9 Şubat 2016 Salı

Kış Okuma Şenliği 2015 Neslihan’ın (Şah-Rû) İlk Yarı Raporu

11. Kategori (10 puan): Bilim kurgu / fantastik kurgu türünde bir kitap.
Bu kategoride genelde distopya tercih ediyordum ama seçenekler daralınca bana kaçış noktası kalmamış.:) Yalnız çözüm yine sevgili Pınar’dan gelmiş oldu. Ankara ziyaretimdeki zarif hediyesi tam da bu kategoriye denk gelmesin mi?

Ursula Le Guin – Hep Yuvaya Dönmek
Ayrıntı Yayınları, 528 Sayfa

Okunan Tarih: 22 Aralık 2015 / 2 Ocak 2016
Yorum: Kitap yazacakken destan yazmak böyle bir şey olsa gerek. Geleceğe yapılmış bir arkeolojik kazı gibi. Bir toplum yaratmak; diliyle, kültürüyle, gelenekleriyle, tarihiyle… Müthiş bir şey. Aslında kitabın başında notlar kısmına gelene kadar neden bilimkurgu sınıfına girdiğini çözememiştim. Böyle tüketim çağında yaşayınca bu kadar doğal adeta yerliler gibi yaşayan bir toplumun gelecekte var olacağını düşünemedim tabi. Olabilir miyiz gerçekten? Her şeyi tamamiyle tükettikten sonra bir başlangıç şansı daha olursa bu sefer doğa ile ama en çok da kendiyle barışık bir toplum olabilir miyiz tüm gezegence? Buradan bakınca gerçekten tam bir ütopya gibi geliyor kulağa. Yalnız bir noktada farklı düşünüyorum. “Ütopyalar imkansızdır. Ama yazabiliriz” demiş Le Guin. Ve yazmış da. Fakat bu yalnızca ütopya değil. Zira Keş toplumu ne kadar ütopik ise Akbaba toplumu da o kadar distopik. Anaerkil ve ataerkil iki toplum örneği var karşımızda. Biri Kızılderilileri hatırlatan felsefe ile doğayla uyum içinde, teknolojiyi yalnızca temel ihtiyaçları kadar kullanarak yaşayıp giderken diğeri Ortadoğu’yu anımsatır şekilde savaşlara, yıkımlara ve tahribata doymayan bir yaşam sürüyor. İnsanoğlu en ütopik ortamda bile rahat durmuyor yani. Sorun gezegende değil bizde. Akıl Kenti ise aslında gayet basit bir mantıkla çalışıyor. Sınırsız bilgi önünüzde, nasıl kullanacağınıza karar vermek de elinizde. Doğaya kafa tutmak mı bir parçası olmak mı? Kulağa bolca küpe ekleyebilecek bir eser.

6. Kategori (10 puan): Yasaklanmış bir kitap.
Biraz neye niyet neye kısmet oldu ama korku/gotik edebiyatı avına devam ederken aldığım hem de sansürsüz baskısı buraya çok yakışır diye düşünüyorum.

Oscar Wilde – Dorian Gray’in Portresi (Ülker İnce çevirisiyle sansürsüz baskı)
Everest Yayınları, 188 Sayfa
Yazarına sorulmadan bir çok değişikliğe ve ağır sansüre uğrayan eser nihayetinde eşcinselliğin yasak olduğu İngiltere’de yazarının hapse girmesine sebep olmuştur.

