24 Eylül 2015 Perşembe

Yaz Okuma Şenliği 2015 Neslihan'ın (Şah-Rû) 2. Yarı Raporu

Bir şenlik daha sona erdiğine göre koskoca üç ayı daha devirmişiz. Zaman nasıl su gibi akıp gidiyor, insan gerçekten hayret ediyor yani. Bu etkinlikte diğerlerine oranla okuma hızım biraz daha düşüktü. Ama bu bir yarış olmadığı için skor zaten önemli değil. Sonuçta kategori dışında okumak istediklerimiz de olabiliyor. Uyanları şenlik kapsamında değerlendirip, uymayanları da hepiniz benim bebeğimsiniz diyerek bağrımıza basabiliriz.:) Önümüzdeki etkinlikte daha da az aktif olacağım misal. Yoğun bir tempoya gireceğim için genel olarak okuma alışkanlığım oldukça yavaşlayabilir hatta yer yer sekteye bile uğrayabilir. Fakat okuyacaklarımdan yalnızca bir tanesi şenlik kategorilerinden birine uysa bile sırf bu şahane etkinliğe destek olmak için onu paylaşır yine etkinliğe katılırım. Emeği geçenlere teşekkürlerimle.



4. Kategori (10 puan): Müzik temalı bir kitap (Bir müzisyenin hayatı veya ana karakterlerden birinin müzisyen olduğu veya konusunun özünde müzik olan veya isminde müziği çağrıştıran bir kelime geçen bir kitap).
Uzakdoğu sponsorum olaya el koydu. :)


Kürşat Başar – Başucumda Müzik

İş Kültür Yayınları, 456 Sayfa


Okunan Tarih: 10/13 Ağustos 2015

Yorum: Demokrat Parti döneminde geçen tam Yeşilçamlık bir roman. Hani filmi çekilse Tiffany'de Kahvaltı gibi bir şey olur herhalde. Mekanlar, müzikler, duygular adeta dekor tadında. Bir noktadan sonra kendini tekrar edip dursa da akıcı bir eser. Gerçek hayattan esinlenmesi bir etkileyicilik katıyor. Yazarın özellikle kadınların iç dünyası konusunda oldukça isabetli yaklaşımları olmuş.



5. Kategori (10 puan): 1001 kitap listesinden bir kitap.
Uzun süredir listemde olan bu eseri geçen etkinlikteki “Bir savaş romanı” kategorisi için almıştım, neye niyet neye kısmet.


Ernest Hemingway – Çanlar Kimin İçin Çalıyor

Bilgi Yayınevi, 496 Sayfa

Okunan Tarih: 14/20 Ağustos 2015

Yorum: Hemingway’in kendi hayatından bir çok detayı da (Robert Jordan’ın da Amerikalı ve babasının intihar etmiş olması vs.) karakterleri aracılığı ile işlediği eser, öncelikle İspanya İç Savaşı’nı bizzat gözlemlerinden aktardığı için tarihi bir öneme sahip. Oldukça yalın ve tarafsız bir anlatımla ilerleyen kitapta lidersiz ve amaçsız kalan Cumhuriyetçilerin neden kaybettiği de çok açık bir şekilde anlaşılıyor. Ama özellikle konunun kuruluşu yani Amerikan bir profesörün İspanyol Cumhuriyetçiler cephesinden, sağcı milliyetçi ordunun ilerleyişini önlemek amacıyla bir köprüyü havaya uçurmak için görevlendirilmesi ve bu görevde solcu gerillalardan yardım alması, savaşın anlamsızlığını ve özgürlüğün değerini anlatılabilecek en iyi şekilde ifade etmiş. Ayrıca gerek Robert’ın bu toplam 3 günlük hikayesi boyunca kendi iç sesinde gerekse gerillaların ruh hallerinde hümanizm de bolca işlenmiş.

16. Kategori (10 puan): Polisiye/gerilim/korku türünde bir kitap.
Sanırım her zaman elimde var olan tek kategori.:)

Alein Kentigerna – Halüsinasyon

Panama Yayıncılık, 421 Sayfa

Okunan Tarih: 21/25 Ağustos 2015

Yorum: Çokça belirtildiği ve zaten sonlara doğru kitapta da geçtiği üzere, yazar fazla Fight Club etkisi altında kalmış, Belki bu kadar karıştırmasa kabul edilebilirdi ama her şeyden biraz katmaya çalışınca (derin devlet, gizli deneyler, ensest, çocuk pornosu, vahşi cinayetler vs.vs.vs.) tam bir çorba olmuş. Final de tüm bunların üstüne tüy dikiyor. Sanki yazar baştan ne amaçla yola çıktığını unutmuş ya da son dakikada hadi bunu da deneyeyim içimde kalmasın demiş gibi. Ya o final olmayacaktı ya da o altyapıyla başlamayacaktı. Bununla birlikte akıcı bir yazım dili ve merakı canlı tutan bir temposu var.



