21 Haziran 2016 Salı

Bahar Okuma Şenliği 2016 Neslihan’ın (Şah-Rû) 2. Yarı Raporu

Her güzel şeyin bir sonu vardır illa ki. Sevgili Pınar'ın büyük emeklerle her birimizin hayatına dokunduğu bu güzel etkinliğin de sonuna gelmiş bulunmaktayız. Üzüldüm mü? Doğrusu evet, kategori beklemenin heyecanı özlenmeyecek gibi değil. Etkinliğin bize kattıkları çok önemli. Buradan hayatımıza alışkanlık olarak geçecek güzellikler edinmiş olmak da bir o kadar değerli. Kendi adıma benim için en büyük artısı "çeşitliliği" artırmak, ihmal ettiğim bir çok edebi türe yer vermek oldu. Birlikte okumanın keyfi de inkar edilemez tabi. Keşfedilen onlarca kitap ise paha biçilemez. :)

En başta bizlere köprü olan Pınar olmak üzere, her zaman desteğiyle yanımda olan Eral Ablam'a, her etkinlikte gerek kütüphaneleri gerekse fikirleriyle destek olan can arkadaşlarıma, etkinliği paylaştığım kimi zaman kategorilerinden kopya çekmek suretiyle saksıyı çalıştırdığım tüm katılımcılara teşekkürler. Pınar'ın çok güzel bir şekilde dediği gibi "okudukça çoğaldık".


Bahar Okuma Şenliği 2016 Neslihan’ın (Şah-Rû) 2. Yarı Raporu

9. Kategori (10 puan): Gilmore Girls listesinden bir kitap.
Gilmergiller de az okumazdı hani.:) Özellikle bayadır okumak istediğim bir kitap seçtim listeden.

Hermann Hesse – Siddhartha
Can Yayınları, 158 Sayfa

Okunan Tarih: 8/11 Mayıs 2016
Yorum: Siddhartha Gautama’nın (Gotama Buda) hayatını biyografik olarak değil de yazarın kendi hayatından yansımalar eşliğinde ve kendi yorumuyla ele alan bir eser. Yine günümüzün imkan ve çeşitliliği ile değil, yazıldığı dönem itibariyle değerlendirilmesi gereken kitaplardan. Yoksa üzerine ne Simyacı’lar ne Ferrarisini Satan Bilge’ler geldikten, maneviden ticarisine her türlü bakış açısına rahatlıkla ulaşabildikten sonra aynı etkiyi yaratmasını beklemek haksızlık olur.

Bir arayış hikayesi. Aslında aranan hiç de öyle uzaklarda değil fakat yüzleşilmesi en güç olan insanın kendi benliği ile yüzleşmesi olduğundan ulaşması en zor hedeflerden biri olsa gerek. İyisiyle kötüsüyle hayat, her bireyin öncelikle kendini keşfetmesiyle keşfedilen bir şey. Ya da kitapta çok güzel özetlendiği gibi;
“Bilgi bir başkasına aktarılabilir, bilgelikse hayır. Bilgelik keşfedilebilir, bilgelik yaşanabilir, bilgelik el üstünde taşıyabilir insanı, bilgelikle mucizeler yaratılabilir, ama bilgelik anlatılamaz ve öğretilemez.“

16. Kategori (10 puan): Olayların Güney Yarımkürede geçtiği bir kitap.
Aslında kategorilerden birine uyuyor mu diye bakmadan okumuştum. Öncelik vermek istediğim bir eserdi. Merak ettiğime fazlasıyla değdiği gibi güzel şehir Rio’da geçmesi sebebiyle bu kategoriye de cuk oturdu.

Fabio Moon & Gabrel Ba – Güngezgini
Çizgi Düşler, 256 Sayfa

Okunan Tarih: 12/15 Mayıs 2016
Yorum: Edebiyat sanatı böyle bir şey işte. İlk başta çizimler hikayenin önüne geçmeyecek sadelikteymiş gibi gelse de tam da favorim olan keskin çizimleriyle çok kaliteli bir iş. İçerik ise aşmış zaten. Müthiş bir konu. Diğer yandan gerek aile bağları ve ilişkileri, gerekse kalabalık içinde yalnızlık gibi temalarıyla Latin Amerika Edebiyatı’nı da bolca hissettiriyor. Daha ilk bölüm ölümle başlayınca acaba geri dönüşlerle mi anlatılıyor diye merakla okumaya devam ederken bir süre sonra asıl olayı kavrayıp kaptırıp gidiyor insan.

Her seferin sonunda ölüm olduğunu bile bile okumak garip gelse de sonunda ölüm olduğunu bile bile yaşamaktan garip olamaz herhalde. Anlatması güç, ancak okuyarak deneyimlenebilecek müthiş bir eser.

“Hayat bir kitap gibidir oğlum.
Ve her kitabın bir sonu vardır.
O kitabı ne kadar seversen sev…
…son sayfaya gelirsin…
…ve kitap biter.