Okunan Tarih: 3/7 Ocak 2016
Yorum: Çağının en cesur eserlerinden biri olmakla birlikte neredeyse her sayfasında en az üç aforizma barındırması da kitabı bambaşka bir yere koyuyor. Bunda Wilde’ın ifadesiyle kendisinin halkın  gözündeki hali olan Lord Henry Wotton gibi nevi şahsına münhasır bir karaktere sahip olmasının da etkisini gözardı etmemek gerek. Muhtemelen okurların kendi günahlarını gördükleri bir ayna etkisi yarattığı için büyük tepkilerle karşılaşan bu kitapta şeytanın bir yansıması varsa o da Lord Henry’dir. Zira Victoryen kültüre bir taşlama tadındaki bu karakter en uç fikirleri bile öyle mantıklıca savunuyor ki zaten normali oymuş gibi geliyor insana. Ayrıca Dorian’ı bir bilim adamı gibi deney malzemesi yapıp, onu sürüklediği hayat tarzının aksine kendisinin çok daha kapalı bir hayat sürmesi de az iblislik değil hani. Bununla birlikte Dorian da ideal bir deney malzemesi olduğu için Lord Henry’ye çok da haksızlık etmemek gerek. Her açıdan saflıktan ibaret Dorian Gray bu saflığı korumak isterken yozlaşmada çığır açarak bir çoğumuzun da yaşamını özetliyor aslında. Kimimiz idealleri uğruna, kimimiz sadece yaşamını sürdürme adına, kimimiz de yanlış kılavuzlar seçerek çok başka kapılara çıkmıyor muyuz? Dorian’ın işret alemleriyle kıyaslanamaz tabi ama kırdığı cevizleri biraz da simgesel almak gerek. Zaten çoğu o kadar üstü kapalı geçiyor ki sanki herkes noktalı yeri istediği gibi doldursun bakalım tadı var.

Diğer yandan kitabı gotik edebiyatın hatırı sayılır eserleri arasına sokan portre/ruh değişimi de oldukça dikkat çekici. Eskiler kesinlikle korkutmayı daha iyi biliyorlarmış. Ürkütücü ve bir o kadar da cezbedici bir fikir doğrusu.

10. Kategori (10 puan): Yazarından imzalı veya yazarından imzalı olmasını isteyeceğiniz bir kitap (Yalnız gerçekçi olun. İmzalı olmasını gönlünüzden geçirdiğiniz yazarların hayatta olması gerekiyor mesela).
Elimde hiç imzalı kitabı olmayan ama olmasını çok istediğim özellikle üç yazar vardı. Kütüphanemde kendi rafına sahip olan Stephen King ve Amin Maalouf ile kendi rafına taşınmaya başlayan Ahmet Ümit. Üçünden birinin kitabını tercih edecektim ki içlerinin birinin adıma imzalı kitabı hem de son kitabı hem de yeniyıl hediyesi olarak çıkıp gelmesin mi? Çok güzel arkadaşlarım var benim yaa.:)))

Ahmet Ümit – Elveda Güzel Vatanım
Everest Yayınları, 558 Sayfa

Okunan Tarih: 8/22 Ocak 2016
Yorum: Bildiğimiz ya da Ahmet Ümit’ten beklendiği manada polisiye kurgu olmadığı için tarihi/polisiye olarak sınıflandıramayız. Ama Teşkilat-ı Mahsusa’dan anlatmaya başladığını göz önünde bulundurursak bu kitap için en uygun tanım “polisiye tarihi” olur.

Ahmet Ümit çetrefilli bir konuya el atarak Osmanlı’nın son demleri ile Cumhuriyet’in ilk sancılı yıllarını aşk, devrim, Agatha Christie ve tabi ki Beyoğlu eşliğinde ele almış. “Hayatın en güzel bencilliğidir aşk” gibi kitabı haşat ettirecek kadar altı çizilmelik güzellikle cümleler bir yana, bu toprakların ilk devrimi olan Meşrutiyet’in neden bizde Fransa’da durduğu gibi durmadığının da çok isabetli bir tespiti yapılmış. Bastille’i basan kadınıyla erkeğiyle işçi, esnaf ve köylülerin aksine Meşrutiyet’i ilan edenlerin sadece aydın kesim olması ne kadar Cumhuriyet’in ilanının ilk adımları olsa da bu toprakların değişmez yazgısı “kul kültürü”nün baskınlığını bir kez daha hatırlatıyor. Eski İttihatçı edebiyatsever Şehsuvar Sami karakterinin mektuplarla anlattığı hayatı bu ülkenin tarihçesi gibi. Ayrıca başkarakterin önüne geçecek güzellikte bir Fuad karakteri var ki tam anlamıyla dönemin resmini çiziyor.

