açıdan Santiago Nasar’ın öldüğünü bile bile okuyan bizler ile bağıra çağıra gelen bu cinayeti engelleyemeyen kasaba halkı arasında bir fark yok aslında. Adeta bir toplu akıl tutulması, akacak kan damarda durmaz atasözünün -kelimenin tam anlamıyla- kanlı canlı örneği. İşin gerçeği Marquez ile aram çok iyi değildir ya, yıllar önce oyununu izlediğim bu eserini oldum olası sevmişimdir. Toprağı bol olsun. Ayrıca genellikle kitabın ismi için çeviri faciası deniliyor ama Türkçe ismi orijinalinden çok daha çarpıcı bence.



Oyun Yorumu: https://eksisozluk.com/entry/27595441



Franz Kafka – Dava

Alter Yayınları, 224 Sayfa

2010/2011 Bakırköy Belediye Tiyatroları

Yönetmen: Turgay Kantürk



Okunan Tarih: 28/31 Mayıs 2015

Yorum: Eserin distopya kapsamına girmemesi hali hazırda varolanı ele almasından olsa gerek. Yoksa çizilen atmosfer distopik eserlerin ufukta gördüklerinden daha dehşet verici. Aynı zamanda sembolizmin de zirve eserlerinden biri. Nedir bu davanın konusu yahu diye kafa kırdıracak hale getirse de aslında Jozef K.’nın “suçu” doğmuş olmak. Suçlu (günahkar) olarak doğan bu karakterin gerekçe gösterilmeksizin kendini bir davanın ortasında bulması ve topluma karşı bireysel olarak kendini savunmaya çalışması, Yaratılıştan Varoluşçuluğa kadar geniş bir yelpazede felsefeye atıfta bulunuyor.



Felsefi boyutunu bir kenara aldığımızda da bu sefer ciddi bir sistem eleştirisi ortaya çıkıyor. Özellikle iç mekan tasvirleri insanı klostrofobi sahibi yapacak korkunçlukta. Garip merdivenleri ve ucubik koridorlarıyla dehşet verici bir “adalet sistemi” söz konusu. Öylesine buhranlı bir eser ki tamamlanmamış hali buysa dedirtiyor.



Nikolay Vasilyeviç Gogol – Bir Delinin Hatıra Defteri

Alter Yayınları, 95 Sayfa

1965 Dostlar Tiyatrosu

Yönetmen: Genco Erkal



Okunan Tarih: 1 Haziran 2015

Yorum: Bir çok baskıda Bir Delinin Hatıra Defteri, Burun ve Palto öyküleri derlenir ama benim elimdeki eserde Palto yerine Fayton vardı. Bu yazarın toplumsal sınıf ayrımcılığını eleştirisini vurgulasa da Palto hikayesini daha çok merak ediyordum şahsen. Bir Delinin Hatıra Defteri oyunlaştırılırken Burun ve Palto'dan da izler taşıyor gibime gelmişti. O açıdan üçlemeyi bozmamakta fayda var. Burun hikayesi ise apayrı bir kafada. Sürrealist bir tablonun yazı hali gibi.



Oyun Yorumu: https://eksisozluk.com/entry/27464509



F. Scott Fitzgerald – Muhteşem Gatsby

Remzi Kitabevi, 191 Sayfa

2014/2015 İstanbul Devlet Tiyatrosu

Rejisör: Faik Ertener



Okunan Tarih: 2/3 Haziran 2015

Yorum: Amerikan Rüyası'nın perde arkasını gözler önüne seren bir eser. Sınıf ayrımından yozlaşmaya, geçim derdinden, kısa yoldan köşeyi dönmeye ve huzurlarınızda gerçek Büyük Buhran Amerikası. Karakterlerin her biri adeta bir eleştiri oku. Sevdiği kadın uğruna yasa dışı yollarla köşeyi dönen fakir ama gururlu genç, her şeyden habersiz evlatlarının "iyi yerlere" gelmesine sevinen alt sınıf aile, zengin kocasının sağladığı konumunu kaybetmemek uğruna aldatılmaktan aşağılanmaya her şey sineye çeken kadın, mutsuzluklar, tatminsizlikler, bitmek bilmeyen arayışlar...