10. Kategori (10 puan): Bir iki kitabını okuyup külliyatını okumayı gönlünüzden geçirdiğiniz bir yazardan bir kitap.
Bu kategoriyi hemen hemen hep aynı isimle değerlendiriyorum ama gerçekten külliyatını okumaya baş koyduğum için elimde daima bir kitabı bulunuyor.

Amin Maalouf – Doğu’dan Uzakta

Yapı Kredi Yayınları, 457 Sayfa

Okunan Tarih: 26/31 Ağustos 2015

Yorum: Ülke adı verilmemekle birlikte Lübnan İç Savaşı’nı eksen alan eser bana yazarın diğer kitaplarına göre kendinden daha çok şey barındırıyor gibi geldi. Evet Maalouf eserlerinde geniş ve renkli ailesini çokça konu etmiştir ama fikirlerine ve bir göçmen olarak kendisine ilk kez bu kadar yaklaşmış sanırım. Belki de pişmanlıklarını ve hasretlerini ilk kez bu kadar açıkça dile getiriyordur. Okuyucunun gerçekleşmesi olasılığını tıpkı Adam gibi önce tereddütle sonra hevesle bekler hale geldiği o arkadaş toplantısı çevresinde, bir geçmişte bir günümüzde geçen hikayede, zamanın alıp götürdükleri çok çarpıcı bir şekilde ortaya konulmuş. Beni özellikle Ortadoğu hakkındaki tespitleri şaşırttı. Bizzat o toprakların insanının da benzer görüşlere sahip olmasına mı yoksa başka bir ülkenin insanı kadar dışarıdan bakıp özünden uzaklaşmış olmasına mı yormalıyım bilemedim. Fakat bana gayet nokta atışı tespitler gibi geldi doğrusu. Çokça tartışılan finale ise fikren katılıyorum, gayet cesur ve bildiğini okuyan bir final seçimi fakat işleniş olarak bir oturmamışlık ne bileyim sanki bir aceleye gelmişlik var. Belki de bir anda yarım kalan hayatlara, hayatın planlanamamasına bir atıftır. Ne de olsa “Uzun vadede, Âdem ile Havva'nın tüm evlatları yitik çocuklardır.”      

17. Kategori (10 puan): İlk baskısını 2013'te veya daha sonra yapmış bir kitap (Yabancı kitaplarda Türkçe baskısının çıktığı tarih olur).
Bazen okunacaklar öyle bir birikiyor ki yenilerden neler çıkmış bakalım diye aldığım kitaplara anca sıra geliyor.
Orhan Yeniaras – Zamanla Randevu

Panama Yayıncılık, 408 Sayfa

Okunan Tarih: 1/5 Eylül 2015

Yorum: İlgi çekici bir konuya fakat konunun ihtiyacı olandan daha zayıf bir kurguya sahip. Aslında fantastik kategoride değerlendirmek lazım ama söz konusu tarihi unsurlar çok değerli. Bence o ekipte bir tarihçi bulunsaydı daha sağlam bir zemine oturabilirdi. Misal dil konusundaki tutarsızlığa takılıp durdum. Biraz basite indirgenmiş ve özellikle diyaloglarda gereksiz tekrarlar hatta gereksiz diyaloglar var. Yine de ne yalan diyeyim böyle yolculuklar yapmayı çok isterdim.:)

8. Kategori (10 puan): İsminde yaz mevsimini çağrıştıran bir kelime geçen veya olayların yaz mevsiminde geçtiği bir kitap.
Mübadele dönemini pek dile getirilmeyen detaylarıyla birlikte ele alan bu masalsı serinin ilk kitabında kış ve bahar başlangıcı boyunca göçen Rumların hüzünlü öyküsü yer alırken, Türklerin kendi topraklarına adeta sürülerek boş kalan tarumar olmuş Anadolu’ya yerleştirilmelerini konu edinen 2. kitap, denizin karıncanın su içtiği kadar durgun olduğu, şeftali çiçeklerinin Karınca Adası’nı ışığa boğduğu, çalı altlarını mor menekşelerin kapladığı yaz aylarında geçmektedir.

Yaşar Kemal – Karıncanın Su İçtiği / Bir Ada Hikayesi 2

Yapı Kredi Yayınları, 508 Sayfa

Okunan Tarih: 6/14 Eylül 2015

Yorum: Öyle bir kitap ki hem savaşın korkunçluğunun sadece savaş anıyla, cepheyle sınırlı olmadığını sonrasının da savaş kadar zorlu, savaş kadar korkunç, savaş kadar acı olduğunu ortaya koyarken aynı zamanda tasvirleriyle ve efsaneleriyle büyülüyor. Bir yanda onbeşliler, onaltılılar, oğulları yerine künyeleri gelen annelerin bitmeyen bekleyişi, donan askerler, boş kalan evler, sahipsiz çocuklar, boş şehirler, asker kaçakları, vücudu kevgire dönmüş gaziler, “çok ölenler”… Diğer yanda her kültürden insanla o insanların efsaneleri, yörelerinin kültürlerinin güzellikleri masalları… Tüm bunların ortasında cennetten bir köşe Karınca Ada…