Düşündüren kitaplardan Elveda Güzel Vatanım. “Sahi nedir vatan” diye sorduran. “Kimin için neyin doğru olduğuna nasıl karar vermeli ki” diye sorgulatan. Özetle ben sevdim bu kitabı. Zaten Ahmet Ümit anlatsın sabaha kadar dinlerim de şöyle Kavim tadında, beynimizi patlatacak cinsten kriminal bir polisiye de istiyoruz artık.

3. Kategori (10 puan): Liseyi başladığınız yıl ödül almış bir kitap veya o yıl ödül almış bir yazardan bir kitap.
Benim için 1998 yılı olmakta. Bol ödüllü bir yazarımız olarak kesin 1998 yılında da bir ödül almıştır düşüncesiyle bu kategoride çoktandır seriyi tamamlamak için okumak istediğim bir kitabı değerlendirmek istedim.

Yaşar Kemal – Çıplak Deniz Çıplak Ada (Bir Ada Hikayesi 4)
Yapı Kredi Yayınları, 267 Sayfa
(Yaşar Kemal 1998 Bordeaux Yayıncılar Birliği Yabancı Edebiyat Ödülü sahibidir)

Okunan Tarih: 23/28 Ocak 2016
Yorum: Serinin ilk üç kitabına göre oldukça zayıf kalan bir son olmuş. Belki üçüncü kitaptan sonra araya giren uzun süre, artık bitirmeliyim düşüncesini hissettiren satırlara sebep olmuştur. Okumaya doyulmayan betimlemeler diğer kitaplara nazaran daha az yer alıyor. Yine de okuyanların burnuna buram buram menekşe kokusu gelmiş olmalı. Bazı yerlerde çok fazla cümle bozukluğu ve yineleme var. Evet serinin tamamı kendine özgü bir dile sahip zaten ama bu diğer kitaplardan daha farklı. Onlardaki masalsı atmosferden çıkılmış gibi. Bir de çok aceleye bağlamış mutlu sonlar. Çoğu karakterin de akıbeti belli değil. Herşeye rağmen bu destanın bir sona kavuştuğunu görmek güzel. Mübadele dönemini bu kadar içeriden, pek bilinmeyen yönleriyle, hemen her "tarafın" gözünden, insan yaşamıyla ele alan nadir belki de tek eser. Ruhu şad olsun üstadın...

15. Kategori (10 puan): Romantik türde bir kitap.
Benim başımın belası bu kategori. :) Ankaralı çok sevgili bir arkadaşımın “afakanlar bastı bitirene kadar, al şunu götür giderken de gözüm görmesin” diyerek çantama sokuşturduğu, son zamanlarda pek sık adı geçen kitabı bu vesileyle okuyayım dedim.

Şebnem Burcuoğlu – Kocan Kadar Konuş
Dex Plus, 214 Sayfa

Okunan Tarih: 29 Ocak / 1 Şubat 2016
Yorum: Bridget Jones kuşağına pek de bir şey ifade edemeyen bir kitap. Bu "evrensel sorun!!" Türk adetlerine özgü bir kaç sos katınca ilk kez keşfedilmiş olmuyor. Belki yine çerezlik hafif bir kitap olarak okunabilirdi fakat en büyük eksisi alttan alta sözde eleştirdiği ne varsa hepsini bir güzel yutması, dahası zannedildiği gibi "başkası olma kendin ol böyle çok daha güzelsin" sonucuna çıkamaması. Halbuki fena başlamıyordu. Türk kadınının dünyasındaki kat kat çemberlerin "beklentileriyle" çizilmiş hayatına basit ama güzel eleştiriler vardı. Sonra öyle bir hızlı geçiş öyle ani bir dönüş oluyor ki e hani bu ülkede/topraklarda kadın olmanın zorluğu dedirtiyor. Hadi bu kadar büyük misyonlar yüklemeyelim desek teknik olarak da eksiklik fazla. Bu kitabı hediye olarak değil de al götür ne yaparsan yap diyerek veren arkadaşa hak verdim doğrusu.