Remzi Kitabevi baskısı ve Figen Yanık çevirisi son derece yalın ve temiz Genel olarak kitabın sade bir dili var zaten. Öyle ki sanki film olsun diye yazılmış gibi. Dönemi hakkında çok ciddi fikir veren eser benim aklımda son zamanların en başarılı Tv dizilerinden biri olan Boardwalk Empire sayesinde daha bir pekişti. İşte bu kitap tam da o Capone gibilerin palazlandığı, ten renginin yargılanma sebebi olduğu, ailelerin çıkarları için bir arada kaldığı çarpık ilişkiler dönemini ele alıyor. Gerçi böyle sıralayınca günümüzden pek bir farkı yok gibi görünüyor ya.



18. Kategori (Her kitap 10 puan, 3 kitabı da okuyana ekstradan 20 puan, toplam 50 puan): Dünya edebiyatından üç kitap. Kitapların biri Latin Amerika, biri Uzakdoğu, biri Balkan edebiyatından olmalı. Türk edebiyatı kapsam dışı.

Özellikle kategorinin Balkan ayağına çok memnun oldum.



Uzakdoğu/ Sun Tzu – Savaş Sanatı

Alter Yayınları, 176 Sayfa



Okunan Tarih: 4/5 Haziran 2015

Yorum: "Savaş Sanatı"nın gerçek anlamda tüm inceliklerini ortaya koysa da esasında çokça belirtildiği gibi yaşam sanatı kitabı. Bu taktikler başta iş dünyası olmak üzere hayatın bir çok alanına rahatlıkla uygulanabilir. Evrenselliği ve zamansızlığıyla kült bir eser gerçekten. Tam bir strateji dersi olmakla birlikte yüzlerce yıl öncesinden psikolojik savaş dersi vermesiyle de takdire şayan. Tabi atalarımızın Çin'i niye bir türlü deviremediğinin de resmi aynı zamanda. :)



Eserde taktikler kadar onur kavramı da dikkat çekiyor. Bu açıdan iki uç örnekle eser hakkında fikir vermek istiyorum.



Wang Xi: Herkesin bildiğini bilmek bilgelik, kılıç gücüyle zafer kazanmak üstünlük değildir.



Zhang Yu: Sorumluluk dağıtmanın kuralı insanları beceremeyecekleri şeyler yüzünden suçlamadan, onlara kendi yetenekleri doğrultusunda sorumluluklar vererek, açgözlülüğü, aptallığı, zekayı, cesareti... hepsini kullanmaktır.

Balkanlar/ Nikos Kazancakis – Zorba

Can Yayınları, 348 Sayfa



Okunan Tarih: 6/10 Haziran 2015

Yorum: Hayat dolu bir kitap. Her şeye rağmen, sindirerek, kendine katarak, kabullenerek, kabına sığamayarak hayatı dibine kadar yaşamak.... Aleksi Zorba kesinlikle iz bırakan roman karakterlerinden biri. Onun çeyreği kadar özgür olmak kim bilir insanlığı nasıl değiştirirdi. Tamamı kadar olmak ise muhtemelen dünyayı çığrından çıkarırdı. :) Kİtap yoğun bir erkek bakış açısı ile yazılmış olsa da Zorba'yı okumak insanı hafifletiyor, neredeyse umut veriyor. Eleştirilecek yığınla yönü, kızılacak bir çok hergeleliği olmasına rağmen sırf Kazancakis'in mezar taşında yazdığı gibi son nefesinde, Zorbaca, "hiçbir şey ummuyorum, hiçbir şeyden korkmuyorum, özgürüm" diyebilmek paha biçilemez olurdu.