Gerçekten mübadele döneminde “gidenler” ve “gelenlerin” acı öyküleri çok duyulmuştur da bizzat şehirlerin acısı, sessizliği, boşluğu bu kadar duyulmamıştır herhalde. Savaş sonrası Anadolu’nun içler acısı hali savaşın nasıl bir mücadeleyle, özgürlüğün neler pahasına kazanıldığının en büyük kanıtı. Ayrıca savaştaki kıyımlarla ilgili olsun, çete haline gelen sahipsiz çocuklar ve zaman içinde ölüme terk edilişleri olsun, yerleştirilmek üzere gelenlerin yaşadıkları zorluklar olsun (misal balıkçılıkla geçinen bir ailenin bozkırın ortasına yollanması ya da yerleşmek üzere Yunan ordusunun geri çekilirken tamamen yaktığı taş üstünde taş kalmamış bir köye gönderilen göçmenler gibi) her devrin olmazsa olmazı savaş fırsatçıları olsun, kereste yokluğu olsun, dönemi pek de edebiyatta işlenmeyen yönleri ile ele alması eseri daha da değerli kılıyor. Akıcılık bakımından özellikle yoğun tasvirler ve efsaneler sebebiyle biraz ağır gelebilir. Ama bu şiirsel anlatım Yaşar Kemal’in kelimeleriyle adeta bir masala dönüşüyor.

2. Kategori (10 puan): Bir çizgi roman veya foto roman.
Tercihim yine favori animelerimden birinin mangasından yana oldu.

Hajime İsayama - Titana Saldırı (Shingeki No Kyojin)

Gerekli Şeyler Yayıncılık, 196 Sayfa

Okunan Tarih: 15/17 Eylül 2015

Yorum: Son zamanların en dikkat çeken mangalarından biri. Tabii ben yine animesinden başladım olaya ama ciddi merak uyandıran, oldukça sürükleyici bir iş. Konu, titanlar tarafından saldırıya uğrayan insan ırkından kurtulabilenlerin dünya tarihinin çeşitli olaylarına benzetilebilecek şekilde duvarların arkasında kendilerince güvenli bir yaşam sürerken en fazla 15 metrelik devlerin aksine 50 metrelik duvarı aşabilen bambaşka bir devin bu kurtarılmış bölgeye saldırmasıyla başlıyor. Dışı titanlarca/dev düşmanlarca belirlenen çizgiler içinde sürdürülen bir yaşam ne kadar güvenli ve özgürce olabilir sorusunun altında Japon tarihine de atıflar bulunabilir. Üç aşamalı duvar sistemi üzerine kurulu bu son yaşam alanında (en azından mangada bize sunulduğu kadarıyla) oldukça ileri bir teknoloji kullanılmasına rağmen titanlarla tam olarak mücadele edilememesi, titanların üreme organları olmamasına rağmen çoğalabilmeleri, açlık hisleri olmamasına rağmen neden insan yedikleri, duvarın kim tarafından yapıldığı, dış dünya hakkında neden kimsenin bir şey bilmediği gibi yığınla soru sorduran zekice bir kurgusu var. Mangada favorim olan keskin çizimler kadar ilgi çekici bir nokta da araya giren kamu ile paylaşılabilir bilgiler.



2. Yarı Okunan Kitap Sayısı 7 = 70 Puan

2. Yarı Okunan Sayfa Sayısı 2942 = 29 Puan

İlk Yarı Toplam  = 302 Puan

Genel Toplam = 401 Puan



   

4 yorum:

  1. Sizi de kutlarım:) Maalouf'un saptamalarını ben de inanılmaz ve çok objektif buluyorum... Doğudan Uzakta'yı sevmiştim ama diğer kitaplarından zayıf olduğu da doğru... Ada hikayesinin ilk ikisi çok güzeldi... ve son olarak umarım bir gün bir Hemingway okurum bir türlü denk gelemedim:) size de güz şenliği için iyi dileklerimi yolluyorum :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok teşekkürler. Maalouf'u lisenin ilk senesinde arkadaşımın elinde gördüğüm Semerkant ile keşfetmiştim. Aradan geçen uzun yıllarda, her zaman güvendiğim ve severek okuduğum bir yazar olarak kütüphaneme değer kattı. Ben de ülkesine olan tüm sevgisiyle birlikte oldukça objektif buluyorum. Güz Şenliği de tüm katılımcılar için keyifli geçer umarım.

      Sil
  2. Neslim yine çok verimli bir okuma olmuş. Okuduğun kitapların birçoğu benim okumayı çok istediğim kitaplar.
    Yorumların çok iyi. Bloğuma can veriyorsun. çok çok teşekkür ederim.

    YanıtlaSil
  3. Böyle güzel, içeriği dolu dolu ve katılımcıları/takipçileri değeli bir blogda yazılarımın yayınlaması benim için bir mutluluktur. Desteklerin için ne kadar teşekkür etsem azdır Ablacım.

    YanıtlaSil