16. Kategori (10 puan): Karakterlerinden birinin bulunduğu kitaba isminde geçtiği bir kitap.
Genelde klasiklerin tercih edildiği bir kategori bu. Hani benim de ilk aklıma gelen böyle bir tercih yapmaktı. Ama işimiz sadece okumak değil saksıyı da çalıştırmak olduğundan hem Eral Ablam’ın hediyesini değerdirmek hem de biraz mizah katmak istedim. Evet karakterlerden biri kitaba adını vermiş vermesine ama ne karakter. J

Aslı Tohumcu – Ölü Reşat
Doğan Kitap, 153 Sayfa

Okunan Tarih: 2/5 Şubat 2016
Yorum: Kitabın yazım dili birkaç yazar ve kitabı çağrıştırmıyor değil fakat konusu kesinlikle kendine özgü. Özellikle Reşat karakteri ve “varoluşu” oldukça cin bir fikir. Yakın dönem tarihimizde bir ileri bir geri hızlıca tur attırıp, güldürürken hak verdiren saptamalarıyla kıvrak bir zekanın eseri olduğu çok açık. Şiirsel dilin zaman zaman akıcılığı sekteye uğratacak kadar dolanması kitabı yavaşlatsa da konu kendini merakla okutturuyor. Ayrıca dünyaya geliş sırasını kaptıran bu iblis ve diğer alem evlere şenlik doğrusu.

İlk Yarı Okunan Kitap Sayısı 6 = 60 Puan
İlk Yarı Okunan Sayfa Sayısı 1908 = 19 Puan
Toplam 79 Puan

Eral Ablam'a ve Pınar'a teşekkürlerimle...

5 yorum:

  1. Okuduğun kitaplardan Dorian Gray’in Portresi, Ölü Reşat özellikle ilgimi çeken eserler. İnşallah fazla geciktirmeden okuyacağım. Ahmet Ümit in bu son eserini çoğu arkadaş sevmedi. Senin bu kitap hakkındaki düşünceni iyi bir Ahmet Ümit okuru olarak merak ediyordum. Yorumun çok iyi oldu. Çok teşekkür ederim yorumların için.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ben teşekkür ederim Ablacım, hem teknik hem manevi desteklerin için.

      Ahmet Ümit okurları olarak artık gerçekten kriminal tarzda bir polisiye istiyoruz. Çoğunluğun memnuniyetsizliği o açıdan olabilir. Ama objektif olmak gerek. Kurgusu yerinde, anlatımı güzel, karakterleri cazip bir kitap var karşımızda. Bundan ötesi zevkler ve renkler meselesi tabi. Ben sevdim şahsen. Ama en iyi kitabı da demem. Kavim'i geçmek kolay değil benim gözümde. :)

      Sil
  2. Bu sefer hep bildiğim eserler çıktı:) Dorian Gray'in portresini ortaokuldayken okumuştum ve çok sevmiştim ama çocuk aklımla ne kadar anladım bilemiyorum kitap hala duruyor sararmış haliyle. zaman zaman yeniden okuyayım diye düşünüyorum bakalım kısmet artık...

    Ursula Le Guin'i not aldım ona bakacağım, Ada hikayesinden bende de bir tek son kitap kaldı burada görünce ben de okuyayım dedim... Kocan kadar konuş için yazdıklarınıza aynen katılıyorum..
    Sonuç olarak çok güzel yorumlar olmuş, keşke daha sık yazsanız. elinize sağlık, sevgiler :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bazı eserleri arada bir okumakta fayda var gerçekten. LeGuin'nin Mülksüzler'ini de tavsiye edebilirim.

      Teşekkürler, etkinlik dahilinde yorumlarımı sağolsun Eral Ablam yayınlıyor. Onun dışında okuduğum tüm kitapları Vikitap'ta yorumluyorum. Benden de sevgiler.

      Sil