Latin Amerika/ Paulo Coelho – Portobello Cadısı

Can Yayınları, 261 Sayfa



Okunan Tarih: 11/14 Haziran 2015

Yorum: Yakın zamanda Brida'yı okuyup tepem atınca şunu bir kez daha okuyayım dedim. Acaba yazar bunu yazdıysa Brida'yı niye yazmış yok ileride Brida'yı yazacaktıysa bunu niye yazmış? Bu "arayış" konusunu işlenebilecek en iyi şekilde Simyacı'da yapmıştı. Ondan sonrakiler bana çok eğreti geliyor. Zamanında kadın dünyasından çok iyi anlıyorsun diye kim gazladıysa artık. Bana kalırsa Coelho'nun kitaplarında yansıttığı bir kadının samimi iç dünyası değil erkek gözüyle görmek istedikleri kadının iç dünyası. Bir de üstüne sürekli aynı konuyu yazıp durunca iyice soğutuyor. Bu konuyu işleyen bilmem kaç tane kitabının arasında yine en iyisi Veronika Ölmek İstiyor bence.



7. Kategori (10 puan): Daha önce okuduğunuz bir kitapta bahsi geçtiği için merak edip okumak istediğiniz bir kitap.

Başlı başına esin kaynağı olmakla birlikte bizzat adının geçmesi tercihimi belirledi.



Çocuklar, hep bir ağızdan bağırdılar:

“Hazine adası gibi…”

“Kırlangıçlar ve Amazonlar gibi…

“Mercan Adası gibi…”

          William Golding – Sineklerin Tanrısı, S:36



Böylece merak ettiğim iki eseri aynı etkinliğe denk getirmek de güzel oldu hani. :)



Robert Michael Ballantyne – Mercan Adası

İş bankası Kültür Yayınları, 292 sayfa



Okunan Tarih: 15/18 Haziran 2015

Yorum: Nasıl olduysa çocukluğumda es geçtiğim kitaplardan biri. Sineklerin Tanrısı'na esin kaynağı olması nedeniyle artık okuyayım dedim ve üzüldüm. Kimbilir çöp kovası misali dolmamış, saf çocuk kafamla okusaydım nasıl bir tat alırdım. Tabi şimdi yetişkin gözüyle Golding'in kaya gibi gerçekliği daha etkileyici geliyor. Gerçi Mercan Adası da özellikle yerliler konusunda elini korkak alıştırmamış. Maceraların sürükleyiciliği ve tasvirlerin kuvveti de cabası. Belki karakterlerin mükemmel İngilizliği kaşıntı yaratabilir. :) Ama çocuk gözüyle düşünürsek, kim takar karakteri. O adada olmak, çardak yapıp altında uyumak, kumsalda kendi akvaryumunu yapmak ve tabiatı keşfetmek vardı.



2. Yarı Okunan Kitap Sayısı 13 = 130 Puan

2.Yarı Okunan Sayfa Sayısı 2945 = 29 Puan

20. Kategori Tamamlandığı İçin Ekstra 20 Puan

22. Tamamlandığı İçin Ekstra 40 Puan

18. Tamamlandığı İçin Ekstra 20 Puan

İlk Yarı Toplam 268 Puan

Genel Toplam 507 Puan



 

4 yorum:

  1. Okuyup unuttuklarımı anımsamama ve okuyabileceklerimedair ipuçları veren bu bilgilendirici yayına kendi adıma çok teşekkür ederim.


    Sevgilerimle

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Güzel sözleriniz için ben teşekkür ederim. Naçizane fikir vermeye çalışıyorum. :)

      Sil
  2. maşallah kadro iyi yine :) çellocu merak ettim hımmmm :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. :)) Mümkün olduğu kadar çeşitlendiriyorum. Çellocu benim için güzel bir sürpriz oldu.

      Sil