Sonu olmayan bir kitap eksiktir.
Ve kitabın sonuna vardığında…
…yalnızca o son kelimeleri okuduğunda…
…kitabın ne kadar iyi olduğunu anlarsın.
Gerçek gibi."(S.218)

10. Kategori (10 puan): Normalde okumayacağınız veya uzak duracağınız türde bir kitap.
Şampiyon belli. Mümkün olduğu kadar objektif olup her türden okumaya çalışsam da aşk romanı kisvesi altında satılan, kurgudan bi haber, kişisel cinsel tatmin kitaplarıyla hiç işim olmaz.

Sandra Brown – Aşk Daima Kazanır
Epsilon Yayıncılık, 221 Sayfa

Okunan Tarih: 16/20 Mayıs 2016
Yorum: Bu kadar basit kurguları hatta neredeyse kurgusuz yazılmış kitapları gördükçe bir zamanların meşhur reklamındaki “ağzı olan konuşuyor” sözü gibi, bir yayınevini kafaladığı sürece önüne gelen yazar olabiliyor demek ki diye düşünüyorum. Gerçi asıl sorun New York Times’ın En Çok Satanlar listesinde bence. Yeni sözde aşk kitabı görünümündeki Feriştah’ın “fentezilerine” taş çıkartacak ucuz kağıt parçalarına göre en azından edepli olan bu kitabı ele alırsak baya da satan bir yazarın eseri. Fakat bir yığın mantık hatasını bir kenara bıraksak bile en azından bir roman çatısı oluşturmanın gerekliliğini içeren temel değerlerden de yoksun. Bir klasik ciddiyeti zaten beklemiyorum da en azından hikayenin bir alt yapısı, karakterlerin birazcık olsun boyutu olsaydı fena mı olurdu? Bu kadar basit olunca insanı pembe düşlerle oyalayamıyor bile.

15. Kategori (10 puan): Genç yetişkin türünde bir kitap.
Arkadaşın şaka maka neredeyse elimize büyümüş delikanlısının tavsiyesine uydum.

Christopher Paolini – Eragon
Altın Kitaplar, 507 Sayfa

Okunan Tarih: 21/31 Mayıs 2016
Yorum: Bu kadar genç bir yazarın eseri olduğu düşünülürse oldukça derli toplu bir kitap. Basit kurgusu, temposu ve yalın diliyle akıcı. Genç kuşak için dostluğa, yargılara ve bilginin önemine dair güzel alt metinler de içeriyor. Karakterleri kendini okutturacak renklilikte. Eragon’dan ziyade sırf Brom ve Saphira için bile okunabilir.

21. Kategori (Her bir kitap 10 puan, tüm kitaplar okunursa ekstradan 40 puan, toplamda 80 puan): Ölmeden Önce Okunacak 1001 Kitap Listesinden dört kitap.
Bu aralar klasiklere ağırlık vermek istediğim için seçimim de en büyük klasiklerden biri oldu.

Fyodor Mihailoviç Dostoyevski – Karamazov Kardeşler
İletişim Yayınları, 936 Sayfa

Okunan Tarih: 1/20 Haziran 2016
Yorum: Tarihin en büyük eserlerinden biri olmasına hak vermemek mümkün değil. Etiksel yanıyla çetrefilli olmasına karşın, bizim zamanımız için görece basit bir vakanın bu kadar derin bir kurguyla işlenebilmesi müthiş gerçekten. Karamazovlardan her biri Rusya’nın ayrı bir dönemini temsil ediyor adeta. Gelenekselcilik, batı özentiliği, kölelik, din... Özetle dönemin Rusya’sının günlük yaşamı tamamiyle romana yedirilmiş.  Psikolojik tahliller eserin en dikkat çekici yanı. Hem karakterlerin sunuluşundaki psikolojik derinlik hem de karakterlerin birbirleri hakkındaki psikolojik tahlilleri muazzam. Özellikle mahkeme bölümünde savunma ve iddia makamlarının söylevleri en çarpıcı bölümlerden. Kitabın ayrıca çok zekice bir arimetiği var. Hemen her şeyin karşılığını yine kendi içinde barındırıyor.

Beni en etkileyen bölümlerden biri; kendi şeytanı ile boğuşan İvan’ın kitabın adeta meleği Alyoşa’ya ilahi adalet (ve belki de suç ve cezanın temeli) söylevi oldu.

“Suçlular yokmuş, her şey zincirleme birbirinden doğuyormuş, ben biliyormuşum bunları… bana ne bütün bunlardan? Suçlunun cezasını bulması gerekli benim için, yoksa mahvederim kendimi. Hem başka bir dünyada, sonsuzlukta bulmasını istemiyorum suçlunun cezasını. Burada, yeryüzünde olmalı bu, görmeliyim! Ben de inandım, ben de istiyorum görmeyi, o saate kadar ölürsem diriltsinler beni, çünkü ben yokken olursa bütün bunlar, çok ayıp kaçar… Gelecekte başlayacak sonsuz mutluluğun gübresi olayım diye çekmedim bunca acıyı! “ (S.322-323)

2. Yarı Okunan Kitap Sayısı 5 = 50 Puan
2. Yarı Okunan Sayfa Sayısı 2078 = 20 Puan
İlk Yarı Toplam  = 93 Puan
Genel Toplam = 163 Puan